Bir isteğim daha vardı; yüksek lisans yapmak. Eskiden beri psikolojiye de merakım vardı. İlgi alanım da ilahiyat olduğu için Din psikolojisi alanında lisans üstü eğitim almak istiyordum. Ama bir türlü müracaat etmek nasip olmadı. Annem, ben 10 yaşındayken vefat etti. Babam da daha sonra ikinci evliliğini yaptı. Üvey annem de vefat edince babam yalnız kaldı. Babam zaten yaşlıydı, tek başına kalamazdı. Babamla birlikte yaşamaya karar verdik. Haliyle sorumluluk alanım genişlemişti. Bir tarafta babam diğer bir tarafta ise eşim ve çocuklarım vardı. Yüküm ağırdı. Anne baba hakkını, hakkıyla yerine getirmek kolay değildir. Bir düzeniniz var ve siz, sil baştan yeni bir düzene geçiyorsunuz. Tabi ki zaman zaman fırtınalar kopacak, yeri geldiğinde dev dalgalarla boğuşacaksınız ama maharet gemiyi devirmeden sahili selamete ulaştırmaktır. Benim için babaya hizmet yüksek lisanstan daha önemliydi. Belki elimde yüksek lisans diploması yok ama içim rahat, kalbim müsterihtir. Aslında ben, fahri olarak yüksek lisans yaptığımı düşünüyorum. Hangi alanda mı? “ Birlikte yaşama ve sabır”. Bazen çalışırsınız, gayret edersiniz ama elinizde bir belge olmaz. En büyük belge Allah’ın rızası değil mi? Umarım Rabbim, eksik ve hatalarımızla birlikte yaptığımız hizmetleri kabul eder ve bizlerden razı olur.

Zaman zaman haber sitelerine düşen, çocukları tarafından kaderine terk edilmiş yaşlı anne babaların hayat hikayeleri beni derinden üzer. İnsanın yaşlanıp da en çok desteğe ihtiyacı olduğu bir anda yanında çocuklarının olmaması ne kadar da acı, değil mi? Anne babaların fedakârlığı çocukların ise vefasızlığı ile alakalı halk nezdinde meşhur olmuş bir söz vardır: “Bir baba 40 evlada bakmış; 40 evlat ise bir babaya bakmamış.”

Yaşlı insanlara karşı eskiden beri sevgim ve muhabbetim vardır. Ne zaman kaderine terk edilmiş yaşlıları görsem içim cız eder. Geliniz biraz empati kuralım. Yaşlanmışsınız ve bakıma muhtaç hale gelmişsiniz. Eğer evladınız helal süt emmişlerden ise sizi “huzur evine (!)” değil de yanına almıştır. Bir ömür tükettiğiniz evinizden, köyünüzden, sokağınızdan velhasıl çevrenizden ayrılmanın hüznü ile içiniz buruk. Alışık olmadığınız bir yerde yeni bir hayata başlıyorsunuz. Bu yer oğlunuzun/ kızınızın evi de olsa durum değişmez, yaşam tüm zamanları ile sizin için zorlaşır. Hep o eski günleri yad edersiniz. Hayatınızın yeni safhasına tam alışmak üzeresiniz. Torunlarınızla kaynaşmış mutluluk size göz kırpıyor. Ama bir gün, gelininiz yüksek sesle oğlunuzla tartışıyor ve kavganın konusu sizinle ilgili:

-“Bu sadece tek, senin baban mı? Sadece sen, tek mi oğlusun? Diğer çocukları evlerinde, işlerinde, biz burada perişan olmuşuz, kimin umurunda. Vefat edince bak nasıl da sahiplenirler, taziyede baş köşeye otururlar. Miras taksimine gelince nasıl da haktan hukuktan bahsederler.” Gibi sözleri kulaklarınıza kadar gelmiştir. Ve gün geçtikçe bu tartışmalar, kavgalar devam edecektir. Evde huzur kalmamıştır. Oğlunuz iki arada kalmıştır. Bir tarafta babası diğer tarafta ise eşi, çocukları. Ne kadar içler acısı bir durum değil mi? Peki ya çocukları olup da, yalnızlığa terkedilenler, huzur evine girenler... Kim bilebilir bu yaşlıların ıstırabını, çektiği acıları?

Allah ömür verirse hepimiz yaşlanacağız. Bizler de bu hallere düşebiliriz. Yaşlanmanın getireceği sıkıntılardan Allaha sığınmalıyız. Çünkü peygamber efendimiz de ( s.a.v. ) ihtiyarlığın sebep olduğu acizlikten Allah’a sığınmıştır: Enes (b. Mâlik) diyor ki: “Hz. Peygamber (s.a.v.) şu dualar ile Allah’a yalvarırdı: ‘Allah’ım! Cimrilikten, tembellikten, ömrün en rezil/ düşkün zamanından, kabir azabından, hayatın ve ölümün fitnesinden sana sığınırım.’” (Müslim, Zikir, dua, tevbe ve istiğfar, 52)

Yaşlılarımız için bir diğer sıkıntı ise bakımları için sıraya konulmaları. Açık bir ifade ile söylemek gerekirse çocuklarınızın belirli bir süre ile sizi evlerinde misafir etmeleri. Süre dolunca sizin zorunlu olarak diğer çocuğunuzun yanına alınmanız. İnsanın yaşlanınca bakımı için sıraya alınması, ev ev dolaşması ne kadar acıdır değil mi baba? İşin daha da acısı kimi evladınızın bakımınızı üstlenmemesi yani aile düzenimiz bozulur endişesiyle sizi evine almamaları, sizinle ilgilenmemeleri...

Yaşlı bakımı kolay değil ve günümüz insanı maalesef yaşlılarla beraber yaşamak istemez. Hatta evin en küçük oğlu için kız istemeye gittiklerinde bazı ailelerde kız tarafı sorar: evinizde “çer çöp” (Yaşlanmış anne babalar kastedilerek) var mı? Yani anne baba hayatta mı diye? Eğer hayatta iseler kız tarafı bir bahane bulur kızını vermek istemez. Anne baba gibi baş tacı varlıkları çer çöp ile kıyaslamak ahlaksızlığın zirve yapmış halidir. Evlerimizin bereketi, rahmetin vesilesi yaşlılarımız hakkında böyle düşünen bir aileden kız almak ne kadar mutluluk getirecek? Yüce Rabbimiz anne babaya öf!” bile demeyi yasaklamışken Onlara karşı nasıl da böyle küstahça ifadeler kullanılabiliyor. Kur’an’ı Kerimde yüce Rabbimiz, varlık sebebimiz anne – babalarımıza karşı nasıl davranmamız konusunda bizlere yol gösteriyor: “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara öf bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle. Onlara merhametle ve alçak gönüllülükle kol kanat ger. “Rabbim! Onlar nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse şimdi sen de onlara merhamet göster” diyerek dua et. (İsrâ süresi 23. 24.)

Kendimize gelelim, elleri öpülesi yaşlılarımızın kıymetini bilelim. Rabbim sonumuzu hayreylesin. Yaşlı babama yaptıkları hizmetlerden dolayı eşimden ve çocuklarımdan Allah ebeden razı olsun.