“Kaç yaşında olursanız olun yetim kalmanın yaşı yokmuş…”
2023 yılının 4 Haziran Pazar günü akşamıydı.
Camide akşam namazı esnasında bir hüzün çöktü üstüme. Duygularım kabarmış, içimden ağlamak geliyordu. Namazın ardından düşüncelere daldım. Bir yandan da gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Zira babamın durumu içler acısıydı. Gün geçtikçe de kötüye gidiyordu.
Camiden eve geçtiğimde hemen babamın yanına gittim. Babam, ruh gibi öylece yatağa mahkum uzanıyordu. Son birkaç gündür pek konuşmuyordu. Sigarasız bir an durmadığı halde sigara dahi istemiyordu. Babam böyle hiç sessiz sedasız yatar mıydı? Hey gidi günler hey! Babam sessiz sedasız yatağa uzanıp bekleyecek… Bu olacak şey mi? Oysa babam gençliğinde bir ayağı camide, bir ayağı garp tarlasında olurdu. Akşam yemeğinden sonra ise gece yarılarına kadar dost meclislerinde ağırlanırdı.
Babamı biraz konuşturmak istedim. “Baba! Ben oğlun İsmet’im” dedim. Babamda yine ses seda yoktu. Sadece sağ elini başına bir iki kez götürdü: “Seni tanıyorum, biliyorum, başım üstüne” anlamında.
Ağlamaklı bir çehreyle babamın eline yapıştım, birkaç kez öptüm. O esnada babam da başımı kendine doğru çekmeye çalışarak başımdan öptü.
Babam son birkaç gündür iştahı kesilmiş doğru düzgün bir şey de yemiyordu. Ona bir kase sütlaç getirip yedirmeye çalışırken babamın bakışları bir ara yukarıya, bir noktaya odaklandı. Sanki gelenler vardı. Sağ elini birkaç defa başına götürdükten sonra elini kalbinin üzerine bıraktı. Ardından eliyle bir noktaya işaret ederek “otur, oturun” anlamında elini birkaç kez aşağı doğru salladı.
O anda biraz tedirgin oldum. Kim, kimler geldi? Gelen Azrail aleyhisselam mıydı? Düşüncelere dalarken bir yandan da babama sütlacını yediriyordum. Babam her seferinde birkaç kaşık aldıktan sonra kaşığı geri çevirir, yemek istemezdi. Ama bu sefer bir kase sütlacı bitirdi.
Sevinçle hanıma dedim ki: “Hanım, babamın durumu iyi, bir kase sütlacı bitirdi.” Daha sonra yatsı ezanını okumak üzere camiye gittim.
Yatsı namazından sonra babamın yanına dönerken tam kapıda hanım bana seslendi: “Bey! Çay hazır, gel çay içelim” dedi. Kapıda babama baktım, durumunda bir değişiklik yoktu öylece yatıyordu. Yan odada çayımı içtim. Yorgundum, birden uyku bastı. Orada birkaç dakikalığına kestirdim.
Hemen irkildim, babamın yanına doğru hareket ederken hanım dedi ki: “Bey! Sen yorgunsun uyu, ben hacı amcaya bakarım.” Ben rahat edemedim ve babamın yanına gittim. Babam hâlâ yatıyordu.
Yatağımı serdim, dualarımı okudum, uzandım. Tam uykuya dalacakken bir hırıltı geldi. Emin olmak için kulak verdim. O hırıltı sesi babamdan geliyordu. Hemen kalktım, ışığı açtığımda babam sekerat halindeydi.
Hemen mutfağa koştum, bir bardak su ile bir yemek kaşığı alarak babamın yanına döndüm. Bu arada hanımı ve çocukları da haberdar ettim. Sol kolumu babama yastık yaparak babamı kucağıma aldım. Babam son nefeslerini alıp verirken kaşıkla babama su içirmeye çalışıyordum. Gözlerimden yaşlar süzülüyor, bir yandan da Yasin suresini okuyordum.
Babam dönüşü olmayan bir yolculuğun vedasındaydı. Hanım ve çocuklar dışarıda panik halinde pencereden bize bakıyorlardı. Ben ise takdir-i ilahi denilen çaresi olmayan bir durumu idare etmeye çalışıyordum.
Saat gece 10.40 civarıydı. Babam 104 yaşında “dünya hayatı tatlıdır” dediği bu fani hayattan ebedi aleme göçtü.
İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn
“Biz şüphesiz Allah’a aidiz ve muhakkak O’na döneceğiz.” [Bakara 2/156]
Babam vefat edince hüngür hüngür ağladım. Normalde sulu gözlü değilim. Ama babamın vefatı beni derinden üzdü. Dile kolay, 47 yıllık ömrümün yaklaşık 33 senesi babamla aynı sofrada yemekle, aynı kaptan su içmekle geçti. 10 çocuklu ailemizin en küçük ferdi olmam hasebiyle babamla birbirimize çok bağlıydık.
Babamın vefatından sonra onun yokluğuna alışmak kolay olmadı. Deyim yerindeyse depremde hasar almış yapılara döndüm. Dışım sağlam görünür fakat iç âlemim yıkık dökük. Babamın camide namaz kıldığı yer hep gözüme takılır. Yatıp kalktığı oda hâlâ onun ismiyle anılır: “Odê Bavê Hecî” – Hacı babanın kaldığı oda. Sohbetlerimiz onun bir hatırasıyla canlanır. Yıllar geçse de onu hep özlemle anacağım.
Özetlemek gerekirse, babamın vefatının ardından ben şunu anladım: Kaç yaşında olursanız olun yetim kalmanın yaşı yokmuş…
“Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, anamı babamı ve inananları bağışla.” [İbrahim 14/41]