Ayrıca Mâ’sere, konumundan dolayı sınıra komşu olan diğer köyler gibi kaçakçılık faaliyetlerinin de yapıldığı bir yerdi. Kaçakçılık; isminden de anlaşılacağı üzere devletin izin vermediği, yasa dışı yollarla yapılan sınır ticaretini ifade eder. Kaçakçılık faaliyetleri, tarım ve hayvancılığın yanı sıra bölge halkının başvurduğu riskli bir geçim kaynağıydı. Çünkü sınır arazisi mayınlıydı ve sınır nöbetini tutan askerlerin güvenlik gerekçesi ile ‘vur emri’ vardı. Kaçakçılık, bölge halkı açısından hem kârlı hem de ölümlere ve ciddi yaralanmalara, uzuv kayıplarına ( ayak/bacak ) sebep olabilecek tehlike arz eden bir alışverişti. Uzun yıllar sınırda yapılan kaçakçılık, kimilerinin servetine servet katarken, nice evlere de kor ateşi düşürmüştür. Kaçakçılık sonucu mayınlı arazide feci bir şekilde can verenler... Ölmeyip farklı derecelerde sakat kalanlar... Sınır geçişlerinde patlayan mayınlar sonucu telef olan koyunlar, inekler... Bölgede kaçakçılık sonucu ölenler nedeniyle nice kadınlar genç yaşta dul kalırken, nice çocuklar da yetim büyümüştür. Ve hâlâ kaçakçılık sonucu farklı derecelerde sakat kalmış kişilere rastlamak mümkündür.( Nisan 2026 )
Ben küçük iken zaman zaman babamın; ‘dün gece müsademe olmuş’ sözünü duyardım. Müsademenin; sınırı korumakla görevli askerler ile kaçakçılar arasında meydana gelen silahlı çatışma olduğunu sonradan öğrendim.
O yıllarda ( 1980’li ) Türkiye’den Suriye’ye kaçakçılar tarafından canlı hayvan ( Koyun, inek ) geçişi yapılıyordu. Türkiye’de ucuza alınan canlı hayvanlar Suriye pazarlarında yüksek bir fiyatla satılıyordu. Kaçakçılar, Suriye’de ucuz olup ta Türkiye’de yüksek bir fiyata satılacak eşyalar ile dönerlerdi. Örneğin çay, kahve, sigara kağıdı, duvar halıları, teyp, mini televizyon, vantilatör, jeneratör vs. Kaçakçılar, mallarını hamallar eliyle bin bir güçlükle sınırdan geçirirlerdi. Daha sonra bu mallar cipler ( jeep ) ile yurt içi pazarlara taşınırdı. O günlerin yollarında ve arazi şartlarında cipler ideal taşıtlar idi. Kaçakçılık zincirinde cip şoförleri de fazlasıyla ücretlerini alırlardı.
Kaçakçılık faaliyetleri 1980 darbesiyle sekteye uğramış daha sonraları ise insanların bilinçlenmesi ve sınır hattında alınan tedbirler neticesinde günden güne azalmıştır. Hızla artan nüfus, yağışların azlığı, yer altı suyunun çekilmesi, işsizliğin artması gibi nedenlerden dolayı insanlar iş imkanı olan illere göç etmek zorunda kalmıştır. Herhangi bir işte çalışmayan gençlerin tercih ettikleri yer ise turistlerin yaz mevsiminde akın ettikleri Akdeniz sahil kentleri olmuştur. Gençler yaz mevsimi boyunca ‘turizm ve otelcilik’ hizmetlerinde istihdam olanağı bulmuşlardır.
Suruç ve çevresinin Suriye’ye açılan Mürşitpınar gümrük kapısı faaliyette olmadığından kaçakçılar sınırı yasal olmayan yollardan geçiyorlardı. Köyümüz Mâ’sere ile Mürşitpınar sınır kapısı arası yaklaşık 3-4 km’dir. Şimdi soruyorum sizlere Mürşitpınar sınır kapısı faal olsaydı bu zayiatlar olur muydu? Gözyaşları akar mıydı? Kadınlar dul, çocuklar yetim kalır mıydı? Eğer Mürşitpınar sınır kapısı açık olsaydı bölgemiz ekonomik açıdan gelişecek, insanlar daha müreffeh bir hayat yaşayacaktı. Bölge insanı yıllarca Mürşitpınar sınır kapısının açılacağı vaadi ile oyalandı ve yıllarca bu ümit ile yaşadı. Ve hâlâ Mürşitpınar sınır kapısının açılacağına dair söylentiler halk arasında dolaşıyor. Umarım en kısa zamanda bu kapı açılır da bölgemize, ülke ekonomisine katkı sağlar.
Gecen günlerde kaçakçılık yıllarında adından söz ettirmiş adeta bu işin uzmanı olmuş kişilerden biri olan Ahmet amcayla biraz konuşma fırsatım oldu. Ahmet amca, pişmanlık dolu sözlerle o eski günleri yad etti. Yaptığımız şey doğru değildi diyerek sözlerine başladı. Daha sonra mayınlı arazide mayınlara basmadan nasıl yürüdüğünü, mayınlı arazide feci şekilde can verenleri, sakat kalanları kısaca anlattı. Ahmet amca her ne kadar kaçakçılık yıllarında bu işin ustası olmuş olsa da “ Su testisi su yolunda kırılır” atasözünün öngörüsü ile O’na da kaçakçılıktan unutamayacağı bir hatıra kalmıştır. Zira O, ailesinin geçimi yolunda sağ bacağını ocaklar söndüren sinsi bir mayına kaptırmıştır. Ölmediğine şükreden Ahmet amca, bacağını kaybetmenin derin üzüntüsünü yüreğinde yaşıyor. Yılların yormuş olduğu bedenini ise protez ayak/bacağıyla taşıyor.
Türkiye, yasa dışı geçişleri ve kaçakçılığı önlemek amacıyla Suriye-Türkiye sınırına yaklaşık 837 km beton bloklarla güvenlik duvarı inşa etmiştir. Aynı şekilde Irak, İran kara sınırlarına da bu duvar inşa ediliyor. Bu beton bloklar modüler özellikte olup her biri 7 ton ağırlığında, 2 metre genişliğinde, 3 metresi beton ve 1 metresi tel örgü olmak üzere 4 metre yüksekliğindedir. Güvenlik duvarının inşasıyla ve sınırda alınan sıkı tedbirlerle ‘kaçakçılık’ artık tarih olmuştur. Sınır hattında güvenlik güçlerince kuş uçurtulmuyor denilse yeridir. Kaçakçılık, ölenlerin ardından söylenen ağıtlarda ve yaşayanların hatıralarında kalmıştır...