Askerlikte yılın belirli dönemlerinde denetlemeler yapılır; Spor, eğitim, atış vb. 1997 yılıydı. Taburda denetleme vardı. Ben de denetleme öncesinde gerekli tüm eğitimlere katılmış, mevcut konuları ezberlemiştim. Harita nedir? Pusula nedir? Yön tayin usulleri, mesafe tahmin usulleri nelerdir? Vb. Hatta zaman zaman bölük teğmeni, askerlere ders anlatmam için beni görevlendirirdi. Denetleme günü gelip çatmıştı. Komutanlarda telaş, askerlerde heyecan üst seviyedeydi. Denetleme komutanı aramıza geldi ve soru sormaya başladı; harita nedir? Pusula nedir? Vb. Sorulanların cevaplarını bildiğim halde komutan bir türlü bana soru sormuyordu. Komutan en sonunda eline aldığı küçük bir kürek ebadında ki gerecin ismini sordu; Bu nedir? -Aman Allah’ım bu da nedir? Daha önce hiç karşılaşmadığım bir araçtı bu. Komutan soru soracağı kişiyi bulmuştu. Bana bakıyor oğlum sen, sen diyor, elindeki araç-gereci gösteriyordu.
Ben ise şaşkınlıkla etrafıma bakıyordum. İnşallah ben değilim, başkasıdır diye. Komutan ile göz göze gelmiştik, ısrarla bana bakıyordu. Oğlum sen, sen diyordu... En sonunda çaresiz bir şekilde soru sorulan kişinin ben olduğumu anlamıştım. Bütün bakışlar bana çevrilmişti. Bak İsmet çavuş! Bu çok basit bir araç- gereçtir dercesine herkes benden cevap bekliyordu. Ben ise ilk defa karşılaştığım bu şeyin terim ismini bilmiyordum. Demek ki bu araç-gerecin ders olarak tanıtıldığı gün ben yokmuşum. İçine düştüğüm sıkıntılı durumdan kurtulmak için yanlış da olsa cevap vereyim de üzerimde ki bu ağır yükten kurtulayım dedim.
Herkesin meraklı bakışları arasında bu araç-gereç küreğe benzediği için “kürek” cevabını verdim. Askerler kıs kıs gülmeye başladılar. Denetleme komutanı şaşkınlıkla bakakaldı. Çünkü bu beklemediği bir cevaptı. Bölük üsteğmeni çaktırmadan sinirli sinirli bana bakıyor, sen nasıl bunu bilmezsin, seninle sonra görüşürüz dercesine kafa sallayıp kaş, göz işaretleri yapıyordu. Sorunun doğru cevabını bir başka asker vermişti. Meğer bu gerecin adı “Portatif tahkim edevatı” imiş. Katlanabilen, kürek, balta, kazma özelliklerine sahip bir edevat. 27 yıldır askerliğimi yapmış ve askerlikle ilgili bir çok şeyi unutmuş olmama rağmen o günden sonra bu araç-gerecin ismini hiç unutmadım ve bu olay hala tazeliğini koruyor.
Allah’u Ekber! Şimdi farkına vardım. Yaşamış olduğum bu mahcubiyet yıllar önce yapmış olduğum bir hatanın rövanşı olabilir mıydı? Yıllar önceydi... Zannederim liseyi daha bitirmemiştim. Köye gitmek üzere Mürşitpınar caddesinde araba bekliyordum. Biraz ileride bir manav vardı. Balkondan aşağıya sepetini sarkan bir bayan, manavda çırak olarak çalışan çocuktan sebze türü bazı ürünler soruyordu; domates, biber, patlıcan vb. Zannederim günlerden pazardı ve vakit ikindi sonrası idi. Tezgâhta birkaç ürünün kalıntıları dışında raflar boş görünüyordu. Çırak, bayanın istediği şeylerin kalmadığını söylüyordu. Bayan ise aradığı şeyleri bulamayınca başka neler var diye sorusunu tekrarlıyordu. Aslında çırak bir tür üründen bahsediyordu fakat anlaşılan çırak o ürünün ne olduğunu bilmiyordu. Bayan, tekrar tekrar soruyor – Oğlum başka neler var? – Çırak,-Efendim bir şey var diyor ama sonunu getiremiyordu. Ben de sessiz sedasız bu sohbete gayriihtiyari kulak misafiri olmuştum. Bir ara çırakla göz göze geldik.
Çırak, çaresiz kalmış bir insanın ruh haliyle, yalvarır gibi bakışlarıyla benden yardım istiyordu; Bayanın ısrarla sorduğu, tezgahtaki beyaz renkli, yuvarlak sebzenin ne olduğunu bana söyler misin abi dercesine. Ben ise çırağın bakışlarından kaçarcasına, sırtımı çırağa dönmüş, farklı bir yöne bakmıştım, hiç oralı olmamıştım. Çünkü o sebzenin ismi konusunda tereddüt etmiştim. Anadilimiz Kürtçe olduğu için bazı eşyaların, meyve ve sebzelerin Türkçe karşılıklarını yıllar sonra öğrenebiliyorduk. Örneğin “pırpar” dediğimiz sebzenin “semizotu” olduğunu lise yıllarında iken öğrenmiştim. Köy yolunda, orta yaşlarında bir kişi olan Muhittin bey ile sohbet ede ede yürüyorduk. Bir ara Muhittin abi bana, bir soru sorabilir miyim? Demişti. Ben de tamam, sorabilirsin dedim. Ben zannettim ki Tarihten, coğrafyadan vs. Soracak. Dedi ki “pırpar” ın Türkçe karşılığı nedir. Bilemediğim için yine kendisi cevaplamıştı.-“Pırpar” ın Türkçe karşılığı semizotudur demişti. İşte tezgahtaki sebzenin ismi konusunda tereddüt ettiğim için çırağa yardım edememiştim. Çırak, bayanın ısrarlı “tezgahta ne var oğlum” sorusuna daha fazla dayanamamıştı. Benden de beklediği yardımdan ümidini kesmiş bir vaziyette -Teyze “beyaz renkli top gibi yuvarlak” bir şey var dedi ve üzerindeki tonlarca yükten kurtulmuş gibi rahatladı. Bayan çırağın dediğini anladı mı? Anlamadı mı? O beyaz renkli, top gibi yuvarlak sebzeyi aldı mı? Almadı mı? Hatırlamıyorum. Hafızam beni yanıltmasın, çırağın topa benzeterek tarifini verdiği sebze; beyaz lahana veya karnabahardı. Ve ben bu olayı espri olsun diye defalarca anlatmıştım. Amacım çırağı küçük düşürmek veya alay etmek değildi. Çırağın gıyabında da olsa çırağın hakkı bana geçmişti. Ve bugün anladım ki ilahî adalet devreye girmişti.
Çırağın yaşadığı mahcubiyeti yıllar sonra Rabbim bana da yaşatmıştı. Rabbimin ifadesi ile; “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu (karşılığını) görür. “Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu (karşılığını) görür.( Zilzal süresi, ayet 7-8 ) Ve yine peygamberimiz Hz. Muhammedin (s.a.v) hadisi şerifi aklıma geldi; “Kıyamet gününde tüm haklar sahiplerine verilecektir. Hatta boynuzsuz koyun boynuzlu koyundan hakkını alacaktır.” (Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 2) Daha kıyamet olmadan dünyada iken yapmış olduğum bir hatanın cezasını çekmiştim. Çırak, bir sebzenin ismini bilmemişti ve onu yuvarlak olduğu için topa benzetmişti. Ben ise çok çalışmış olduğum halde ilahi adalet yerini bulsun diye bilmediğim bir yerden denetleme komutanının sorusuna maruz kalmıştım. Ve ben de o araç-gereç küreğe benzediği için “kürek” diye cevaplamıştım. Arkadaşlarım arasında mahcup olmuştum. Yine şansım yaver gitmemişti. Osman dedemin ifadesi ile Kader, Tecelli, Olacak..