O yıllarda Mâ’serede tarımın yanı sıra hayvancılık da yaygındı. Köyde hayvancılık, ailelerin kendi ihtiyaçlarını karşılayacak sayıda yapılıyordu. Sadece bir kaç ailenin sürü halinde küçükbaş hayvanı vardı. Yoğurt, ayran vs. İhtiyaçları için kimi aileler inek yetiştirirken kimi aileler de koyun-keçi yetiştiriyorlardı. Yoğurt, ayran, tereyağı, peynir gibi ürünler tüketimi yapılan başlıca hayvansal besinlerdi. En çok tüketimi yapılan hayvansal besinler ise yoğurt ve ayran idi. Kahvaltıda yoğurt, yemeklerde ayran aşı çorbası eksik olmazdı. Ayrıca tereyağı da tüketimi yapılan kıymetli bir ürün idi. Annelerimiz, ablalarımız, kuşluk vaktinde keçi veya koyun derisinden yapılmış adına “meşk” denilen yayığı “sêpî” denilen, üç ayaklı direkli çatkıya asar, uzun süre yayığı sallamak suretiyle yoğurttan tereyağı ve ayran elde ederlerdi. Tereyağı kahvaltılarda tüketilmesinin yanı sıra yemeklik yağ olarak da kullanılırdı. Köyde, İhtiyaç halinde canlı hayvan satımı hariç hayvansal ürün satımı yapılmıyordu. Yoğurt, ayran gibi ürünler ihtiyacı olan ailelere karşılıksız verilirdi. Hatta Cuma günleri bir baş tereyağı, ayran ile birlikte davarı olmayan komşulara gönderilirdi. Kırsal kesimlerde yardımlaşma ve dayanışmanın canlı olduğu, komşular arasında paranın geçmediği yıllardı. Şimdi öyle mi? Her şey para ile olmuş. Bir yumurtanın, bir kg. Yoğurdun bile hesabının yapıldığı zamanları yaşıyoruz.
Bizim de yoğurt, ayran vs. İhtiyaçları için beslediğimiz bir inek ve birkaç keçimiz vardı. Sabahları ve öğleden sonraları istemeye istemeye keçileri otlatmaya götürürdüm. Davarları gütmek bize sıkıcı geliyordu. Mera yerinde çobanlar buluşur, davarlarını eve dönüş saatine kadar otlatırlardı. Davarlar otlanırken, çobanlar da kendi aralarında çeşitli oyunlar oynamak suretiyle zamanlarını geçirirlerdi. Akran zorbalığının yaşandığı bir yerdi meralar. Dağılan davarları toparlamaya genellikle küçükler gönderilirdi. Yorucu bir günün ardından dinlenmek ve acıkan karınlarımızı doyurmak için gün batımını sabırsızlıkla beklerdik. Gün batımı hayatın evlere doğru aktığı saatlerdi. Gün batımına yakın davarlarımızı toparlar evin yolunu tutardık.
Davarlardan konu açılmışken hatırıma geldi. Hayal meyal hatırlıyorum. Ben daha küçüktüm. Gecenin sabaha yakın vaktinde annemin, babamı uyandırmaya çalışırken; “ Hecî! Hecî! Ra be pergala me belav bûn” ( Hacı! Hacı! Kalk tarumar olduk ). “Samanlık yanıyor, hayvanlarımız ahırda...” feryadı ile uyandık. Feryadı duyan alelacele kendini dışarı attı. Ben de korkuyla uyanmıştım ve dışarı çıktım. Samanlıktan dumanlar yükseliyor, annem, babam, ablalarım telaşla sağa sola koşuşturuyorlardı. Babam, yoğun dumanların arasından ahıra giriyor, hayvanlarımız ölü mü? Sağ mı? Diye kontrol ettikten sonra can havliyle kendini dışarı atıyordu. Babam aynı telaşla bir iki kez daha yoğun dumanların arasından ahıra girip çıktı. Ablalarım çaresizce ağlıyorlardı. Babam, yoğun dumanların arasından ahırdan son çıkışında perişan bir vaziyette yere çömelip: -“hayvanlarımızın hepsi dumandan boğulmuşlar” dedi ve ardından “Elhamdülillah, ey Allah’ım sana şükürler olsun” diyerek teslimiyetini dile getiriyordu.
Feryadı figanı duyan komşularımız da birer ikişer avlumuzda toplanıyordu. Gelen; “Kaderdir, takdiri ilahidir, cana geleceğine mala gelsin” gibi sözlerle ailemizi teselli etmeye çalışıyordu. Kerpiçten yapılma ocaklık, samanlık ve ahır iç içeydi ve birbirine bağlıydı. Meğer ablam, akşam yemeğini ocaklıkta pişirmiş, ateş tamamen sönmüştür zannı ile ocaklığı terk etmiş. Nasıl olmuşsa artık o ateş ağır ağır yanarak ocaklıktaki yakacaklara sirayet etmiş oradan da samanlığa ulaşmış. Samanlık da alev alınca dumanlar ahıra dolmaya başlamış ve hayvanlarımız bağlı oldukları için yerde debelenerek feci bir şekilde can vermişler. O geceki samanlık yangınında anlatılanlara göre; gebe ineğimiz yetişkin buzağısı ile, ortaklaşa beslediğimiz bir düve ve ayrıca keçilerimiz olmak üzere toplamda 6-7 hayvanımız telef oldu. Sabah olunca o ölü hayvanları römorka yükleyerek traktör ile hendek denilen yere taşıdılar.
Evimiz yas yerine dönmüştü. Olayı duyan bize geliyor, geçmiş olsun dileğinde bulunuyordu. Ailece çok üzülmüştük adeta yıkılmıştık. O yıllarda köy halkı arasında sosyal yardımlaşma ve dayanışma vardı. Sağ olsunlar akrabalar, konu komşu babama maddi-manevi destek oldular. Dursunlardan H. Ahmet, Bozan, ve Yahya emmiler bize birer keçi hibe etmişlerdi. Bu yardımlar bir nebze de olsa acımızı hafifletmişti. Maddi manevi destek olanlardan Allah razı olsun.