Babam sağ olsaydı camide tek başıma namaz kılmama gönlü razı olur muydu? Sağlığı yerinde iken beş vakit namazı da camide cemaatle kılmaya özen gösterirdi. Beni yalnız bırakmazdı. Dinleyenleri hayran bırakan o ince, hoş sesiyle ezan okur, müezzinlik yapardı. Adeta mescit kuşu olmuştu. İşte babamın ön safta imamın arkasında sürekli oturup, namaz kıldığı yer. Şimdi boş duruyor. Babamın yokluğuna alışmak kolay olmadı. Bendeki cami sevgisi , camiye olan bağlılığım babamın sayesinde oldu. Allah rahmet eylesin, ben küçük iken babam camiye giderken elimden tutar beni de götürürdü. Benim imam-Hatip olmamı da o çok istemişti. İş ile ilgili asıl ilgi alakam tadilat tamirat iken O beni İmam Hatip Okuluna kaydedip oğlum okusun da “hoca” olsun ölünce bari arkamızdan Yasin okuyacak biri olur, demişti. Kötü mü yaptı? Allah babamdan razı olsun, iyi ki de İmam-Hatip olmuşum.

Hacı Mustafa emmi de artık vakit namazlarına devam edemiyor. Yaşlılık, dizlerinin ağrısı O’nun camiye gelmesine mani oluyor. İlk eşinin vefatından sonra evlenmiş, ikinci eşi de yaşlı ve hasta olduğu için şehre göçmek zorunda kaldı. Şehir hayatı yaşlılar için yaşamlarına kolaylıklar sağlıyor. Zira Hacı Mustafa emmi, hanımı artık yufka ekmek yapamıyor. Şehirde fırın olduğu için istediği anda fırından sıcacık ekmeğini alacak yazın biberini, patlıcanını fırıncı pişirecek. Oh! Ne güzel. Urfa isotun bolca tüketildiği şehirdir. Fırında pişen biber ve patlıcan olmazsa olmaz. Fırıncılar sitem etse de işin kolayına kaçan bayanlar günlük muhakkak bir iki öğün biberi, patlıcanı fırına yollar. Hacı Mustafa, kışın doğalgaz olduğu için de soba derdiyle de uğraşmayacak. Gerektiği zaman hastanelerin sağlık hizmetlerinden de yararlanacak. İşte tüm bu nedenler Hacı Mustafa emmiyi köyden kopardı. Ömrünü köyde tarlada, bağda, bahçede geçiren hacı Mustafa emmi, hanımı hasta olmasaydı sizce köy hayatını hiç terk eder miydi? Asla. Hayatı boyunca köy de yaşayan biri belli bir yaştan sonra şehirde yaşamak zorunda kalırsa bu onun için adeta zindan da yaşamak gibi olur. Şimdi siz O’nun şehirde rahat, mutlu, işinin yolunda olduğunu mu sanıyorsunuz? Uğruna ömrünü tükettiği köyünü özlemediğini mi zannediyorsunuz? Ya çocuklarını torunlarını... Hacı Mustafa emmi, hanımı hasta olduğu için mecburen bunlara katlanıyor.

Geçen günlerde bir aradır vakit namazlarını aksatan Fadıl beyi gördüm. Evinin yakınında kuzulu iki koyun otlatıyordu. Bende de davar sevgisi olduğu için yanına gittim. Hal hatır sorduktan sonra niye camiye gelemiyorsun diye sordum. O’da rahatsız olduğunu, sağlık sorunları nedeniyle gelemediğini söyledi. Paşanın(Mehmet) oğlu Kasım bey de tek tük vakit namazlarına geliyor. Allahtan ara sıra vakit namazlarına devam eden Halil amca var. Allah selamet versin O’da vefat etse hepten yalnız kalacağım.

Düşüncelere dalıyorum... Peygamber efendimiz (Sav) döneminde Mescid-i Nebide ashap kumların üzerinde namazlarını kılarken günümüzde ise rengarenk; bordo, yeşil, turkuaz yumuşak , temiz halıların üzerinde namaz kılıyoruz. Mescidi Nebinin tavanı hurma dalları ile örtülü olduğu için yağmur yağdığında ashabı kiram efendilerimiz namaz kılarken ıslanıyorlardı. Günümüzde ise böyle bir sorun yok. Camilerimiz hem korunaklı

hem de rahatça ibadet edilebilecek biçimde inşa edilmişlerdir. Havanın durumuna göre yazın sıcaklığında vantilatörler, klimalar, kışın soğukluğunda ise elektrikli sobalar, yerden ısıtmalı sistemler devreye giriyor. Kaliteli çinilerle mihraplar, minberler, süsleniyor. Camii tabanları güzel, kaliteli, pahalı karolarla, fayanslarla, parkelerle döşeniyor. Pahalı avizeler asıyoruz camilerimizin tavanlarına. Hat sanatı ile ayetler nakşediyoruz camilerimizin duvarlarına. Camilerimizi ne kadar süslersek süsleyelim, unutmayalım ki camilerin asıl süsü cemaatidir.

Geçtiğimiz aylarda murakıbımız M. Ali hoca, camileri denetliyordu. Mevzuata göre eksiklikleri liste halinde sıralamıştı. O eksiklikleri imkan dahilinde temin ettik. O eksikliklerin bir tanesi yangın söndürme tüpü idi. Biz de, olası yangınlara karşı yangın söndürme tüpünü camide ulaşılması kolay uygun bir yere monte ettik. Bir diğer eksik ise ecza dolabı idi. İlk yardım malzemelerin olduğu ecza dolabını da caminin uygun bir yerine monte ettik. Demem o ki, camilerimizde rahatça ibadet edilsin diye gerekli olan her şeyi camilerimize aldık amma velakin insanoğlunu bir türlü camiye alıştıramadık. Bu uğurda çocuklar, gençler camilere alışsın diye zaman zaman teşvikler yapılıyor, yarışmalar düzenleniyor. Yarışma sonrası çeşitli hediyeler dağıtılıyor. “Ailece sabah namazında camide buluşuyoruz” adı altında programlar düzenleniyor. Çorbalar ikram ediliyor. Ama yine de insanoğlunu camiye bağlamak kolay olmuyor İzzettin’im.

Bir İmam camide tek başına namaz kılıyorsa dahası evladını dahi sabah namazına götüremiyorsa o imamın ruh halini, ıstırabını kim tarif edebilir İzzettin’im?