Camideyim, bir akşam vakti. Aylardan Kasım. Güneş batmış, ezana dakikalar var. Caminin penceresinden yoldan geçenleri seyrediyorum. Davarlar, inekler ve peşlerinden sahipleri...Güneşin batışıyla hayat evlere hapsoluyor. Güneşin batışı köylü için artık mesai saatinin bittiğinin habercisidir. Çobanlar yavaş yavaş davarlarını, ineklerini evlerine doğru sürüyorlar. Karınları doyan davarlar uslu uslu yoldan geçerken içlerinden bir kaç tanesinin belli ki keyfi yerinde hoplaya zıplaya oraya buraya koşuşarak yoldan geçiyor.
Davarların, ineklerin ardından sahipleri de geliyor. İşte M.Emin bey, simental ırkı ineğinin peşinden yorgun adımlarla evine doğru ilerliyor. Ardından gençlerden Aziz, serhat, Memo, çocuklardan Adil ve Abdulkadir istikamet ev olunca nasıl da sevinçliler, güle oynaya yoldan geçiyorlar. Küçük Adil’in nahoş kahkaha sesi çok yakından işitiliyor, kim bilir yine ne komiklikler yapmış. Hemen peşlerinden orta yaşlı Hasan bey, iyi vasıflı tek keçisini önüne katmış, ardından yavaş yavaş geliyor. Hasan amcanın iyi vasıflı davarlara karşı merakı vardır. Gençliğinde sürü halinde iyi vasıflı beyaz cins koyunlara sahipmiş. Hasan amcanın davar sevgisi diri olsa da o artık yaşlanmıştır.
Çocukları evlenmiş, hanımı ile tek başlarına kalmıştır. Artık ne davarlarını otlattığı o eski meralar kalmış ne de Hasan amcanın o eski gücü. Bir zamanlar davarlarını otlattığı meralar artık köylü tarafından sürülen, ekilip biçilen tarlalar olmuş. Bir zamanlar sürüler halinde davar otlatılan kıraç topraklarda bile davar otlatacak boş bir alan bulmak neredeyse imkansız. Kıraçlar, köylü tarafından zeytin ve fıstık ağaçları dikilmek suretiyle bahçe vasfını almış. Bu nedenle çevremizde küçükbaş hayvancılığı neredeyse bitmek üzere. Sadece sınırlı sayıda birkaç aile tarafından küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapılmaktadır. Zaten eskisi gibi kimse davarlarına bile çobanlık yapmıyor.
Aileler çocuklarını okutmak için gayret göstermektedir. Okumaya hevesi olmayan çocuklarını ise ya sanayi sitesine bir ustanın yanına çırak olarak bırakmakta ya da farklı sektörlerde hem iş öğrenmeleri hem de aile bütçesine katkı sağlamaları için çalışmaya göndermektedirler. Köylü, küçükbaş hayvan yetiştiriciliğin zahmetli oluşuna karşı büyükbaş hayvan yetiştiriciliğine yönelmiş durumda. Hemen hemen her ailenin bir veya birkaç ineği var. Hasan amca pencerenin önünden geçeceği sırada beni görünce pencereye yaklaştı ve selamlaştı. Ayaküstü sohbet ettik; Keçilerimizin gebeliğinden ne zaman doğuracaklarından bahsettik. (benimde beslediğim bir keçim var)
Akşam ezanı için vakit tamam. Hoparlörlerden yükselen ezan sesi; Allah’u Ekber, Allah’u ekber...Ve şimdi namaz vakti. Her zamanki gibi yine tek başınayım. Camiler, cemaate hasret. Cuma namazı ve bayram namazları haricinde kimse pek uğramıyor camilere. Birde ramazan ayı olunca halkın dini duyguları kabarıyor. Halk, Müslümanlığı belli gün ve gecelere hasretmişler.
Düşüncelere dalıyorum; halkı Müslüman olan bir yerde mi görev yapıyorum? Krona virüs yasakları daha devam mı ediyor? Yeni bir senaryo mu gündemde? (Karbon ayak izi yasakları iddiası) Savaş mı çıkmış, yoksa kıyamet mi kopmuş? 70 haneli köyde hiç mi müsait olan yok? Bu insanları camide cemaatle namaz kılmaktan men eden ne gibi önemli işleri olabilir? Biliyorum iş güç zamanıdır, hiç mi müsait olan yok? Sorun ben
miyim, yerime bir başka imam atansa camiye devam eden kişi sayısı artar mı? Sadece burası mı böyle yoksa diğer camilerde de durum aynı mı? Sorular uzayıp gidiyor...
Camiye cemaate gelemeyenlerin ise bahaneleri hazır; Kimisi hocaya küsmüş, kimisi falanca kişi geliyor, ben onun için gelmiyorum diye mazeret beyan ediyor. Kiminin de sağlık sorunları varmış. Bu gidiş hayra alamet değil İzzettin’im.