Aslında tecrübe ile sabittir ki, sevinçlerim hep kursağımda kalmıştır. Mutluluklarım buruk geçmiştir. Hayatım boyunca ne zaman sevinçli bir durum ile karşılaşmışsam daha gülümsemeden akabinde üzücü bir hadise meydana gelmiştir. Örnek vermek gerekirse;1995 yılında Suruç imam hatip lisesinden mezun oldum. 2007 yılında ancak imam hatip olarak atanabildim. Geçen 12 sene zarfında askerliğimi yaptım, evlendim, üç çocuğumuz dünyaya geldi. Farklı işlerde çalıştım; ekin sulama, pamuk toplama, mermercilik, inşaat, fahri imam-hatiplik gibi. Hatta hatırlıyorum da 2004 yılında G. Antep’in Başpınar Organize Sanayi sitesinde saatlerce iş aramıştım fakat bir sonuç alamamıştım. Bazı siteler bana; referansın var mı? Diye sormuşlardı. Ben ise yok demiştim. Referansın ne olduğunu da bilmiyordum. Peki referans nedir? Referans: bir kimsenin işe yarar olduğunu, yeteneğini gösteren, daha önce çalıştığı yerlerden verilmiş belge. Anlam olarak baktığımızda referans sözcüğü işe alımlarda tecrübe, yetenek gibi özelliklerin bir belge ile veya hatırı sayılır bir kişi tarafından güvence verilmesidir. Referans kelimesi bu yönü ile olumludur, insanidir. Fakat günümüzde aldığımız bazı duyumlara göre referans sözcüğü bağlamından koparılmıştır. Torpil sözcüğü itici, hakları gasp edici olarak çağrışım yaptığı için bazı çevreler torpil kelimesine alternatif olarak referans sözcüğünü kullanır olmuştur. Yani bir yönü ile referans, torpil demektir. Fakire, garibana kim referans olur ki?

Ben, bir genç tanıyorum. Esmer tenli, orta boylu, çevresi tarafından sevilen mütevazi bir genç. Bu genç kardeşimiz, liseyi bitirmiş kısa yoldan hayata atılmanın peşindedir. Ona göre üniversiteyi bitirip, zaman kaybetmenin bir anlamı da yoktur. Çünkü çevresinde üniversiteyi bitirip de işsiz olan onlarca genç vardır. Bazı meslek dalları( polislik, ceza infaz memuru gibi.) işe alımlarda boy-kilo endeksini istedikleri için bu genç kardeşimiz, yaptığı çetin bir mücadelenin ardından 30 kiloyu aşkın zayıflamıştı. Bu kilolarından kurtulmak, onun için hiç de kolay olmamıştı. Zayıflaması için spor salonunda aylarca ter dökmüştü. Yemek yeme konusunda da fedakarlık yapmış, kilo aldıracak yiyeceklerden aylarca uzak durmuştu. Yaptığı çalışma meyvesini vermişti. Fazla kilolarından kurtulmuştu. Zayıflayan bedeni çevresinde dikkat çekmişti. Ne oldu buna, niye bu kadar zayıflamış diye? Genç artık polislik alımlarını bekliyordu. Geçenlerde PMYO (Polis Meslek Yüksek Okulu) için alım ilanı yapılmıştı. Bu genci üzgün gördüm. Polislik hayalleri suya düşmüştü. Alım için duyurulan taban puandan sadece iki puanı eksik çıkmıştı. Üzgündü. Her şey nasip-kısmettir. Nasipten ötesi yalan. Belki de bu senin için daha hayırlıdır diye teselli etmeye çalışmıştım. Sözlerim ona tesir etti mi, etmedi mi bilmiyorum ? Bu genç, geçen sene de polislik için müracaat etmişti. Geçen seneki puanı polislik alımı için yeterli olmuştu. Spordan da( Parkur) başarılı bir şekilde geçmişti. Boy-kilo endeksinde kilo fazlalığından dolayı elenmişti. İki senedir çok istediği halde polislik hayalleri altüst olmuştu. Genç, artık Adalet Bakanlığının personel alımlarını takip ediyordu. Genç, bir ara babasına dedi ki; -baba! Adalet Bakanlığı değişik pozisyonlarında personel alımı yapıyor. Ben de İnfaz ve Koruma memurluğuna başvuracağım. Referans istiyorlar, nasıl yapalım? Bana referans olacak üst düzey( hatırı sayılır) bir kişiyi devreye koyabilecek misin? Baba inançlı biri idi. Kara kara düşündü. Bir tarafta çok sevdiği oğlu, öbür tarafta ise dinen caiz olmayan bir fiil söz konusu idi. Oğlu için her fedakarlığı yapabilirdi fakat konu Allah’ın yasakları olunca baba, çok hassas davranırdı. Durum daha da vahim bir hal alıyordu. Bu sefer hanımı da referans konusunda eşine baskı kuruyordu. -Bak bey! Falancaların oğlu da referans ile işe alınmış. Çevren geniş, dostların var, oğlumuz için bu sene bir şeyler yap diye sıkı sıkı tembihliyordu. Baba, bir çıkmazın içerisinde idi. Bir tarafta ailesi diğer taraf da ise başkalarının hak-hukuku söz konusu idi. Yani kul hakkı yemek vardı. Baba, referans işine sıcak bakmıyordu. Ben, Allaha nasıl hesap vereceğim diyordu? Her gün kıldığı namazlarda onlarca defa Fatiha süresini okuyordu. Fatiha süresi beşinci ayette Allaha şöyle niyazda bulunuyordu; “(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.” Hal böyle iken başkasından yardım dilenmesi çelişki olmaz mıydı? Bir gün referans konusunu danışmak üzere, kendini ilim yolunda geliştirmiş, mütevazi bir âlim olan Mustafa hocaya; derdini, içine düştüğü müşkül hali bir bir anlattı. Mustafa hoca da ona rızık konusunda Allaha dayanması gerektiğini, eğer bir işte oğlunun kısmeti varsa buna kimsenin engel olamayacağını, başkaları yapsa da torpil, referans gibi işlere bulaşmamasını detaylı bir şekilde anlatmıştı. Baba, bildiği bir konuda, aldığı cevaplar karşısında rahatlamıştı. Allaha olan teslimiyeti daha da güçlenmişti. Tıpkı hz. İbrahim’in(a.s) ölüleri nasıl diriltildiği konusunda Allah ile yaptığı söyleşide kalbinin mutmain olması gibi.(Bakara süresi, 260) Bu genç, günü gelince mülakata girecek. Eğer bu genç, sırf torpili veya referansı yok diye mülakatı kaybederse bu genç ve bu genç gibilerin vebalini kim kaldıracak. Bu aşamaya gelene kadar harcadıkları zamanın, paranın, emeğin karşılığını kim üstlenecek. Bunların hakkı nasıl ödenecek. Madem Adalet Mülkün Temelidir, yapılan adaletsizlik nasıl izah edilecektir. Herkesin evladı kıymetlidir. Hiç kimse gökten zembille inmemiştir. Torpil yapmak kul hakkı yemektir ve kul hakkı yemek ise haramdır. Yüce Rabbimiz(c.c) Nahl süresi 90. Ayette adaleti emrediyor ve şöyle buyuruyor: muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı, akrabaya karşı cömert olmayı emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve zorbalığı yasaklar. İşte Allah, aklınızı başınıza alasınız diye size böyle öğüt veriyor.

2007 yılında yani tam 12 sene sonra, zor geçen bir dönemin ardından, girdiğim birkaç sınav ve katıldığım mülakatlardan sonra nihayet memur ( imam-Hatip) olarak atanmıştım. Memurluk sevincim buruk geçmişti. Çünkü; aynı tarihlerde abim ağır bir hastalıkla mücadele ediyordu ve çok geçmeden de vefat etti. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. Demem o ki; uzun ve meşakkatli bir süreçten sonra memur olarak atanmıştım ama bu sevinci yaşayamamıştım. Osman dedemin ifadesiyle Kader, tecelli, olacak...