Kalabalık şehirlerde yaşıyoruz. Aynı apartmanı, aynı sokağı paylaşıyoruz, ancak çoğu zaman birbirimizi tanımıyoruz. Oysa komşuluk, yalnızca yan yana oturmak değil, hayatı paylaşabilmektir.

Mesela bir apartmanı ele alalım. Bir apartmanda yaşamak, yalnızca aynı çatıyı paylaşmak anlamına gelmez. Aynı zamanda ortak yaşam kültürünü benimsemek ve ortak alanlara sahip çıkmak demektir. Kısacası binanın asansörü, çatısı, su tesisatı, merdiven korkulukları, giriş kapısı ve benzeri demirbaşlar hepimizin ortak kullanımındadır. Bu nedenle bu eşyaların bakım ve onarımı da ortak sorumluluktur. Hatta zaman zaman ben kullanmıyorum, bana bir zararı yok ya da başkası yaptırsın düşüncesiyle hareket edenler olabilir. Oysa ortak yaşamın temelinde dayanışma vardır. Küçük bir arıza zamanında giderilmediğinde hem daha büyük masraflara hem de güvenlik sorunlarına yol açabilir.

Diğer bir konu komşuluğu zedeleyen yalnızca ortak giderlere karşı duyarsızlık değildir. Balkonlardan halı ve kilim silkelemek, aşağıya sigara izmariti, ekmek kırıntısı ya da çeşitli atıklar atmak, yüksek sesle müzik dinlemek, gece geç saatlerde gürültü yapmak ve ortak alanları özensiz kullanmak da aynı ölçüde komşuluk hukukuna zarar verir. Kısacası bir kişinin küçük bir davranış olarak gördüğü dikkatsizlik, bir başkasının veya tüm apartmanın huzurunu kaçırabilir. Kısacası apartmanlar, bireysel değil ortak yaşam alanlarıdır. Ortak yaşamın kalitesi ise komşuların sorumluluk bilinciyle doğru orantılıdır. Binanın demirbaşlarına sahip çıkmak, aslında kendi yaşam kalitemize ve geleceğimize yatırım yapmaktır.

Sonuç olarak güçlü komşuluk ilişkileri sadece güzel sözlerle değil, ortak sorumlulukları paylaşarak kurulur. Yaşadığımız binaya gösterdiğimiz özen, birbirimize duyduğumuz saygının da en somut göstergesidir.