Modern çağın en büyük yanılgılarından biri, insanın değerini sahip olduğu makamla, kazandığı para ile ya da taşıdığı unvanlarla ölçmeye çalışmaktır. Oysa tarih bize bambaşka bir gerçeği göstermektedir: İnsanlık adına mücadele edenler, hiçbir rütbeye ihtiyaç duymadan toplumların vicdanında yer edinir.

Tarih boyunca insanlığı ayakta tutan değerleriydi. Bu yüzden toplum yalnızca güçlü insanların değil; fedakârlık gösteren, sorumluluk alan ve zor zamanlarda geri çekilmeyen insanların omuzlarında ilerledi. Bunun en güçlü örneklerinden biri de 19 Mayıs ruhudur. 19 Mayıs, yalnızca bir tarih değildir. Aynı zamanda kişisel çıkarların bir kenara bırakılarak milletin geleceği için atılmış büyük bir adımdır. O gün verilen mücadelede asıl amaç makam kazanmak ya da maddi bir karşılık elde etmek değildi. Amaç; bağımsızlık, umut ve gelecekti.

Bugün dönüp baktığımızda, o ruhun hâlâ toplumun çoğu kesiminde yaşadığını görebiliriz. Bir öğretmenin çocuklara umut olması, bir doktorun gece boyunca hayat kurtarmaya çalışması, bir gencin ülkesine faydalı olabilmek için çabalaması. Bunların hiçbiri yalnızca maddi kazançla açıklanamaz. Çünkü bu mücadelelerin temelinde vicdan vardır. Hak vardır. Hukuk vardır. Ve en önemlisi vatan sevgisi vardır. Kısacası değerleri vardır.

Sonuç olarak toplumları ayakta tutan da işte bu değerleridir. İnsanlık adına samimiyetle çalışan herkes; hangi meslekten, hangi görüşten ya da hangi konumdan olursa olsun değerlidir. Çünkü insanın gerçek büyüklüğü, kendisi için ne topladığıyla değil; insanlık için ne bıraktığıyla ölçülür.