Çağımızın en büyük hastalığı belki de herkesin kendini kahraman ilan edebilmesidir.

Bakıyorsun kimse hatalı değil. Kimse eksik değil. Kimse sorumlu değil. Kısacası herkes kendi hikâyesinin mağduru, herkes kendi masalının kahramanı.

Hatta insanlar vicdanlarını sorgulamak yerine görüntülerini düzeltmekle meşgul. Yetmedi!

Hakikatin yerini algı, karakterin yerini vitrin aldı. Aynalar ise insanın kendisiyle yüzleştiği yer olmaktan çıkıp, kendine hayranlık duyduğu bir sahneye dönüştü. İşte tamda bu yüzdende raylı koltuklarında kurulmuş beyler için aynalar, hiçbir şeyden sorumlu olmadıkları konforlu bir mekândır. Üstelik biraz parlatılmış mızmızlık, biraz süslenmiş bencillik, biraz da şık bir camekân. Ama dışarıdan bakınca herkes cesur. Herkes erdemli. Herkes vicdan sahibi. Fakat iş bedel ödemeye gelince ortalık sessizleşiyor.

Çünkü sorumluluk ağırdır. Fedakârlık emek ister. İnsanlık ise söylemle değil, duruşla ölçülür.

Ama nerdeeee

Bu yüzden artık kimseye ayna tutmuyorum. Zira aynanın gösterdiğini görmek istemeyenlere hakikati anlatmak, sağır insanlara türkü söylemekten farksızdır. Çünkü bu kadar kendini kahraman addedenlerin arasında adalet yetim, merhamet yorgun, vicdan ise her geçen gün biraz daha yalnız. Ve haliyle ortaya şu tablo çıkıyor;

Sorun kahraman eksikliği değil.

Sorun, dürüst insan eksikliği.

Ve bu dürüst insan eksikliğinin aşikar olduğu yerde, en parlak aynalar bile artık karanlığı gizlemekten başka işe yaramıyor.

Sonuç olarak bazılarına göre ortalık süt liman görünebilir. Ama unutulmamalıdır ki; Vicdanın sustuğu yerde sessizlik huzur değil, çürümenin sesidir.