"Aslında yumurta kapıya dayandıktan sonra sarısı mı önemli, yarısı mı?" diye tartışmanın pek de anlamı yok. Ancak biz yine de okuyucularımıza karşı sorumluluğumuz gereği birkaç kelam edelim. Yine Şanlıurfa'mızda ters giden, bir türlü anlam veremediğimiz düzensizliklerden söz edeceğim. Belki yetkililer de bu sıcak Temmuz günlerinde serin makam odalarındaki döner koltuklarından bir an olsun başlarını kaldırıp sokağa bakarlar ve çözüm üretme adına biraz olsun rahatsız olurlar.
Sadece geçtiğimiz hafta sonu yaşanan üç olay bile memleketimizin içinde bulunduğu tabloyu anlatmaya yetiyor.
İlk olay, bir ev yangınıydı. İtfaiye olay yerine geç ulaştı. Gecikmenin sebebi olarak bitmeyen yol çalışmaları gösterildi. Ancak olay yerine ulaşıldıktan sonra yaşananlar da en az gecikme kadar düşündürücüydü. Yangının çıktığı kata su ulaştırılması yaklaşık yirmi dakika sürdü. Görevlilerin koordinasyonsuzluğu ve hazırlıksızlığı dikkat çekiyordu. İnsan ister istemez, "Bu ekipler yeterince eğitim alıyor mu? Düzenli tatbikat yapılıyor mu?" diye sormadan edemiyor. Daha da üzücü olan ise insanların evi yanarken bir görevlinin büyük bir rahatlıkla sigara sarmasıydı. Böyle bir manzara, vatandaşın güven duygusunu zedelemekten başka bir işe yaramaz. Kamu görevinde liyakat, eğitim ve meslek ahlakı tartışılmaz bir zorunluluk halini alır.
Gelelim bitmek bilmeyen yol çalışmalarına. Bir sokak asfaltlanıyor, ertesi gün aynı yol yeniden kazılıyor. Soruyorsunuz; biri "Tedaş'ın işi var", diğeri "Dedaş çalışacak", bir başkası "Telekom altyapısı yapılacak" diyor. İyi de bunlar asfalt dökülmeden önce neredeydi? Aynı kurumlar birbirleriyle hiç mi koordinasyon sağlamıyor? Bu memlekette şehir planlaması yapan, kurumları ortak bir masada buluşturan kimse yok mu?
Galiba yok ki bu plansızlığın bedelini yine vatandaş ödüyor. Yol kazılıyor, internet kesiliyor; insanlar kullanamadıkları hizmetin faturasını ödemeye devam ediyor. Elektrik kesiliyor; elektronik cihazlar zarar görüyor, buzdolaplarındaki gıdalar bozuluyor. Bütün bu mağduriyetlerin hesabını kim verecek? Vatandaşa bunu yaşatmaya kimsenin hakkı yok.
Ya üçüncü olaya ne demeli. İnanın tam anlamıyla ibretlikti. Bir gece düğünü sırasında elektrikler kesildi. Davetliler elektriğin gelmesini beklerken gerçek ortaya çıktı. İşletmenin elektrik kaçağı nedeniyle elektrikleri daha önce kesilmiş ve iş yeri mühürlenmişti. Buna rağmen işletme sahibince düğün organizasyonu yapılmaya devam edilmişti. Elektrik olmayınca işletme jeneratöre yüklenmiş, ancak bu kez jeneratör arızalanmıştı. Arıza giderilemeyince millet karanlıkta düğünde yarıda kaldı. Davetliler karanlık nedeniyle salonu terk etti. Aylarca o günü bekleyen gençlerin hayalleri söndü. Düğün sahibi ise yaptığı onca masrafın yanında büyük bir mahcubiyet yaşadı; tabiri caizse parasıyla rezil oldu. Bütün bunlara rağmen işletme sahibinin yaşananları "şanssızlık" olarak değerlendirmesi ise düşündürücüydü. Oysa burada asıl sorgulanması gereken sadece işletmecinin iş ahlakı değildir. Bu şartlarda işletmenin faaliyet göstermesine göz yuman, denetim görevini gereği gibi yerine getirmeyen yetkililer de en az bunun kadar sorumludur. Üstelik insanların en mutlu gününü böylesine bir mağduriyete dönüştüren ihmallerinin de hesabı mutlaka sorulmalıdır.
Evet! Memleketimde yalnızca hafta sonu şahit olduğum üç olay. Biraz daha irdelersem yollarda kaza geçiren mevsimlik işçilerimiz var. Altyapı sorunlarımız var. Bitmeyen trafik sorunumuz var. Çevre sorunlarımız var. Bir de başka bir merakım var. Her fırsatta memleket sevdasından, hizmetten ve hizmetkarlık yapmaya geldiklerinden söz eden siyasetçilerimiz ve özellikle milletvekillerimiz bu sorunların çözümü için ne yapıyor? Ne zaman ciddi bir sıkıntı yaşansa ortalarda görünmüyorlar. Gerçi hiçbir olumsuzlukta ortada görün müyorsunuz. inşallah rahatınız yerindedir diye sormadan da geçmeyelim.
Sonuç olarak yaşanan her olumsuzluk, önce insanın kendi vicdanıyla hesaplaşmasını gerektirir. Bazen istemeden de olsa "Böyle başa böyle tarak." diyerek sitem ediyoruz. Ancak bu anlayış hiçbir sorumluyu görevinden muaf tutmaz. Yetkililer de artık dönüp aynaya bakmalıdır. Ama baktıkları ayna dev aynası değil, gerçekleri gösteren bir ayna olmalıdır. Çünkü gerçekler gözümüzün önünde yaşanıyor ve görmezden gelindikçe sorunlar büyümeye devam ediyor.