Hafta sonu babamlardayız. Gittiğimizde babam uyuyordu. Kalktığında bizim gelişimize sevindi. Ama sonra da torununu eleştirmeye başladı. "Eskiden saygı vardı". Şimdiki gençler hiçbir şeyle ilgilenmiyor. Baksana ekrandan başlarını kaldırmıyor. Bunlarla bir kaç cümle edemiyoruz. Etsek de dinleyen kim diye sitemde bulundu. Sessizce dinledikten sonra baktım cümleleri neredeyse her dönemin klişesidir.

Sonra düşündüm. Baktım ki sabahlara kadar futbol yorumlarını takip edenler, akşamını diziler arasında geçirenler, bir yarışma programının yarışmacılarını hayatının merkezine yerleştirip her mecrada savunanlar, çocuğu susturmanın en kolay yolunu eline tablet vermekte bulanlar, memleketinin, takımının, partisinin ya da ait olduğu herhangi bir grubun gönüllü avukatlığına soyunanların tamamı da babam gibi bu durumdan şikayetçi.

Ama şunu unutuyorlar. Çocuklar nasihatten çok örneği izler. Kitap okuyan bir ebeveynin çocuğu da okumaya yaklaşır. Sürekli ekrana bakan bir ebeveynin çocuğu da ekranı hayatın doğal merkezi sanır. Tartışmayı bilgiyle yürüten büyükleri gören çocuk sorgulamayı öğrenir. Sloganlarla konuşanları gören ise slogan üretmeyi. Anladım ki bugün "gençlik neden böyle?" diye yakınanların önemli bir kısmı, dün o gençliğin önüne hangi hayatı koyduğunu unutuyor. Çünkü yeni nesil, söylenenlerden çok gösterilenlerle büyüyor. Çocuklar ise bütün bunları evde, sokakta ve okulda sessizce izliyor. Bir yandan "eleştirel düşün" deniliyor. Diğer yandan farklı düşünen herkes düşman ilan ediliyor. Bir yandan "kitap oku" deniliyor. Diğer yandan evde kimsenin eline kitap aldığı görülmüyor. Bir yandan "ekran bağımlısı olma" deniliyor. Ama sofrada bile babam dahil herkes telefonuna bakıyor.

Sonuç olarak bizden sonraki kuşakları eleştirmeye başlarken kendimize şu soruyu soralım. Gençliği değiştirmek için kaç proje hazırladık, kaç seminer düzenledik, kaç yasak koyduk diye değil. Onların önünde nasıl bir hayat yaşadık diye kendimizi kontrol edelim. Çünkü çocuklar tepkilerimizi değil, hayatımızı izler ve dinler.