İnsanın kendini yargılaması, başkalarını yargılamasından çok daha zordur. Çünkü insan, kendine karşı çoğu zaman daha cömert, daha anlayışlıdır. Oysa gerçek adalet, tam da burada başlar. Aynaya bakabildiğin ölçüde adilsindir.

Ne var ki, hayat bize çoğu zaman bunun tersini gösteriyor. Güç el değiştirdiğinde, adaletin terazisi de eğiliyor. Yetki sahibi olanlar, farkında olarak ya da olmayarak, ölçüyü kendilerinden yana kaydırabiliyor. Bu durum sıradan bir bireyde bile dikkat çekiciyken; kamu gücünü temsil eden kişilerde çok daha görünür ve çok daha sarsıcı hale geliyor.

Devleti temsil eden makamlar, ayrıcalık değil sorumluluk taşır. Bir ilin valisi, bir emniyet müdürü ya da herhangi bir kamu görevlisi bulundukları konum, onları diğer insanlardan üstün değil, aksine daha dikkatli ve daha adil olmak zorunda kılar. Çünkü onların verdiği kararlar sadece bireyleri değil, toplumun huzurunu ve güven duygusunu da doğrudan etkiler.

Adalet, seçilerek dağıtıldığında artık adalet olmaktan çıkar. Hukukun, sadece yakınlara, çocuklara ya da “bizden olanlara” esnetildiği bir yerde, güven duygusu da sessizce çöker. Oysa toplumları ayakta tutan şey, kanunların herkese eşit uygulanacağına dair inançtır.

Tarih bize defalarca aynı gerçeği hatırlattı: Güç, yanlış kullanıldığında en çok sahibini zedeler. Bugün görmezden gelinen hatalar, yarın en beklenmedik anda geri döner. Bazen bir evladın hatası, bazen küçük bir ihmal, büyük bir çöküşün başlangıcı olabilir. Unutulmamalıdır ki hiçbir makam sonsuz değildir. “Mahkeme kadıya mülk değildir” sözü, sadece bir uyarı değil, aynı zamanda değişmeyen bir hakikatin ifadesidir.

Sonuçta gerçeklerin kötü bir huyu vardır: Er ya da geç ortaya çıkar. Ve o gün geldiğinde, insanın vereceği en zor hesap, başkalarına değil, kendisine olacaktır.

Kendini yargılamak, diğer insanları yargılamaktan çok daha zordur. Kendini gerektiği gibi yargılayabilirsen, çok adilsin demektir.

Ama nerde

Baksanıza eline güç geçen hemen kendine bunu yontuyor. Üstelik Devletin Valisi veya Emniyet Müdürü olunca daha çok göze batıyor. Oysa bu tür göreve gelenlerin daha çok dikkat etmesi gerekiyor. Çünkü sıradanlığa sığınmakla, özel olmak arasındaki tercihler bir insanın gideceği yeri de belirler değerini de . Bu yüzden bulundukları ilin, namusu, asayişi, huzuru bunların kanunları herkese eşit dağıtmasına bağlıdır. Sadece çocuklarına veya yakınlarına değil.

Gördüğümüz gibi an gelir çocuklarının yaptığı hatalarla saltanat kayıkları yere çakılır. Unutmayınız ki mahkeme kadıya mülk değildir.

Sonuç olarak gerçeklerin bir gün ortaya çıkma gibi iyi bir huyu vardır. Makam da kimsenin babasının malı değildir.