İnsan, sözünde ve tavrında bir ölçü taşımalıdır. Çünkü ölçü, yalnızca bir sınır değil; aynı zamanda insanın kendine duyduğu saygının da göstergesidir. Ölçüsüzlük ise çoğu zaman fark edilmeden başlar. Bir söz biraz daha sertleşir, bir tavır biraz daha keskinleşir… Ve insan, kendini ifade ettiğini zannederken aslında kendinden eksiltmeye başlar.

Asıl tehlike, insanın kendi ölçüsünü kaybettiği hâlde başkalarına ölçü biçmeye kalkışmasıdır. Kendi kumaşını tartmadan, başkasına biçilen her değer; eksik, hatalı ve çoğu zaman da adaletsiz olur. Bu durum, insanı farkında olmadan bir kirlenmenin içine çeker. Çünkü ölçüsüzlüğün hüküm sürdüğü yerde ne sağduyu kalır ne de vicdanın sesi duyulur.

Bugün birçok tartışmanın, kırgınlığın ve kopuşun temelinde bu ölçü kaybı yatıyor. İnsanlar, söylemlerinin ağırlığını tartmadan konuşuyor; duruşlarının sonuçlarını düşünmeden hareket ediyor. Oysa her söz, sahibinin aynasıdır. Her tavır, karakterin bir yansımasıdır. Ve bu aynaya yansıyan her şey, ya insanı yüceltir ya da yavaş yavaş tüketir.

Bu yüzden insan, kendini heba etmemelidir. Anlık öfkelere, ölçüsüz çıkışlara ve kontrolsüz söylemlere teslim olmamak gerekir. Çünkü bir kez zedelenen itibar, kolay kolay onarılmaz. İnsan, kendi değerini koruyabildiği sürece güçlüdür. Aksi hâlde, kendi elleriyle inşa ettiği yıkımın altında kalır.

Belki de en doğru yol, konuşmadan önce tartmak; tepki vermeden önce düşünmek ve her durumda kendi iç terazimizi koruyabilmektir. Zira ölçüsünü kaybeden, en çok da kendini kaybeder.