Bu aralar herkes sağır. Bir ara bende lal olayım dedim sağırlara karşı.

Bu aralar herkes sağır. Bir ara bende lal olayım dedim sağırlara karşı.

An oldu gözce konuştum anlamadılar. Lal oldum, daha çok konuştular. Kelimelerim bağıra bağıra içimde yankılandı fakat yine  kimse duymak istemedi. Bana ne dedim olmadı. Kalbim ne kadar sus dese de vicdanım rahatsızdı hep. Baktım olmuyor, bende kelimece yazayım dedim  belki sağırlar okuyup anlarlar diye.

Bunu yaparken de ne deliye taş atarak ne de veliye dil uzatarak değil, sadece dilimin döndüğünce aklımın yettiğince kelimece yazmaya çalıştım.

Bakın her şeyimiz şaka gibi olmuş bende şaka ile başlayayım dedim.

-Muhtar köye gelen siyasiye:

İki problemimiz var, demiş.

-Biri, sağlık ocağımızda doktor  yok.

Siyasi telefonunu çıkarmış birisiyle konuşuyormuş gibi yapmış.

Ve…

-Doktor yarın geliyor, demiş.

İkincisi nedir?

-Muhtar:

-Bi de... Köyümüzde hiç bir cep telefonu çekmiyor demiş.

Bunu niye anlattım dersiniz. Tabiki keyfimden değil. Geçenlerde siyasilerimizi bana göre nahoş iki olaydan dolayı hem eleştirmek hem de alırlarsa uyarma babında bu iki olayı ifade etmeye çalışayım.

-Bir düğündeyiz evet bildiğimiz memleketimizin örf ve geleneklerinin yoğunlukta yaşandığı bir düğün. Birde ne göreyim. Etrafı çevrilmiş ve başında görevlileri olan masaların üzerinde kocaman yazılarla protokol yazılan halktan soyutlanmış 3 adet masa dikkatimi çekti. Bende Vali yada Bakan veya Büyükşehir Belediye Başkanı yani mülki amirleri beklerken parti mensuplarını görmeyeyim mi ?. Ve bu kardeşlerimiz kapalı alanlarda sigaranın yasak olduğunu bile bile sigaralarını tüttürmezler mi ? Resmen şok oldum. Sahi kimsiniz siz. Hani halktandınız. Madem halktansınız. Peki o zaman üzerinde protokol yazılan ve  ayrıştırılan bu masalar neden. Herkese yasak olan toplu yerlerde sigara içmemek niye size yasak değil. Yapmayın etmeyin ağalar. Halktan bu kadar ayrışma, kendinizi farklı konuma koymakta neyin nesi.

-İkinci olay ise üzülerek belirtmeliyim ki benimde mensubu sayıldığım gazeteciler gecesinde yaşandı. Yine protokol masaları ayrı. Amenna ona bir şey dediğimiz yok. Gerçekten de vardı protokol.

Eee bunda ne var diyeceksiniz. Bunda şu vardı efendim. Siz katılmayabilirsiniz ama bir parti başkanının ödül gecesinde ödüle layık olan bir muhabire plaket takdim etmesi. Şahsen garibime gitti. Çünkü basın bağımsızdı bildiğim kadarıyla. Bu parti başkanımız hangi sıfatla plaketi takdim etti onu da anlamış değilim. Bu konuda cahilsem biri beni aydınlatırsa sevinirim.

Bakın katılırsınız katılmazsınız bilmiyorum ama son zamanlarda kaybettiğimiz sadece değerler değil. Umudumuzla  birlikte geriye kalan sağlıklı yaşama şansımızı da kaybetmek üzereyiz. Çünkü akıl koyarak yürümüyoruz. Yolumuzda kahramanlarımız var ve onların elinde, cebinde veya şıklattıkları parmaklarında geleceğin formülü olduğunu sanıyoruz. Akıl üstünden hareket etmediğimiz sürece de bu böyle devam edecek. Tek yapmamız ve  anlamamız gereken geleceğin kahramanların parmak şıkırdamaları ile gelmeyeceği ve düzelmeyeceğini öğrenmeliyiz artık. Ve eğer doğruları susup yanlışları haykıramayanların dünyasında yaşamaya devam edersek.

Bir bakmışız ki;

Suskunluktan dökülenler bir yanda.

Ruhları çürüyenler öte yanda.

Hep birlikte güzelim değerlerimize el sallarız artık.

Sonuç olarak dalı kırılmayanın masalı olmaz derler. Benimde masalım bugün buydu. Yukarıda da değindiğim gibi amacım ne deliyi taşlamak ne de veliye dil uzatmak. Sadece yanlışları kendimce dile getirmekti. Bu konuda düşünür der ki;

“Onurlu yaşamın alın çatında şu yazıyor:

Yalnız Allah'a dayan”  diye.

Artık tercih bizim. Allaha dayanmak mı ? yoksa yarattığı kullarından medet ummak mı ?