Televizyon izleyen bir çocuk aç insanları görünce televizyonun arkasındaki boşluklardan ekran arkasına ekmek koyuyor ki aç insanlar yesinler. Tabi televizyon bozuluyor. Babası tamirci çağırıyor. Bir de ne görsün televizyonun arkası ekmek dolu. Tabi anne babanın gözü hemen çocuğa kayıyor. Çocuk mahcup bir şekilde bakıyor. Bunu niçin yaptığını sorduklarında o kocaman yüreğinden geçenleri anlatıyor.
Düşünüyorum da ne acıdır ki akvaryum içinde boy verenlere etiket verenler dünyasındayız. Çocuklar zarfından kuşlar çıkan mektuplar gönderse de aradıkları zarafete ve kardeşliğe ulaşılamıyor. Çünkü görüşlerdeki netlik de bozuldu mertlik de.
Neden derseniz?
Şefkatin ve merhametin yok edildiği dünyada, samimi insani bir cümle duyamadığımız insanların ağzının içine düşenler varken,
Dünyadaki acımasızlığın katkısıyla bilinçaltına şiddet yüklenen insanların ya gözleri karartılıyor ya hayatları ortada duruyorken
Eskiden kötülüklere metelik vermezdi insanlar, şimdi çocuklarının ömrünü bile veriyorken
Yargı önünde hesap vermesi gerekenlerin neden hala sorgulanmadığını kimse yazıp çizemezken bizler inadına haykıralım. Ama bizim haykırmamız güçlüler dünyasında geçerli bir akçe değil maalesef.
Peki ne yapmalıyız derseniz?
Kolay ölümler dünyasında çocukların neler kaybettiklerini görmek için öldürülmelerini beklemek gerekmiyor.
Çocuklarımızın yüzüne bakacak yüzümüz varsa eğer; Onlara en güzel hediye insan hakları ve adalet olur.
Bunun içinde insanlığın içini boşaltanların ve Göğse saplanan sancılar için açık adres ve sanıklar belli. Onlarla her türlü mücadeleye hazır olmak zorundayız. Daha da ötesi timsah gözyaşı kazanlarında duyguları pişirip pazarlamaktan vazgeçmeliyiz. Çocuklarımıza nasıl bir miras bırakacağımızı düşünerek yaşamak zorundayız. Tabi insansak eğer!
Sonuç olarak Çocuklar hayatta da kalmalı, ayakta da. Ve inanıyorum ki
tanıdığımız temiz yürekli çocuklarımız geleceğini çalanların peşini bırakmaz.