Bazen hayat, ayağımızın altındaki zemini habersizce çeker. Ne olduğunu anlamadan bir anda yerde buluruz kendimizi. Her şey yolunda giderken gelen bir haber, yıkılan bir hayal, beklenmedik bir kayıp ve düşeriz. Kimi zaman dizimiz kanar, kimi zaman içimiz.

Ama düşmek insana dairdir. Belki de en insanca hallerimizden biridir yere kapaklanmak. Çünkü o an, kendimizi en savunmasız, en çıplak, en gerçek halimizle görürüz. Maskeler düşer, roller unutulur.

Toplum bize hep güçlü olmayı öğretir. Düşme, ağlama, yılma derler. Oysa bazen en büyük cesaret, düştüğünü kabul etmekte saklıdır. Yara aldığını görmek, acını inkâr etmemektir ve sonra, işte o en zor an gelir kalkmak.

Kalkmak, sadece fiziksel bir eylem değildir. Yeniden inanmak demektir. Yine de devam edeceğim diyebilmek. Her düşüşten sonra içimizde küçücük bir şey kalır. Çünkü bazen hayatta asıl mesele hiç düşmemek değil, düştüğünde kim olduğunu unutmadan kalka bilmektir.

Hayat bazen hiç ummadığın anda düşürür. Bunu inkâr etmek safdillik olur. Ama her düşüş, sabretmeyi, kabullenmeyi, yeniden başlamayı ve en önemlisi, insan olmayı öğretir.

Şunu unutmamalıyız ki. Belki de asıl büyüme, düştüğümüz yerlerde başlar.