Şanlıurfa’da Kültür Envanteri Projesi’nin tamamlanması dolayısıyla düzenlenen kapanış programında konuşan Kültür Envanteri Projesi Bilimsel Danışmanı ve Batman Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülriz Kozbe, yürütülen çalışmalar ve kültürel mirasın korunmasına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.
Proje kapsamında oluşturulan ekiplerin sahada incelemeler yaptığını belirten Kozbe, kültür varlıklarının yerinde incelendiğini, yazılı ve görsel kayıtlarının tutulduğunu ve tüm verilerin dijital ortama aktarıldığını söyledi.
KÜLTÜR VARLIKLARI KAYIT ALTINA ALINDI
Yaklaşık 5 bin kültür varlığının envantere kaydedildiğini ifade eden Kozbe, bunların büyük bölümünü sit alanlarının, geri kalanını ise camiler, kiliseler, geleneksel Urfa evleri ve tarihi konaklar gibi anıtsal yapıların oluşturduğunu belirtti. Hazırlanan kayıtların basılı hale getirildiğini ve dijital ortamda Urfa Kültür Portalı üzerinden erişime açıldığını aktardı.
Şanlıurfa’nın tarih boyunca çok sayıda medeniyete ev sahipliği yaptığını vurgulayan Kozbe, Şanlıurfa Kalesi’nde sürdürülen kazıların da bu çok katmanlı yapıyı ortaya çıkardığını söyledi.
Seleukoslar’dan Abgar Krallığı’na, Osmanlı’dan Memlüklere kadar birçok döneme ait izlerle karşılaştıklarını ifade eden Kozbe, kazılarda Memlük dönemine ait saray niteliğinde bir yapının da gün yüzüne çıkarıldığını açıkladı.

KOZBE ENVANTER İÇİN KARŞILAŞTIKLARI SORUNU AÇIKLADI
Kazı çalışmalarının amacının geçmiş uygarlıklara ait mimariyi, günlük yaşam objelerini ve kültürel katmanları ortaya çıkarmak olduğunu belirten Kozbe, envanter sürecinde önemli bir sorunla da karşılaştıklarını dile getirdi.
Kültür varlıklarında ciddi düzeyde tahribat tespit edildiğini söyleyen Kozbe, bunun yalnızca Şanlıurfa’ya özgü olmadığını, özellikle kırsal alanlarda kültürel mirasın zarar gördüğünü ifade etti.
Göbeklitepe ve Taştepeler Projesi’nin kültürel mirasın önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Kozbe, kültür varlıklarının yalnızca geçmişi değil; ekonomi, turizm, ticaret ve sosyal yaşamı da şekillendiren önemli değerler olduğunu söyledi.

KOZBE DİKKAT ÇEKEN AÇIKLAMALARDA BULUNDU
Şanlıurfa’da Kültür Envanteri Projesi Bilimsel Danışmanı ve Batman Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülriz Kozbe konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Bir ekip oluşturduk. Dönüşümlü olarak hem araziye giderek, kültür varlıklarını yerinde inceleyerek hem de yazılı ve görsel kayıtlarını tutarak çalışmalarımızı yürüttük. Bize tahsis edilen ofiste tüm bu verileri dijital ortama aktardık ve kayıt altına aldık.
Çalışmalar sonucunda yaklaşık beş bin civarında kültür varlığını envantere kaydettik. Bunların büyük bir kısmını sit alanları oluştururken, geri kalan kısmı ise camiler, kiliseler, geleneksel mimariyi yansıtan Urfa evleri ve konut olarak kullanılan tarihi konaklar gibi anıtsal ve tekil yapılardan oluşmaktadır.
Bu kayıt sürecinin ardından basım aşaması gerçekleştirildi. Çalışmalar cilt hâline getirildi ve aynı zamanda dijital ortamda Urfa Kültür Portalı şeklinde yayımlandı. Böylece kültürel mirasın görünürlüğünü sağlamaya çalıştık.
Erhan hocamızın da ifade ettiği gibi, Şanlıurfa tarih boyunca çok sayıda kültüre ev sahipliği yapmış bir şehir. Şanlıurfa Kalesi’nde yürüttüğümüz kazı çalışmaları da bunu ortaya koyuyor. Hocamızın iç kale olarak ifade ettiği bölgede söz edilen kültürlerin tamamı Urfa’da iz bırakmış durumda.

ŞANLIURFA’DA ÖNEMLİ MEDENİYETLERİN İZLERİ
Milattan önceki dönemlerden itibaren bölgede önemli medeniyetler bulunuyor. Büyük İskender’in vefatından sonra ortaya çıkan Helenistik dönemde Seleukoslar burada etkili olmuş ve bugün iç kale olarak ziyaret edilen alan, bu dönemin önemli merkezlerinden biri olmuştur.
Ardından Süryani ve Yunan nüfusunun oluşturduğu bölgesel güç olan Abgar Krallığı, diğer adıyla Osroene Krallığı’nı görüyoruz. Bu yapı, Adıyaman’daki Nemrut ile ilişkilendirilen Kommagene Krallığı gibi bölgenin önemli siyasi oluşumlarından biridir.
Dolayısıyla Urfa’nın tarihi yalnızca Osmanlı ve Selçuklu dönemleriyle sınırlı değildir; milattan önceki yüzyıllara kadar uzanan çok katmanlı bir geçmişe sahiptir. Hatta daha derin katmanlara inildiğinde daha eski dönemlere ulaşılması da mümkündür.
Kalenin kuzeyinde yer alan ve bugün müzede sergilenen Urfa Adamı ya da Balıklıgöl Adamı heykelinin bulunduğu alan da bunu göstermektedir. Bu nedenle kalenin bulunduğu bölgede Neolitik döneme ait izlerin bulunma ihtimali yüksektir. Ancak arkeolojik yöntem gereği üst katmanlardan aşağı doğru ilerleyerek kazılarımızı sürdürüyoruz.

ÖNEMLİ ÖRNEKLER YER ALIYOR
Kazılarımızda Osmanlılar, Selçuklular, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Eyyubiler, Abbasiler ve özellikle bölgede önemli bir güç olan Memlüklere ait izlerle karşılaşıyoruz. Nitekim Viranşehir’deki Çemse Kalesi ve Adıyaman Kahta Kalesi de Memlük döneminin önemli örnekleri arasında yer alıyor.
Kazılarımızda Memlük dönemine ait saray niteliğinde bir yapı kalıntısını da ortaya çıkarmış bulunuyoruz. Çalışmalarımız devam ediyor. Amacımız Urfa’nın tarih boyunca üst üste biriken kültürel katmanlarını ortaya çıkarmak; bu dönemlere ait mimariyi, çanak çömlekleri, takıları ve günlük yaşam objelerini gün yüzüne çıkarmaktır.
ŞANLIURFA’DA KÜLTÜR VARLIKLARI TAHRİP EDİLİYOR
Ancak bu süreçte envanter çalışmalarında da gördüğümüz önemli bir sorunla karşı karşıyayız: tahribat.
Bu durum yalnızca Urfa’ya özgü değil. Tokat’ta, İzmir’de ve Türkiye’nin birçok yerinde benzer tabloyla karşılaşıyoruz. Envanter çalışmaları kapsamında tüm ilçeleri, kırsal alanları ve merkezleri gezdik. Özellikle kırsal yaşamın sürdüğü alanlarda kültür varlıklarının ciddi ölçüde zarar gördüğünü tespit ettik.
Doğal tahribatın önüne tamamen geçmek mümkün olmayabilir ancak insan kaynaklı tahribatı durdurmamız gerekiyor.
Göbeklitepe ve Taştepeler Projesi ile birlikte bir kez daha gördük ki kültür varlıkları yalnızca geçmişi yansıttıkları için değil; günümüzde ekonomiye, turizme, ticarete, sosyal ve kültürel hayata yön verdikleri için de büyük önem taşıyor.”