Bu yılda cemre düştü, ilk cemrenin göge düşmesinden sonra bir hafta aralıklar diğer cemreler düşerek havalar ısınmaya başlar.
>Bu yılda cemre düştü, ilk cemrenin göge düşmesinden sonra bir hafta aralıklar diğer cemreler düşerek havalar ısınmaya başlar.
Yetimane koğuşundaki geceler zordur. Kimse seni duymasın diye yastığa başını bastırıp sessizce ağlarsın...
-"Beni kimse sevmiyor. Ailem bile beni sevmemiş. Sevmemiş ki bu yetimhaneye atmışlar beni.-"deyip ömür boyu geçmeyecek sandığın bir yarayla geçer durur günlerin. Pek çok arkadaşımın böyle ağladığını gördüm ben. Bende içimi rahatlatmak için bu yolu seçerdim ne yalan söyleyim...
Kendimi bildim bileli o yetimhanedeydim.Ve ailemin beni sevmediği gerçeği onlu yaşlara gelince daha ağır gelmeye başladı yüreğime...
Yetimhaneyi çevreleyen büyük demir çitin yanına mahalleden çocuklar gelirdi.Bir gün beni çitin yakınına çağırdılar.
-"Seni buraya mecburiyetten koymuş annen baban. Sen doğduğunda çok fakirlermiş.Sana bajacaj durumları yokmuş. Kendileri bizim mahallede otururlar. Geçen gün baban, babamla konuşmuş." Yetimhaneden alma zamanı geldi bizim çocuğu" demiş. Yarın akşam üstü gelip seni alacaklar-"dediklerinde yüreğimde öyle garip bir duygu olmuştuki.
Korkumu desem... Heyecanmı desem. Hani bir salıncağa binersiniz. Çok hızlı sallandığınızda, en zirveye çıktığınızda yüreğinizde mutlulukla karışık bir duygu olurya. İşte akşama kadar ben o duyguyu hissettim yüreğimde... Yoldan geçen bir karı koca görsem, beni almaya geldiklerini sandım... Gözüm yollarda akşam ezanına dek bekledim anne babamın beni almasını... Gelmediler... Tam umudu kesip içeriye girecekken yine o mahalle çocukları katıla katıla gülerek beni işaret etmişlerdi...
-"Aptala bak. Nasılda inanmış... Nasılda gözleri yolda bekliyor. Daha çok beklersin... Hala anlamadınmı? Sizi sevmedikleri için atmışlar o hapishaneye... -" dediklerinde dizlerimin üzerine çöktüm... Yüreğim yangın yeriydi. Ve o çocukların kahkaha atarak güldükleri an ben hıçkıra hıçkıra ağladım...
-" Sevmemişler... Anam babam bile beni sevmemiş. Ben bu dünyaya niye geldim ha? Niye yaşıyorum. Sokaklar anne babalarının çok sevdiği çocuklarla dolu. Ben niye istenmeyen, sevilmeyen bir çocuğumki-" diye yumruklarımı kanatana kadar yetimhane duvarlarına vururken, bize kurumda en büyük desteği veren müdüre Cemre abla geldi yanıma. Gözyaşlarımı elleriyle silip bana anne şefkatiyle sarıldı...
-"Ağlama Ali... Seni çok ama çok seven bir anne baban vardı. Ben bu kurumun müdiresiyim Ben biliyorum aileni. Bana inan. Annen seni doğururken ölmüş. Babanında kanser hastalığı varmış. O bıraktı seni buraya. Ve birde mektup bırakmıştı senin için... -" dediğinde anne babamın öldüğüne üzülmüş, ama beni sevdiklerini öğrendiğimde çok sevinmiştim...
Mektubu açtım. Bir tesbih. Birde kurmalı eski bir bayan saati çıkmıştı içinden. Birde mektup. Gözyaşlarımla mektubu okurken Cemre abla başımı okşuyordu nemli gözlerle...Şöyle yazıyordu babamın mektubunda:
-"Alim... Canım evladım. Kader bizi böyle ayıracakmış. Anneni senin doğumunda kaybettik.Sen daha karnındayken ninniler söylerdi sana. Öyle çok severdiki seni sen daha dünyaya gelmemişken bile... Bende yavrum. Bende canımdan çok seviyorum seni. Çok zamanım kalmadı. Vu hastalık bitirdi beni. Yakında bu dünyadan göçüp gideceğimi söyledi doktorlar. Bugün seni çocuk esirgeme kurumuna bıraktığımın on üçüncü günü. Bu mektubu seni kurumun bahçesine bir sepetle bıraktığımda, kundağının içine sıkıştırdım.... Zarf tan çıkan tesbih benim tesbihim. Saat ise annenin saatidir... Sakın üzülme... Dik dur... Hayatta mutlu olmaya çalış. Ve bizim sana olan sevgimizden güç al-"yazıyordu...
Aradığım tutunacak dalımdı sanki o mektup. Müdüre Cemre ablaya sarılıp hıçkıra hıçkıra ağladım. Ama birdaha hiç üzülmedim o günden sonra. Ne zaman kötü hissetsem kendimi. Annemin saatini,babamın tesbihini elime alır öper koklardım arkadaşlarımdan gizli gizli...
On sekiz yaşına gelinceye kadar müdüre Cemre abla, hep destekçim oldu.Anne babamdan kalanlar ise en büyük özgüvenim...
Babamın dediğini yapacaktım. Dik duracaktım hayatta. Nasıl olsa beni de seven bir anne babam olmuştu ya bu hayatta. Ölmüş olsalar ne yazar. Beni çok sevmişlerdi bir zamanlar. Bunu bilmek yeterdi bana.
Simit satarak başladım hayata.Açıköğretimden de okulumu okuyordum birtaraftan... Ortaokul, lise derken en sonunda memurluk sınavlarına girdim.Ve çok iyi derece yaptım sınavda. Memur olarak ta atandım. Hayatımın bu noktasına gelene kadar, sokaklarda da yattım. Aç ta kaldım. Ama ne zaman zora düşsem babamın mektubunu okuyup, beni ne kadar sevdiklerini birkez daha hatırladım.
Memurluk yaptığım kurumda güzel bir kızla tanıştım.Bir sene sonra evlendik. Çokta mutluyuz. Ve ben bunların hepsini anne babamın sevgisinden aldığım güçle yaptım. Onların sevgisi olmasa bir hiç olarak kalırdım galiba bu hayatta...
Sürekli işe gittiğim sokakta bir küçük kız görmeye başlamıştım evliliğimin birinci yılında.İlk cemrenin düştüğü günlerdi hiç unutmuyorum. Kimsesizdi belli. Onu cemrenin düştüğü o gün elinden tuttum. Birzamanlar kendi kaldığım çocuk esirgeme kurumuna götürdüm. Kapıdan girdiğimde hademe kadından öğrendim. Müdüre Cemre abla hala görevi başındaymış... Odasına doğru giderken birkere daha onu görmekten çok mutlu olacağımı düşünüyordum.Aslında bir sene önce arayıp memur olduğumu söylemiştim ona. Elini tuttuğum kimsesiz kıza gülümsedim korkmaması için. Ve yürümeye devam ettik. Tam o anda bir duvarın dibinde hıçkıra hıçkıra ağlayan çocuğu teselli eden Cemre ablayı gördüm karşımda. Saçları bembeyaz olmuş, yaşlanmıştı epeyce...Saklanıp olacakları seyretmeye başladım.
-"Ben niye bu dünyaya geldim ha? Anam babam bile beni sevmemiş. Beni istememişler. -" deyip ağlayan çocuğun yanağını okşadı Cemre abla nemli gözlerle... Sonrada cebinden bir mektup çıkardı.
-"Ağlama Selman. Seni çok ama çok seven bir anne baban vardı. Annen seni doğururken ölmüş. Babanında kanser hastalığı varmış. O bıraktı seni buraya. Ve birde mektup bırakmıştı senin için-" deyip çocuğa vermişti zarfı... O an gözlerime inanamadım. Zarftan bir kurmalı saat. Birde tesbih çıkmıştı...
Gözlerimden yaşlar damlarken Selman isimli çocuğun babasının ağzından yazılmış ve bana çok tanıdık gelen o mektubu dinledim. Çocuğun Cemre ablaya sevinçle sarılışını da izledim büyük bir şaşkınlıkla.... Cemre abla odasına doğru yürürken karşısına çıktım biranda... Gözlerimden sicim gibi yaşlar boşalıyordu...Tanımıştı beni... Biraz önce olanları görüp duyduğumuda anlamıştı. Omzuma dokundu düşünceli bir halde...
-"Buradaki çocuklar anne babası sevgisini çok önemser ve isterler Ali...İnanmak isterler onlar tarafından sevildiklerine...Ama sevilmedikleri için buradalar birçoğu. İstenmedikleri için buradalar. Ve bu işin tek çaresi bu inan. Ben iyi birer hayat geçirmenizi istedim oğlum. O sevgi eksikliğini hissetseydiniz hep bocalayacaktınız hayatta... Evet sana verdiğim mektubun aynısını binlerce çocuğa verdim ben. Biraz önce de gördün zaten. Sana anlattığım o hikâyeyeyim binlerce çocuğa anlattım. Adım Cemre. Cemreler düşer dünyayı ısıtır. Bende gönlünüze düşeyim kalbinizi ısıtayım istedim-"dediğinde sesi titriyordu. Tek kelime etse hıçkıra hıçkıra ağlayacaktı. Sarıldım ona sıkıca... Kaç defa teşekkür ettiğimi hatırlamıyorum...
Küçük kızı ona teslim ettiğimde ileriki yıllarda ona vereceği mektubu yazıp o gün dosyasına koyduğundan adım gibi eminim...
Adım Ali. Çok şey borçluyum Cemre ablanın mektubuna... Ve ben diyorum ki. Hepimiz birer Cemre olalım. Sıcacık düşüverelim insanlığa