Gri sadeliktir, alçak gönüllülüğün ifadesidir. Gözün en rahat algıladığı renklerden biridir. Uzlaştırıcı ve denge unsuru olan bir renktir. Ciddi ve dingindir. Yıllar önce tanıştığım biri ismini hatırlamıyorum ama profili gözümün...
Gri sadeliktir, alçak gönüllülüğün ifadesidir. Gözün en rahat algıladığı renklerden biridir. Uzlaştırıcı ve denge unsuru olan bir renktir. Ciddi ve dingindir.
Yıllar önce tanıştığım biri ismini hatırlamıyorum ama profili gözümün önünde. Türkiye’den İngiltere’ye göçmüş bir Ermeni. Birçok konuda konuşmuştuk. İlginç biriydi. Ortadoğu’nun hali falan derken insanların değer yargılarına geldi sıra. Üzerinde basit bir tişört ve bir kappi vardı sanırım. Ortadoğu ve özellikle Türkiye toplumlarının eşyaya yani ihtiyaç üstü tüketime olan takıntılarından bahsetti. Üzerindeki giysilerin 5- 10 dolar olduğunu ve Türkiye’de ünlü bir ayakkabı markasının 400- 500 liralık fiyatlarını duyunca ne kadar şaşırıp kaldığını falan…
Başlığıma konu olan, Facebookun kurucusu Mark Zuckerberg’e ait bir paylaşım çekti dikkatimi. Yaşam stili bir hayli ilginç, milyar dolarlık servete sahip olmasına karşın sürekli sade ve özellikle gri renk tişört ve kot giyen bir adam. Genç yaşındaki bu başarısına karşın bizim emlakçılıktan birkaç kuruş kazanıp lüks arabalarda havalarından geçilmeyen yeni nesil paragörenlerimizden kat kat sade bir yaşantıya sahip. Evli ve evlendiği kişi de Ortadoğu ülke liderlerinin takıntıları gibi Avrupalı dünya güzellik kraliçesi falan değil. Çin kökenli başarılı bir öğretmen ve o eşi ve kızı ile sade bir yaşam süren biri.
Bu sadeliği birçok Avrupa ve Uzakdoğu lider ve işadamlarında da görmüyor muyuz? Bisikleti ile işine giden niceleri var. Bizde, filan kamu kurumunun filan şubesi yetkilisi lüks araç olmadan çıkmaz ya sokağa. 23 yaşındaki Suudi prensin sadece bilmem kaç tane altın kaplı milyon dolarlık araba koleksiyonu var…
“ Bunlar mallarını insanlara gösteriş için harcayan, Allah’a ve ahiret gününe de inanmayan kimselerdir. Şeytan kimin arkadaşı olursa o ne kötü arkadaştır.” Nisa 38
“ Yaptıklarının tümünü gösteriş için yaparlar, örneğin hamaillerini (muskalarını) büyük, giysilerinin püsküllerini uzun yaparlar. Şölenlerde başköşeye, havralarda en seçkin yerlere kurulmaya bayılırlar. Meydanlarda selamlanmaktan insanların kendilerini Rabbi diye çağırmalarından zevk duyarlar… ( İncil Matta 23)
Geçmişten bu güne gösteriş, en ezik yanların parlatılması adına acınası resimler sunmaktan başka bir temsilde bulunmamıştır. Özellikle cemiyetlerde her anlamda başköşelere kurulmak, hizmet beklemek kibir akan itici bir ses tonuyla insanları biçmekte toplumuzun ana hastalıklarından biridir. “Rahmanın kulları öyle kimselerdir ki yeryüzünde tevazu ile yürürler. Cahiller onlara laf atınca da selam der geçerler” Furkan 63
Dualarımızın çoğunda taşıyamayacağımız yükler isteriz ama yüklerimizi ağırlaşınca da feryat figan ederiz. Çamaşır makinesi illa gri veya kırmızı olsun beş kuruşu fazla olsun kim çamaşır makinanın rengini inceleyecek ki. Yâda göğsünde minik bir hayvan sembolü ile aldığımız tişört kıdemlendirmez mi toplumda bizi. Arabalarımız, evlerimiz, perdelerimiz, koltuklarımız, hevesleri tatmin adına boş yere değiştiriliyorsa kişiliklerimizin bir rektefeciye gitmesi gerekmez mi?
Allah bu yüzden infak ayetinde “..ihtiyaçtan fazlasını” bakara 219 verin der, ancak biz onu Allah’ım fazla fazla ver diye anlarız ve huzuru göremeden iki tarafı da heba ederiz.
Saygılarımla…