Güneydoğu Anadolu’nun kalbinde yer alan Şanlıurfa, yalnızca doğal güzellikleri ve zengin mutfağıyla değil, binlerce yıllık tarihi geçmişiyle de dikkat çekiyor. Bu kadim kent, Mezopotamya’nın en önemli merkezlerinden biri olarak, sayısız medeniyete ev sahipliği yapmış Sümerlerden Asurlulara, Romalılardan Emevilere kadar birçok uygarlığın izini taşımakta.
Ancak Urfa’nın tarih sahnesindeki en dikkat çekici rollerinden biri, Osroene Krallığı’na başkentlik yapmasıdır. M.Ö. 132 - M.S. 244 yılları arasında hüküm süren Osroene Krallığı, bölgenin ilk bağımsız krallıklarından biri olarak kabul edilmekte. Başkenti Edessa, bugünkü adıyla Şanlıurfa, dönemin en önemli kültür ve ticaret merkezlerinden biri haline gelmiştir. Özellikle Mezopotamya ile Anadolu arasında bir köprü işlevi gören bu kent, döneminde önemli bir yere sahipti.

HRİSTİYANLIĞIN DOĞUŞUYLA KESİŞEN BİR KRALLIK
Osroene krallarının çoğunun “Abgar” adını taşıması nedeniyle halk arasında bu döneme “Abgarlar Devri” denilmekte. Tarihi belgeler ve efsaneler, Osroene Krallığı’nın en dikkat çekici hükümdarlarından biri olan V. Abgar Ukkama’nın, Hristiyanlığı kabul eden ilk kral olduğunu dile getirir. Rivayete göre Hz. İsa ile mektuplaşan Kral Abgar, onun öğretilerini benimsemiş ve krallığında bu yeni dini yaymaya başlamıştır.

URFA KALESİ’NDEKİ “MANCINIKLAR”
Osroene döneminden bugüne ulaşan en görkemli yapılardan biri, Şanlıurfa Kalesi’nin güney yamacında yer alan ve halk arasında “mancınık” olarak bilinen çifte sütunlardır.
Bu sütunlar, aslında herhangi bir savaş aracı değil; tarihi bir anıt yapıdır. Yapılan araştırmalar, bu sütunların Osroene krallarından Eftuha tarafından eşi Şalmet adına inşa ettirildiğini ortaya koymakta.

Yaklaşık 15 metre yüksekliğe sahip bu çifte sütun, hem mimari açıdan hem de taşıdığı sembollerle dikkat çekiyor. Sütunların üzerindeki taş işçiliği adeta hayranlık uyandırmaktadır. Ayrıca bazı araştırmacılar, bu sütunların gökyüzüyle ve yıldızlarla ilişkilendirilen sembolik bir anlam taşıdığı görüşünde.
Bugün hala dimdik ayakta duran bu anıtsal yapı, sadece bir mimari kalıntı değil; aynı zamanda Urfa’nın tarihine açılan bir kapı. Her yıl binlerce yerli ve yabancı ziyaretçi, bu sütunların çevresinde durarak geçmişin izlerini sürmeye çalışmakta.





