Türkiye’nin en büyük mühendislik projelerinden biri olan Atatürk Barajı ve Hidroelektrik Santrali (HES), yalnızca Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin değil, Cumhuriyet tarihinin en önemli kalkınma yatırımları arasında yer alıyor. Fırat Nehri üzerinde inşa edilen dev eser, enerji üretimi ve tarımsal sulamaya sağladığı katkıyla Türkiye’nin ekonomik gelişiminde kritik bir rol üstleniyor.

Şanlıurfa’nın Bozova ilçesine yaklaşık 24 kilometre uzaklıkta, Adıyaman ile Şanlıurfa sınırları arasında bulunan Atatürk Barajı, Güneydoğu Anadolu Projesi’nin (GAP) en stratejik yatırımı olarak hayata geçirildi. 2 bin 400 megavat kurulu güce sahip hidroelektrik santraliyle yılda yaklaşık 8,9 milyar kilovatsaat elektrik üretme kapasitesine sahip olan baraj, aynı zamanda yaklaşık 882 bin hektarlık tarım arazisinin sulanmasına imkan sağlıyor.

İHALE 1983 YILINDA YAPILDI
Atatürk Barajı ve HES’in yapım ihalesi, 26 Ağustos 1983 tarihinde Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirildi. İhaleye toplam altı firma ve firma grubu teklif verirken, yaklaşık 102 milyar 814 milyon lira bedelle en uygun teklif ATA İnşaat Ortak Girişimi tarafından sunuldu.
Böylece Atatürk Barajı’nın inşası Palet İnşaat, Seri İnşaat ve Enerji-Su İnşaat şirketlerinin oluşturduğu ATA İnşaat Ortak Girişimi’ne verildi.

ÜÇ BÜYÜK TÜRK ŞİRKETİ GÜÇLERİNİ BİRLEŞTİRDİ
Barajın yapımını üstlenen konsorsiyumun ortaklık yapısı şu şekilde oluştu Palet İnşaat – Yüzde 35 hisse Kurucusu Sedat Üründül. Seri İnşaat yaklaşık yüzde 30 hisse Kurucusu Erdoğan Kurdoğlu. Enerji-Su İnşaat yaklaşık yüzde 30 hisse Kurucusu Necdet Semker.
Projenin en büyük ortağı olan Palet İnşaat’ın kurucusu Sedat Üründül, aynı zamanda ATA İnşaat’ın yönetim kurulu başkanlığını yürüttü. Üründül, spor yorumcusu Ömer Üründül’ün babası olarak da biliniyor.

TÜRKİYE’NİN KENDİ GÜCÜYLE TAMAMLANAN DEV ESER
1983 yılında yapımına başlanan Atatürk Barajı, tamamen Türk mühendisleri, teknik personeli, işçileri ve yerli müteahhit firmaların katkısıyla inşa edildi. Devasa büyüklüğüne rağmen dış yükleniciye ihtiyaç duyulmadan tamamlanan proje, Türkiye’nin kendi imkanlarıyla gerçekleştirdiği en büyük mühendislik başarılarından biri olarak kabul ediliyor.






