Geçen hafta pekte dikkatleri celp etmeyen bir hafta kutlandı ülkemizde sessizce. Bir Müge, Esra kadar etkisi olmayan bu programlar kısıtlı ve dar alanda yapılmış oldu.
Bu etkisizlikler daha önceleri sıkça söylediğim gibi temayüllerimizin sonucu ortaya çıkan acı tablolardır.
Saçma sapan reyting programlarıyla beyinleri narkozlanan bireylerin böyle bir konu için kaygılanmamaları şaşırtıcı değil. Sorun cancanlı kutlamalar değil aksine bilinç oluşturamamalarda.
Bu anlamda Milli Eğitim ve Kültür Bakanlıklarının daha etkin politikalar geliştirmeleri elzemdir. Ar-Ge ler de daha etkin projelerle işe dahil olmalı.
Okuma; asıl olarak görebilen bir bakış ister önce, hissedebilen bir kalp hem de, sorgulayabilen bir akıl. İster kitap ister hayatın ta kendisi olsun ibretler çıkaramayan hiçbir okuma, okuma sayılmaz.
Bugün somut bir gerçek vardır ki dikkate alınmadığı müddetçe bu bilinçlenmeler geliştirilemeyecektir. Evrim geçiren okuma bilincine karşın yerinde sayan kütüphane formatı bu tıkanmalara bir sebeptir sanırım.
Akşam izlediğim haber bu konuya iyi bir pekiştirici idi. Adana’da bir işletmeci kütüphane ortamında bir yaşam alanı sunarak gerçek anlamda bilgiye ulaşma ortamı oluşturmuştu. Pratik ortak mutfağı ile atıştırmanın serbest olduğu dijital bilgiye rahatlıkla ulaşılabilen, hem masa sandalye hem de rahat koltuklarla döşenmiş bir mekân. Daha önemlisi yoğun bakım sessizliği kütüphane ortamı formatını kaldırmış olması orayı bir hayli eğlenceli bir öğrenme ve çalışma ortamına dönüştürmüştü. Üstelik gece saat ikiye kadar açık oluşu da ayrıca güzel. Ücret ise sadece girişte beş lira.
Bilgi dijital ortamda akıp dururken, PDF’ler, sesli makaleler havada uçuşurken tozlu raflar ve kara kaplı kitaplara hapsolmak pekte akıllıca değil. Özellikle okul kütüphanelerimiz bu eski formata devam etmektedir çünkü bütçe konusu da önemli bir konudur.
Ya çağa ayak uyduracağız ya da arkalardan gelenler olarak önde gidenleri izleyeceğiz her zamanki gibi.
Sosyal paylaşım ağları denen bir gerçekte vardır ki burada herkes birer okuyucu ve öğrenci olduğu gibi anında birer öğretmen, şair, yazar, fotoğrafçı ve gazeteciye dönüşebilmektedir. Aynı zamanda tüm kaynaklardan cımbızlanan bilgi, haber ve özlü ifadelerinde saniyelik akışlarla hafızalara nakşedilmesi, güncellenmeleri kaçınılmaz kılmaktadır.
Kütüphanelerde bilgi alışverişine kapı aralayacak zeminler hazırlamalı. Yakınlarımızda, bir mahalle bakkalı gibi veya bir otöbüs durağında ve ergonomik olmalı.
Büyük yatırımlarla başına ağlayan kütüphaneler mi yoksa sosyal yaşam alanlarına dönüşen yaşayan kütüphaneler mi ne dersiniz?...
Saygılarımla…