BU GECE KENDİMDEN GÖÇÜYORUM

Gecenin karanlığında yıldızların tanıklığında, karar verdim, bu gece kendimden göçüyorum.
Bu şehrin taş zeminli sokaklarından ve kadir kıymet bilmez taş yürekli insanından, en önemlisi, kendimden göçüyorum.
Tıpkı bir zamanlar bu kentin taş kantarmalı eyvanlarında yuva yapan (hechecıklar) kırlangıçlar,(Yusuf tutanlar) kumrular gibi. Mevsimsiz coğrafyalara göçmek istiyorum. Gidişi olup dönüşü bulunmayan yollara gitmek istiyorum.
Bu kentin misafir göçmen kuşlar gibi, bu kentin cefasını, tozunu toprağını bir damla yağmurunu, tıpkı Siverek’in en güçlü hamalı Hamal Milli gibi sırtlayıp göçmek istiyorum kendimle.
Yüreğim acıyor, annesi ölmüş yetim bir çocuğun acısı gözlerimde.
Sizden öğrendim; acının en iyi ilacının daha büyük acıları yüreğine toplamak olduğunu. Günyüzü görmemiş tarifi zor bir, kör bir insanın adres bulması gibi. Bana yaşattığınız acılara inat mazoşist Acıları yüklüyorum yüreğime.
Bu kez yüreğimi, kendi ellerimle tırnaklayıp, kanatıyorum artık kimsenin kanatmasına müsaade etmeyeceğim.
Kendimle göçmeden, son bir kez yıldızlara bakmak istiyorum, penceremi aralıyorum, dışarıda gecenin sessizliğini ve yalnızlığını dişleriyle parçalıyor sokak köpekleri.
Pencereden tıpkı astımlı bir hasta gibi ciğerlerime dolduruyorum yalnızlığı, cümle yalnızlıkları toplamak istiyorum, çalışkan bir çöpçü edasıyla bu şehrin sokaklarından.
Gecenin ayazı bir tokat gibi suratımda. Yalnızlıkları, vefasızlıkları topluyorum bu şehrin lambaları geçmiş sokaklarında.
Evlerin penceresinde ışığını andıran gecelerin lambaları. Perdeler sıkı sıkıya kapatılmış dışarıdaki soğuğa, içerdeki yalnızlıklar.
Kim nasıl ve hangi acılarla yaşıyor o perdelerin arkasında. Kim yalandan gülümsüyor, sevmediği suratlara? Kim gözyaşlarını kendine saklıyor perdelerin arasında.
Hangi acılar sevinçler yaşanıyor ya da hangi sessiz çığlıklar gecenin gölgesi gibi yansıyor pencerelerin perdelerine.
Gece sabaha gebe ben acılara.
Yeniden yaşamak istemiyorum vefasızlıkları, yalnızlığım bana yeter gecenin yıldızları bile soytarı bir gülüşü andırıyor yüreğimin karanlığında.
Ne bu şehre kırgınım nede bazalt taşlı sokaklarına. Kırgınlığım kendime acemi ve çocuksu duygularıma kırgınım, roma arenasında bedenin arkadaşının yaşamına kurban veren bir köleyim, direniş destanlarında.
Korkaklığımdan değil, yenilgilerim, kendimle göçmelerim, her kavganın asi militanıdır acıların durağı yüreğim. Kendimle göçmemin bir tek nedeni; yüreğimin asilliğidir.
Bıktım artık, sahte gülüşlerden, bir filmin sahnesini andıran sevgilerden.
Yüzümde her acıdan sonra yaşanan af edici merhamet tebessümlerini artık yaşamak istemiyorum. Bu sokaklar da dolaşacak yüzü maskelilerin ikiyüzlülerini görmemek adına kendime yetiyorum mevsimsiz coğrafyalara göçüyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şükrü Dolaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Urfanatik Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Urfanatik Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Urfanatik Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Urfanatik Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Urfalı Zaza - Geç kaldın be şıko. O has memleketi yaşanır bir yer olmaktan çıkardılar..

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 02 Aralık 00:51


ŞANLIURFA ŞEHİR MARKALARI

Markanız 1 yıl boyunca, Urfanatik'te, bu alanda! Arayın...

+90 (532) 175 0403
Reklam bilgi

Anket Şanlıurfa'nın en güzel yemeğini seçiyoruz