Cemiyet başkanları göç ve medya konusunu masaya yatırdı!

Gaziantep Basın Cemiyeti Başkanı Arif Kurt, Hatay Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Abdullah Temizyürek, Kilis Basın Cemiyeti Başkanı Abdullah Alpdağ ve Şanlıurfa Çalışan Gazeteciler Derneği Başkanı Tahir Gülebak’ın konuşmacı olarak katıldığı toplantıda, Prof. Dr. Murat Erdoğan da “Göç ve gazeteciler” konulu bir sunum gerçekleştirdi.

+8
Haber albümü için resme tıklayın

Gazeteciler Cemiyeti’nin Avrupa Birliği’nin finansal desteğiyle yürüttüğü Demokrasi İçin Medya, Medya için Demokrasi (M4D) Projesi kapsamında, “Güney ve Doğu İlleri Değerlendirme Toplantısı” yapıldı. Söz konusu bölgelerin yerel basınında öne çıkan sorunlar ve çözüm önerileri ile göç konusunun ele alındığı toplantıda, Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin açılış konuşmasını yaparken, Gaziantep Basın Cemiyeti Başkanı Arif Kurt, Hatay Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Abdullah Temizyürek, Kilis Basın Cemiyeti Başkanı Abdullah Alpdağ ve Şanlıurfa Çalışan Gazeteciler Derneği Başkanı Tahir Gülebak konuşmacı olarak katıldılar. Göç meselesi, uyum ve Suriyeliler konularındaki araştırmaları ile tanınan Prof. Dr. Murat Erdoğan ise “Göç ve gazeteciler” konulu bir sunum gerçekleştirdi.

Gazeteciler Cemiyeti Başkan Vekili Savaş Kıratlı’nın da katıldığı söyleşinin moderetörlüğünü M4D Projesi Kıdemli Politika Uzmanı Kenan Şener üstlendi. M4D Proje Direktörü Yusuf Kanlı da bu toplantının önemine işaret ederek, katılımcılar hakkında bilgi verdi.

Oturumun açılış konuşmasını yapan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, pandemi nedeniyle meslektaşlarıyla bir araya gelemiyor oluşundan duyduğu üzüntüyü dile getirerek, “Hepinizi sağlıklı ve koronadan etkilenmemiş şekilde, online olarak da olsa karşımda görmekten çok mutluyum. Ev sahibi olarak, hepinize katılımınızdan dolayı teşekkür ediyorum. Bu toplantı ile aslında hem hasret gideriyor hem de ağırlaşan ciddi mesleki sorunlarımızı dile getiriyoruz. Hepinizi selamlıyorum” dedi.

Bilgin’in ardından söz alan Gaziantep Basın Cemiyeti Başkanı Arif Kurt, Gaziantep’in göçle gelenlere yabancı bir şehir olmadığını vurgulayarak, “Göç denilince Gaziantep, Türkiye’nin küçük gerçeği olarak görülür” dedi. Gaziantep’in gelen göçü bir şekilde kendi bünyesinde fırsata çeviren nadir illerden birisi olduğuna dikkat çeken Kurt, Suriye savaşının ardından 2 milyon nüfusu olan ile 500 bin Suriyeli’nin yerleştiğini kaydetti. Suriye’den gelenler arasında gazetecilerin de olduğunun altını çizen Kurt, Türkiye’de yaklaşık 300’e yakın Suriyeli gazetecinin olduğunu ve bunların 125’inin Gaziantep’te yaşadığını belirtti. Kurt, ayrıca sığınmacıların 300’e yakın STK kurarak, 1500 civarında da şirkete sahip olduklarını dile getirdi.

Kurt, Suriyelilerin şu anda bazı sektörlerde yerli vatandaşlarla rekabet hâline geldiklerine işaret ederek, Gaziantep ekonomisinin yüzde 17’sini sığınmacıların yönetir hâle geldiğini belirtti. Kurt, “Konuşulması gereken, göçle gelen sığınmacıların durumu bugüne kadar iyi yönetildi mi sorusudur” dedi. Kurt, sürecin iyi yönetilmediğini ve Suriyelilerin Türkiye’de kalıp kalmayacaklarını, ülkelerine geri gönderilip gönderilmeyeceklerinin bilinmediğini söyleyerek, “Ben Ankara’da yetkililere mültecilerin konumunu sorduğumda, ‘Misafir’ yanıtını almıştım ama 10 yıl olmuş, hâlâ onları misafir statüsünde değerlendiriyoruz. Onlar da ne olacaklarını bilmeden yaşıyorlar. Fırat kalkanı bölgesinde terörden arındırılmış bölgeye gönderilecekleri, orada evler yapılacağı ve bir şekilde insanların oraya gönderilecekleri konuşuluyor ama şu an bu konuda neler yapıldığını bilmiyorum. Özetle, Suriyeliler meselesinde Türkiye’nin vicdani olarak yaptıkları doğru ama sürdürülebilirlik bakımından ortaya bir şey koyamadığı için hatalı” dedi.

Temizyürek, “Suriyeli göçmenler ekonomik hayatı çok etkiledi”

Hatay Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Abdullah Temizyürek, Gaziantep ile aynı kaderi yaşadıklarını ve sınır bölgesi olarak bir buçuk milyon nüfusa sahip olduklarını, kayıtlı Suriyeli sayısının ise 500 bin olduğunu ifade etti. “Bir de kayıtsızlar var, Antep’te de aynı şekildedir” diyen Temizyürek, bu durumun ekonomik hayatı etkilediğini ve yaşam standartlarını düşürdüğünü belirtti. Artan nüfus nedeniyle su sorunu yaşadıklarını dikkat çeken Temizyürek, “Su yetmemeye başladı, eskiden su kesilmezken, göçün ardından su kesintileri başladı ve ekonomik krizle de devam ediyoruz. Savaştan önce bavul ticareti yapılırdı, artık mümkün değil. İki yıl evvel gelen Suriyeliler iş yeri açmaya başladı ve bu konuda çok haber yaptık, halk şikayet ediyordu. Kendi aralarında çok milliyetçiler, birbirlerinden alış veriş yaparlar. Esnafımız bu anlamda zorlanıyor. Bir de cinayet, kapkaç, hırsızlık ve faili meçhul cinayet sayısı arttı. Bunlaır ilgili makamlara sorduğumuzda da tatmin edici yanıtlar alamadık. Pandemi nedeniyle durum görünür hâlden çıktı ama bu konuda yazıp çizmeye, önerilerimizi sunmaya devam ediyoruz” dedi.

Kilis Basın Cemiyeti Başkanı Abdullah Alpdağ ise 2011 yılında başlayan sığınmacı göçü nedeniyle, Kilis’te ticaretin yüzde 67’sinin Suriyelilerin elinde olduğunu savundu. 120 bin Kilisli vatandaşa karşılık, 140 bin Suriyeli sığınmacı ile Türkiye’de özel bir örnek teşkil ettiklerini ifade ede Alpdağ, “Suriyeli kardeşlerimizin göçüyle beraber ev, dükkan kiraları artrark, pek çok sektör onların eline geçti. Vatandaşlarımız ekonomik kriz yaşıyor” dedi.

Şanlıurfa Çalışan Gazeteciler Derneği Başkanı Tahir Gülebak da, Şanlıurfa’da şu an 700 bine yakın Suriyeli sığınmacı olduğuna dikkat çekerek, diğer illerdeki gibi Şanlıurfa’daki esnafın da zor günler yaşadığını kaydetti. Gülebak, “Vergi ödemeden iş yeri açıyorlar ve esnafımızla aynı kefeye konuyorlar. Halkımızın elinden ekmeği alındı gibi bir durum yaratıldı. Bu nedenle sıkıntı yaşanıyor, en büyük göç alan yerlerden biriyiz” diye konuştu.

Erdoğan, “Bizim gibi bir anda kapısında milyonlarca mülteci bulunduran ülke neredeyse yok”

Cemiyet başkanlarının ardından “Göç ve gazeteciler” başlıklı bir sunum yapan Prof. Dr. Murat Erdoğan, Türkiye’ye gelen Suriyeli sığınmacıların 10. yılında olunduğunu hatırlatarak, dünyada 270 milyon uluslararası göçmen bulunduğunu ve genelde gelişmiş ülkelerde yaşadıklarını kaydetti. Zengin ülkelerin genelde yaşlı nüfus nedeniyle insana ihtiyaç olduğunu belirten Erdoğan, Almanya’nın geçen yıl 50 bin mülteci bile almazken, AB ülkesi olmayan ülkelerin iki milyondan fazla göçmen aldıklarını belirtti. Türkiye’de göçmen değil, mülteci konusu olduğunu ve bunun da çetrefilli bir mesele olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Dünyadaki 100 mültecinin sadece 15 tanesi gelişmiş ülkelere ulaşabiliyor. Çünkü dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesi mülteci almak istemiyor. Alır ama belirli kontenjan ve kontroller ile alır. Bizim gibi bir anda kapısında milyonlarca mülteci bulunduran ülke neredeyse yok” dedi.

1951 yılında imzalanan Cenevre Anlaşması gereğince, sadece Avrupa Konseyi üyesi ülkelerden mülteci alan Türkiye’nin, resmi olarak 28 mülteci sayısı olmasına karşın, bir taraftan da dünyanın en fazla mülteci barındıran ülkesi olduğunu kaydeden Erdoğan, “Fiili olarak mülteciler bizde resmi olarak mülteci değil, başka statülerde” ifadesinde bulundu. “Biz dünyada hiç olmayan bir kategori ürettik; şartlı mülteci diye. Mesela İran’dasınız ve din değiştirdiniz, cezalandırılacaksınız, işkenceye maruz kalabilirsiniz ya da idama. Türkiye inceliyor, ‘doğru’ diyor ama AB’den gelmediğin için mültecilik veremiyoruz diyor, onun yerine şartlı mültecilik veriyor” dedi. İkinci olarak da uluslararası koruma denilen bir kavram olduğunu ve bunun da Türkiye’ye giren ama ülkesine gönderilirse başına bir şey gelme ihtimali yüksek olduğu için ilgili kişiye uluslararası koruma verilmesi olduğunu dile getiren Erdoğan, “Son olarak Suriyeliler ile birlikte geçici koruma var. Ne yazık ki 2011’den sonrasında Türkiye’nin Suriyelilerden daha büyük bir problem yaşadığı bir konu var, düzensiz göçmen diyoruz biz buna” dedi.

Medyanın reaksiyon göstermesi doğal”

Erdoğan, Türkiye’de dört kategoride yabancı olduğunu ve bunların ilkinin Türkiye’de ikametgâh izni olan 1 milyonluk kesimi kapsadığını, ikinci kategorinin uluslararası koruma yani sığınmacı olduklarını ve 30 bine tekabül ettiklerini söyledi. Geçici koruma olan Suriyelilerin ise 3 milyon 670 bin olduğuna değinen Erdoğan, bir buçuk milyon da düzensiz göçmen olduğunu belirtti. Erdoğan, “2011 yılında Türkiye’deki yabancı sayısına bakın, 58 bin sadece. Şu an 4-5 milyonu aşan bir sayı var” ifadesini kullandı.

Medyanın buna reaksiyon göstermesinin “doğal” olduğunu dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:

“Dünyada en fazla sınır duvarı ören ülke biz olduk ne yazık ki ama yine de engellenemiyor. Dolayısıyla Türkiye’nin sınır güvenliğini tekrar tekrar gözden geçirmesi gerekiyor. Türkiye’deki Suriyeliler konusuna gelince Türkiye’deki son sayı 3 milyon 672 bin geçici koruma altında ama biliyorsunuz 150 bin civarında istisnai vatandaşlık verildi. Bu da çok problemli bir şey. Medya bakımından da problemli bir şey. Çünkü bu süreç hiç transparan değil. Şu an sayıların ne olduğunu hiç kimse bilmiyor. Hangi kriterlere göre oluyor kimse bilmiyor. Özellikle Şanlıurfa, Kilis, Hatay, Gaziantep gibi illerde gazetecilerimiz bunun bire bir şahitleridir. İnsanları görüyorlar, şaşırıyorlar bu insanlar nasıl Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına alındı diyorlar. Bu konuda devletin kesinlikle daha çok bilgi vermesi lazım. Vatandaşlık mutlaka verilmeli ama bu istisnai seviyede kalması lazım. Türkiye’de Suriyelilerin artık sadece 55 bini kamplarda kalıyor, geri kalanı bizlerle birlikte yaşıyor. Artık yeni bir durum ile karşı karşıyayız. Kent mültecilerinden söz ediyoruz” dedi.

Etkinliğin kapanış konuşmasını yapan M4D Proje Direktörü Yusuf Kanlı, mülteci konusunun hayati olduğunu vurgulayarak, çocukken evlerinin önünde büyük bir çadır gördüğünü ve çadırın, o tarihte Rumlar tarafından basılan 103 köyden kaçan Türklerin daha büyük yerleşkelere göç etmelerinden kaynaklandığını söyledi. Söz konusu iç göçün de en az dış göç kadar acı olduğunu belirten Kanlı, “Göç hayatın bir gerçeğidir ve kimse bir hayatı yıkıp yeni bir hayata baştan başlamayı istemez. Hatta o yeni yerde kök saldıktan sonra da, orayı bırakıp başka yere gitmek istemez, bunu görmek zorundayız” dedi.

Kanlı ayrıca, Türkiye’deki gazetecilerin basın kartı sorununa da değinerek, hem cemiyet hem diğer basın örgütleriyle birlikte mücadele verdiklerini, bu kartların basın örgütlerince verilmesinin elzem olduğunu kaydetti. Kanlı, “Daha özgür bir basın yasası için, birkaç ay içinde en azından teklif sunacak hâle geleceğiz. Nazmi Başkanım sağ olsun, bizi cesaretlendiriyor. Derdimiz çok sorunumuz tek aslında; daha iyi bir demokrasi, daha iyi bir temsiliyet, daha özgür bir ülke” ifadesinde bulundu.

01 Haz 2021 - 20:50 - Gündem

urfanatik.com son bir ayda 983.226 kez ziyaret edildi.


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Urfanatik Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Urfanatik Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Urfanatik Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Urfanatik Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.




Anket Elektrik faturanız ne kadar geliyor?