Toplumun nabzı kimi zaman sokakta, kimi zaman ekranlarda, kimi zamanda evlerin sessiz duvarlarında atar. Son yıllarda bu nabız ne yazık ki huzurla değil, öfkeyle gerginlikle ve şiddetle daha sık karşılık buluyor.
Peki şiddetin yükselişte olmasının temel sebebi nedir?
Bu sorunun tek bir cevabı yok, ancak birbirini besleyen birçok toplumsal kırılma noktası var. Öncelikle ekonomik sıkışmışlık, insanların ruh halini doğrudan etkileyen en önemli unsurlardan biri. Geçim derdi büyüdükçe, insanlar dayanıklılığını kaybediyor, tahammül sınırları daralıyor. Bu daralma, aile içinden toplu taşıma araçlarına kadar geniş bir alanda yüzeye vuruyor. Yani ekonomi yalnızca cebi değil, karakteri de yoruyor.
Bir diğer sebep de dijital dünyayı doğru şekilde kullanamamak. Bu da dünyanın kirli aynası olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü Sosyal Medya, kontrolsüz öfkenin kolayca yayılabildiği bir alan haline geliyor. İnsanlar gerçek hayatta söylemeye cesaret edemeyecekleri sözleri ekrana bir tıkla savuruyor. Bu dil zamanla davranışa dönüşüyor. Ve haliyle şiddete. Şiddet de sadece bireysel bir sorun değil, toplumunda bir sorun haline geliyor. Ailede başlayan, okulda pekişen, sokakta büyüyen bir döngü haline geliyor.
Sonuç olarak neresinden tutarsanız tutun elinizde kalıyor. Bu döngüyü kırmak için yalnızca kanunlar değil, eğitim, iletişim ve empati kültürünü geliştirmenin yanında çözümün yine insanda saklı olduğu önümüze çıkıyor. Çünkü şiddeti büyüten de azaltan da insandır. Ne kadar kırgın olursak olalım. İnsanın insana iyi geldiği bir dünyanın kapısını aralamak mümkün olduğunun farkına varalım.
Kısacası;
Güzellik bedeninizde değil, ruhunuz da olmalı
Ölçü zikirde,
Edep zihinde,
Vicdan yürekte olmalı diyorum.