İnsan ilişkilerinde en sık yapılan hatalardan biri, sürekli verilen emeği sıradan görmek ve sabrı güçsüzlükle karıştırmaktır. Oysa fedakârlık bir mecburiyet değil, bilinçli bir tercihtir. Sessizlik ise çoğu zaman korkunun değil, olgunluğun dilidir.
Hayatımız boyunca bazı insanlar için zamanımızdan, konforumuzdan ve hatta hayallerimizden ödün veririz. Üstelik bunu karşılık bekleyerek yapmayız. Çünkü sevgi, dostluk ve vicdan çoğu zaman hesap kitap bilmez. Ancak ne yazık ki insan sürekli önüne konulan nimetin değerini zamanla unutabiliyor.
Neden derseniz?
Bir kez yapılan iyilik takdir edilirken, her gün yapılan iyilik sıradanlaşıyor. Çünkü alışkanlığa dönüşüyor. Ve görev addediliyor. Ama farkında olmadığımız şey bu karşı tarafa sunulan bir nimetten veya fedakârlıktan başka insanlığın zirvesi olduğunu unutuyoruz. Aslında bir insanın her defasında anlayış göstermesi her tartışmada geri adım atması ya da kırıldığı halde susması onun güçsüz olduğunu göstermez. Bu onun asaleti, feraseti ve erdemiyle alakalıdır. Belki takdir beklemiyor. Ama mutlaka saygıyı hakkediyordur. O saygıyı da görmediği zaman sessizliğe bürünüyor. Ve mücadelesine öyle devam ediyor. Çünkü çoğu zaman en büyük mücadele sessizce verilen mücadeledir. Bağırmak kolaydır. Zor olan, kırgınlığını yüreğinde taşıyıp yine de saygıyı koruyabilmektir.
İnsanların bir diğer yanılgısı iyi niyetin sonsuz olduğunu düşünmeleridir. Oysa her sabrın bir sınırı, her sessizliğin bir sonu vardır. Bu yüzden yıllarca anlayış gösteren bir insan gün gelir sadece susmayı bıraktığında birçok kişi şaşırır. Onlar karakterin değiştiğini sanırlar. Ama gerçekte değişen karakter değil, tükenen tahammüldür. Fakat kimse farkında değildir. Çünkü fedakârlık veya iyi niyet değer gördüğünde ilişkileri güçlendirir. Değer görmediğinde ise insanı soğutur.
Sonuç olarak bir insanın iyi olması, her şeyi sineye çekeceği anlamına gelmez. Sessiz olması da konuşamayacağı anlamını taşımaz. Her olumsuzluğa rağmen sessizliği tercih ediyorsa demek ki birikmiş kırgınlıkları var. Unutmayalım ki bazı insanlar bağırarak değil, sesiz kalarak geri çekilip anlatır her şeyi.