İnsana değer vermek ya da insandan değer görmek, hayatımızın en önemli unsurlarından biridir. Hep düşünmüşümdür, en çok sevdiğin kişiye doğal olarak kıymet gösterirsin. Bu kişi eşin olur, kardeşin olur, dostun, arkadaşın, evladın ya da komşun olur. Bir süre karşılığını görürsün belki, ama gün gelir verilen değerin azaldığını fark ettiğinde üzülür. Ben bu kişiye bu kadar değer verirken neden aynı karşılığı alamıyorum? diye sorgularsın.
Oysa belki de sorun bizdedir. Belki değer verdiğimiz kişi bu kadar ilgi ve kıymeti hak etmiyordur. Belki de sadece menfaati için yanıltıcı bir kimliğe bürünmüş, sahte bir değer gösteriyordur.
İnsanları değerli hissettirmek elbette çok önemlidir fakat değer gösterirken ölçüyü bilmek de bir o kadar mühimdir. Kendi ihtiyaçlarımızdan fedakârlık etsek bile aşırı değer vermek, karşı tarafın kayıtsız tavırlarıyla birleştiğinde kalbimizi kırar, hatta psikolojimizi yıpratabilir.
Bugün maalesef eşyalara, makama, mevkiye gösterilen değerin, yoksula, garibana, mazluma gösterilmediğine sıkça tanık oluyoruz. Oysa bu dünyaya bir kez geliyoruz; önce kendimize değer vermeli, sonra da insan olduğumuz için insanlara hak ettikleri kıymeti sunmalıyız ki, gerçekten değerin ne demek olduğunu bilebilelim.
Bir fidanı düşünün. Eker, özenle sulayıp bakımını yaparsınız. Sonra o ağaç size en güzel meyvelerini verir. Çünkü verdiğiniz özen, karşılığını en güzel haliyle sunar.
Hz. Mevlana’ya “İnsanın değeri nedir?” diye sormuşlar. Mevlana’nın verdiği o kısa ama derin cevap her şeyi anlatır. Aradığı şeydir.
Rabbim bizleri, değer verdiğinde değişmeyen, vefalı insanlarla karşılaştırsın inşallah.