Çocuk İşçiler

Abone Ol

Bir çocuğun ölümü, toplumun vicdanında açılan en derin yaradır. Hele ki bu ölüm, çalışma yaşamının karanlık köşelerinde, tezgâh başında, tarlada ya da inşaatta meydana geldiyse zaman bu yara sadece derin değil, aynı zamanda utanç vericidir. Çünkü çocuk işçilerin ölümü, kader değil göz göre göre gelen bir ihmal zincirinin son halkasıdır.

Son yıllarda farklı bölgelerden gelen haberler, acı bir gerçeği sürekli yüzümüze vuruyor. Çalışmak zorunda bırakılan çocuklar, çoğu zaman can güvenliği olmayan, denetimden uzak, ağır koşullar altında hayatlarını kaybediyor. Bir çocuğun adının bir iş kazası raporunda geçmesi kadar sarsıcı bir şey olabilir mi? Ne yazık ki bu sorunun cevabını her defasında acıyla öğreniyoruz.

Bu ölümler, yalnızca ailelerin değil, hepimizin ortak kaybı. Çünkü bir çocuk, ekonomiye katkı sunsun diye değil eğitim alsın, büyüsün, hayal kursun diye vardır. Fakat yoksulluk, güvencesiz çalışma düzeni ve denetimsiz sektörler, bu çocukları hayattan koparıyor. Üstelik çoğu zaman bu ölümler birkaç satırlık haberin ardından sonra unutuluyor. Tıpkı geçen Şanlıurfa da bir inşaatın çökmesiyle altında kalan iki çocuğun ölümü gibi.

Toplumun görmezden geldiği her çocuk ölümü, aslında geleceğimize eklenen bir karanlıktır. Çünkü bir çocuk işçinin kaybı, sadece bir can kaybı değildir kaybolan bir eğitim hakkıdır, yitip giden bir gelecek potansiyelidir, boşa düşen bir umut hikayesidir.

Bir çocuğun ölümünü talihsizlik diye geçiştirmek, aslında bir sonraki kaybın kapısını aralamaktır. O nedenle çocuk işçiliğiyle mücadele, sadece sosyal bir sorumluluk değil yaşama saygının, insan haklarının ve vicdani duruşun temel gereğidir.

Bugün kaybettiğimiz her çocuk için geç kaldık. Ama yarın başka bir çocuğun hayatını korumak hâlâ bizim elimizde.