Çocukken dünya küçüktü ama daha temizdi. Sokaklar dar, hayaller genişti. Ellerimiz toprak kokar, dizlerimiz yara bere içinde eve dönerdik, kimse bundan şikayet etmezdi. Çünkü kir dediğimiz şey yalnızca çamurdu, silinirdi. Asıl kirin kalpte ve zihinde biriktiğini bilmiyorduk henüz.
Büyüdük. Dünya büyümedi aslında biz gözlerimizi açtıkça dünyanın kirini fark etmeye başladık. Önce yalanlarla tanıştık. Beyaz yalan dediler, masum sandık. Sonra yalanlar büyüdü, rengi koyulaştı. İnsanlar gerçeği saklamayı marifet, dürüstlüğü saflık sayar oldu. Oysa çocukken en büyük suç, yalan söylemekti. Zamanla kelimeler de kirlendi. Sevgi kolay harcanan bir söze, dostluk çıkar hesabına dönüştü. Nasılsın sorusu, cevabını beklemeden sorulan bir nezaket ezberi oldu. Kimsenin kimseyi gerçekten dinleyecek vakti kalmadı çünkü herkes anlatmakla meşguldü.
Doğa da bizimle birlikte kirlendi. Ağaçlar azaldı, betonlar çoğaldı. Gökyüzü eskisi kadar mavi değil artık. Belki de biz başımızı kaldırmayı unuttuk. Denizler doluyor ama balıkla değil, plastikle. Biz tükettikçe dünya sustu. Oysa çocukken bir çiçeği koparmaya kıyamazdık. Şimdi bir ormanı yok ederken gözümüzü bile kırpmıyoruz.
En acısı da başkasının acısına alışmak. Haberlerde gördüğümüz felaketlere yazık deyip kanalı değiştirmek. Kötülüğün sıradanlaşması, iyiliğin istisna sayılması. Çocukken ağlatan şeyler, büyüyünce eğlenceye döndü.
Belki dünya büyüdükçe kirlendi. Ama onu temizleyecek olan yine geleceğimiz olan çocuklar. İçimizdeki çamuru değil, içimizdeki çocuğu koruyabilirsek dünya yeniden nefes alabilir.
Çünkü bazı temizlikler sabunla değil, vicdanla temizlenir.