Malumunuz, toplumumuzda “aşiret” kelimesi zihinlerde genellikle olumsuz çağrışımlarla anılıyor. Ne yazık ki medya ve bazı önyargılar sayesinde bu kavram, kaba kuvvet, şiddet olayları ve geri kalmışlık gibi etiketlerle bilinçaltımıza yerleştirildi. Oysa işin aslı hiç de öyle değil.
Aşiret yapılanmasına yakından bakıldığında, insanın en kadim bağı olan akrabalık ilişkisi etrafında şekillenmiş güçlü bir toplumsal yapı ile karşılaşıyoruz. Aşiretlerde siyasi düzen ailenin önde geleni — kimi yerde “Mir”, kimi yerde “Bey”, kimi yerde ise “Beg” — tarafından yürütülür. Ancak mesele yalnızca bir siyasi otoriteden ibaret değildir. Aynı zamanda sosyal, ekonomik, kültürel ve hatta askeri alanlarda organize bir sistemden söz ediyoruz. Yani modern devletin küçük bir modeli, hatta bazı alanlarda onun çok ötesinde.
Düşünün ki modern çağın nice sivil toplum kuruluşunun başaramadığını, aşiret yapısı çok daha sade ama etkili bir şekilde başarabiliyor. Mesela ne mi? Aşiret bağlarının kuvvetli olduğu bölgelerde huzurevi ihtiyacı yok denecek kadar az. Boşanma oranları düşük, uzun soluklu evlilikler yaygın, doğurganlık oranı yüksek. Çünkü herkes birbiriyle akraba; yaşlıya sahip çıkmak, gence kol kanat germek, çocuğu geleceğe hazırlamak ortak sorumluluk.
Üstelik bu topluluklarda okuryazarlık oranı düşük olsa dahi bireyler kendi aile tarihlerine dair 150-200 yıllık geçmişi ezbere bilir. Bugün birçok bireyin kendi dedesinin bile adını bilmediği bir dönemde bu oldukça dikkat çekici bir durum değil mi?
Ancak şimdi, çağın dayattığı bireysel yaşam modeline hızla sürükleniyoruz. Büyük konaklarda birlikte yaşayan geniş ailelerden, stüdyo dairelerde tek başına yaşayan bireylere dönüşüyoruz. Bu dönüşüm beraberinde sessiz yalnızlıklar, teknoloji bağımlılığı, uyuşturucu gibi modern hastalıkları da getiriyor. Gençler pasifiz oluyor, yaşlılar unutuluyor, çocuklar ise sahipsizleşiyor.
Oysa çözüm gözümüzün önünde. Kuvvetli çekirdek aileler, sağlam akrabalık bağları ve bu bağların bir üst formu olan aşiret yapılanması... Bu yapı sayesinde birey ne sadece kendini düşünür ne de yalnız kalır. Herkes birbirinin halinden sorumludur, herkes bir diğerinin geleceğine katkı sunar.
Şimdi kendimize sormalıyız: Bizi biz yapan değerlerden uzaklaşarak ne kadar ileri gidebiliriz? Belki de çözümü çok uzaklarda aramamalı, geçmişin bize bıraktığı bu sağlam temellere yeniden dönmeliyiz.