Yaşamımızda, bazı şeyler hayatımızı kolaylaştırırken, bazıları ise zorlaştırır. Bu yazıda, sizlere hayatımızı zorlaştıran, üzerimizde yıllarca etkisi sürecek davranışlardan biri olan “YALAN” ı irdeleyeceğiz. Yalan, sadece söyleyene değil, karşıyı da güvensizliğe, araştırmaya, şüpheciliğe, önlem almaya yönelttiğinden herkese zarar verir. Yalan, doğru olmayan, gerçeğe aykırı söz demektir. Genellikle, gerçekle alakası olmayan, karşısındaki kişiyi inandırmak için söylenilmiş söz ve davranışlardır.
         
Yalanı bir binaya benzetmek ister isek, GÜVEN; sağlam, kullanışlı, güzel binanın kendisi, DOĞRU söylemler; binayı taşıyan sağlam ayaklar, YALAN söylemler çürük ayaklar, YALANCI, yaptığı çürük inşaatta oturan kişi, KARŞI taraf ise; binada oturanlar, ev tutmak veya almak isteyen kişilerdir. Bunlar aynı zamanda yalandan etkilenen kişilerdir.         
               
Düşünün, çürük ayaklar üzerine oturmuş bir inşaat var. Sizde o binadan daire alacak veya kiraya tutacaksınız. Ya da orada oturuyorsunuz bir şekilde. GÜVEN kelimesini, bu binaya yakışık bulur musunuz? Bu binadan ev kiralar mısınız?  Ya da bu binada oturuyor iseniz, en kısa zamanda ne yaparsınız? 
               
Yalan olur da, renklisi olmaz mı? Beyaz yalan, pembe yalan, koyu yalan gibi. Yalanın hafifi, şaka ile karışığı, katmerlisi, kuyruklusu ve zincirlemesi de var. Bir konuda bir yalan söylendikten sonra, bu yalanın ortaya çıkmaması için başka yalanlar da söylenir. Buna zincirleme yalan denir. Yalanlar genellikle palavra, örtbas etme, yanıltmak, abartmak, işkembeden atmak, kafa karıştırmak ve iş yalanları, siyasi yalanlar, aşk yalanları şeklinde gerçekleşmektedir. Özellikle aşk konularında baştan her şey doğru bir şekilde konuşulduğu takdirde, duyulan GÜVEN daha da artmaktadır. İşin içine bir yalan girince taraflar devamlı şüpheyle bakarlar. Bir de kendisi yalan söyleneler, başkalarına hep güvensizdirler.  
             
Erkeğe hanıma göre de değişen yalan, erkek için zorda kalındığında kullanılan son sığınak, hanımlar için ise; ilk yardımdır. Hanımların beyaz ve pembe yalanları daha çok kullandığı söylenir. Örneğin bir bayan şişman bir hanım arkadaşına : “Aaaa  şekerim  bu elbise seni ne kadar zayıf gösteriyor” Halbuki, öyle değildir aslında. Ya çekindiğinden, ya morali düzelsin diye bir şekilde beyaz veya pembe bir yalan söylenir.
             
Yalan söyleyen, yanan bir muma benzer. Mum yandıkça, kişi de yalan söyledikçe küçülür. Yalan tehlikeli bir şeydir. Kime, ne yalan söylediğinizi aylar, yıllarca aklınızda tutmanız lazımdır. Çünkü, doğru bir tanedir ve devamlı onu hatırlarız. Ama yalan çok çeşitlidir. Kime, ne söylediğinizi hatırlamak zordur. Bir kişiye bir konuda yalan söylerseniz eğer, bir daha karşılaştığınızda aynı yalanı tekrar edebilmelisiniz. Başka kişilere de aynı yalanı söylemelisiniz. Eğer tekrar görüştüğünüzde o konuda gerçeği ya da farklı bir yalanı söylerseniz o kişi yalan söylediğinizi anlayacaktır. Ya da bir konuda farklı kişilere farklı şeyler söylemişseniz ve o kişiler de görüşüyorlarsa hepsi yalancı olduğunuzu düşünecektir. Onun için bir düşünürün dediği gibi “ Her zaman doğruyu söylersen, ne söylediğini hatırlamak mecburiyetinde kalmazsın” 
 
           
Yalan söylemek; sigara veya alkol içmek gibidir. Bir kere alışınca bırakması zordur. Yalanın, yaygın olmasının nedenlerinden biri de ebeveynlerin yalancı olmasıdır. Daha bebek iken çocuğu 'polis geliyor', 'doktor amca iğne yapacak', 'köpek gel gel' gibi saçma sapan şeylerle korkuturlarken, bir yandan da kalıcı olacak şekilde yalancılığı aşılarlar. Yalan söylüyoruz, çünkü atalarımız da yalan söylüyordu. Onların ataları da yalan söylüyordu, bizim çocuklarımız da yalan söyleyecek. Bu döngü, müdahale edilmedikçe yıllarca devam edecek. 
 
Yalan çok çeşitli sebeplerle söylenir. Bazen, insanın kendini kandırmak için kullandığı maske, bazen suçları gizlemek amaçlı korkudan, bazen gerçeklerden kaçılıp yüzleşememekten ve bazen de kendine saygısı olmamaktan söylenebilmektedir. Yalanı çok ve alışkanlık halinde söyleyen ve çıkarı için kullananların genelde kişiliği oturmamış olduğu görülür.
           
Yalan korkulacak bir şey olup, öyle ki; atalarımız “Yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar” demişler. Yılanın zehir ve öldürücülüğü karşısında, yalan daha tehlikeli bir şey olarak görülmüş. 
           
Candan ERÇETİN ise şarkısında ölümden başka her şeyin, sonuçta yalan olduğu ve ölümün nihai gerçek olduğu vurgulanmıştır. İşte şarkı sözünün bir paragrafı :
         
Geri döndüren gördün mü geçmişi 
           
Boşa soldurdun o nazlı gençliği 
           
Bir avuç toprak için yor kendini 
           
Dünyada ölümden başkası yalan 
           
Yalan başkası yalan
           
Uzmanlara göre, kadınlar, yalana daha çok başvuruyor ve yalanları zor anlaşılıyor.
İngiliz ruhbilimci Dr Jez Rose’a göre kadınların, yalan söylediğinin zor anlaşılmasının sebebi daha sosyal bir yapıya sahip oluşları. “Kadınlar sözlerini el kol hareketleri ve rahat davranışlarıyla maskeliyor” diyen Rose, kadınların konuşurken inandırıcı şekilde karşısındakinin gözünün içine baktığını belirtiyor. Rose, bu da sözlerin yanlışlığının ortaya çıkmamasına sebep oluyor. Erkeklerin tüm bunları yapamadıklarını da belirtmiştir. Ne diyelim, hanımlar daha zekiler demek ki.
             
Erkeklerin eşlerini aldattığında kolayca ortaya çıkmasının nedenini de buna bağlayan Rose, “Erkekler sadece şimdiyi düşünür. Detayları kafalarında kuramadıkları için de söylediklerini unutur” sözleriyle erkeklerin yalan söyleme konusundaki başarısızlığını açıklıyor. Ayrıca, genellikle beyaz yalanlar söyleyen kadınlar, yalan söyleyenlerin tipik özelliklerini göstermediği için yalanları ortaya çıkmıyor. 
           
Yalan bazen zorda kalarak söylenebileceği gibi, bazen de söyleyeni zorda bırakır. Bu nedenle yalanı, bazen koşulların zorunda bıraktığı, bazen ise karşındakinin zorunda bıraktığı, bazen de kendi kendini zorunda bıraktığında söyleyebiliriz.
         
Öyle tuhaf bir şey ki insan vücudu bir mekanizma gibi birbirinden etkilenerek yalana ulaşabiliyor. Örneğin KORKU, karşılaştığı zor durumdan kurtulmak için AKLIN yanına gelip ondan yardım istiyor. AKIL paniğe kapılıp, KORKU’ya da inanarak derhal DİL’e emir verip, şunları söyle diyor. AKLIN sözünden çıkmayan DİL yalanı söylüyor. Genellikle söyleyen pişman olur. 
         
Pişman olsa da, yalan için, işte böyle geçici bir ilaç reçetesi denilebilir. Tam burada güzel bir söz geldi aklıma. İnsanlar onu uygulasa gerçek reçeteyi zaten bulacak. Söz şu: “Beyinden dilimize giden yol ne kadar uzun olursa o kadar rahat ederiz.” Eğer AKIL, DİL’e talimat verirken biraz yavaş hareket etse gerçek bir reçete çıkacak ortaya. Öyle ise bir konuda şartlar ne olursa olsun dilimize emir vermeden, AKLIMIZ yolunu biraz uzatarak, sakin düşünerek karar ve emir verse, bir çok yalan söylenmemiş, bu yalanların sonucundaki olumsuz olaylar da olmamış olacaktır. Hatta güzel bir reçete ortaya çıkınca, daha farklı güzellikler de artı olarak ortaya çıkacaktır.
 
         
Bazı olumsuzlukları önleme, ortamı yumuşatma veya birsinin hayatını, ülke geleceğini kurtarma, bir çatışmayı önleme, bir barışı sağlama gibi durumlarda yalan değilse de her doğrunun söylenmemesi veya gerçeğin bir an için gizlenmesi, olayına göre faydalı yalan olarak da görülebilir. Bu tamamen duruma göre oluşabilecek bir şey. 
             
Bu açıdan baktığımızda yalanın kişisel çıkar ya da ortalığı karıştırma, saptırma vb. nedenlerle birilerine zarar veriyorsa, bu yalanlar çok tehlikelidir. Unutulmamalı ki; yalan er geç uzun sürmeden ortaya çıkar. Bir ata sözümüzde “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” denilerek, yalanın günün 24 saatini tamamlamayıp, yatsı namazına kadar yani karanlık çökünce ışığın gücü ortaya çıkar. Yani yalanın etkisi sabaha kadar kalmayıp, ışığı sabaha kadar ortalığı aydınlatmayıp, her şeyin anlaşılacağı vurgulanmıştır.
           
Diğer bir atasözümüzde “Yalancının evi yanmış, kimse inanmamış” denilerek, yalan söyleyenin tüm söylediklerine inanılmayacağı için evi yansa bile kimse inanıp, bir kova su dökmeyeceği belirtilmiştir. 
           
Ekonomik koşulların zorlaştığı, iş bulma, işini devam ettirme, evlilik, evliliği devam ettirme ve sosyal bir varlık olan insanın mutlu olabileceği sosyal iletişimini doğru kurabilmesi açısından “DOĞRUYU SÖYLEMEK” karşıya “GÜVEN VERMEK” çok önem arz etmektedir. Lütfen, hepimiz kendi kendimize oturup bir daha düşünelim ve hayatımızı doğru kanala yönlendirmek için neyi eksik yapıyoruz, neyi yanlış yapıyoruz, neden bir şeyi bilmediğimizi kendimize ve karşıya itiraf edip yardım istemiyoruz. İstesek mutlaka bir çözüm bulunacak iken yanlış yollara niye sapalım ki? 
           
Evet, yalan konusunda kitaplar yazılsa bitmez, okula ve dershaneye gitmeyen ama okulda olduğunu söyleyip ÖSS sınavında gerçekle yüzleşen öğrenciyi mi? Seninle evleneceğim diyerek, genç kızların hayalleri ile oynayıp oyalayan erkekleri mi? Bir şey bilmeyip de işi çok iyi bildiğini iddia ederek hem kendi geleceğini, hem çalıştığı iş yerinin geleceğini zora sokarak birkaç ay sonra dumura uğrayan çalışanları mı? Binlercesini sıralamak mümkün.
         
En tehlikelisi kendimize yalan söylemektir. Kendimize doğruyu söylersek, tüm doğruları da bulacağımızı unutmayalım. Yalan zarar ise zararın neresinden dönersek, kâr orada başlar. Hadi hemen kendimizle yüzleşip şu andan itibaren yalanlarımızdan vazgeçelim. Söylediğimiz ciddi yalanlar varsa, gidip ilgili kişiye dobra dobra söyleyip işi düzeltelim. Kime ne yalan söyledim korkuları, yalanım ne zaman ortaya çıkar, çıkarsa ne yaparım gibi soruların cevabına kafa yoracağımıza esas yapmamız gereken işi yapalım. Böylece hem başarıya ulaşır hem de güvenilir insan oluruz. Hadi ne bekliyoruz, samimice, hep birlikte. Bu yolda olanları da kendi safımıza katalım. Neden olmasın? Sevgi, dostluk ve doğruyu söylemenin huzuru ile kalalım
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.