YA PATRON OLUN YA DA BAŞKAN!

Geçen yazımızda Şanlıurfa’daki basın cemiyet ve derneklerini ele alacağımızı belirtmiştik.

Hani şu kalkan olarak kullanılan dernek ve cemiyetler var ya: başkanlarının hepsinin gazete sahibi olduğu…

    Başkanlarının gazete sahibi olmasını özellikle belirttim… Çünkü emekçinin hakkını ve hukukunu gasp eden ya da görmezden gelenlerin geneli bu sıfata sahip olanlardan yani ‘PATRON’lardır…

İçlerinden iyi olanlar varsa onları ayrı tutuyorum.

Olaya bir örnekle başlamakta fayda var; seçimden seçime belediyelere girerek çalışmaya başlayan gazeteci arkadaşlarımız vardır. Bunlar yeni gelen belediye başkanları tarafından kapının önüne konulur yerine başkaları getirilir. Yani seçilen yeni başkanlar ilk iş olarak basın birimini bertaraf ediyor.

Buna intikam mı dersiniz ya da rövanş mı dersiniz?

Orasını siz bilirsiniz…

    Belki belediye başkanları kendilerine yakın isimlerle çalışmak istediğinden dolayı bunu yapıyor. Ama bunun iş ahlakıyla ilgisinin olmadığını belediye başkanları için buradan belirtmekte fayda var…

‘Belediye başkanları kendisine yakışanı yapar’ diyerek onlarla ilgili kısmı noktalayalım.

Bizi asıl ilgilendiren yaşanan bu haksızlıklara karşı başını kuma gömen dernek ve cemiyetlerimizdir. Bu dernek ve cemiyetlerimiz gazetecinin sendikal haklarını korumak onların çalışma koşullarını iyileştirmek yerine onu bir basamak olarak kullanıp adeta kendilerine bir kalkan yapıyor.

Bu kalkan, gazeteciliğin bütün ağır yükünü sırtlayan emekçileri korumak yerine gazete patronu olan dernek ve cemiyet başkanlarının işlerini daha iyi yürütmek için bir araç konumunda yer alıyor.

Bu şehirde birden fazla dernek ve cemiyet var. Bunların tamamının başkanları patronlardan oluşuyor. Bu adamların tek derdi kendilerine daha çok rant daha çok itibar sağlamaktır. Tabi bir de siyasilerin yanındaki koltuğa oturup diğer başkanlara nispet yaparak pis pis sırıtmaları var…

Onlar bu şekilde hareketlerle kendilerini siyasilerin yanında küçük düşürürken siyasilerde basın birimlerinde çalışan emekçileri sürmenin derdindedir. Ne de olsa onları savunacak bir cemiyet ya da dernek yok...

    Bunun yanında bir şey daha belirtmekte fayda var. Bu adamların yanında çalışan emekçilerin durumuna da bakmak lazım…

    Bu emekçiler asgari ücretten daha düşük maaşa saatlerce fazla mesai ile çalışırken üstüne üstlük bir de işten ayrılanların temel hakları olan kıdem ve ihbar tazminatlarını bile ellerinden alınıyor.

O kadar acımasızları var ki devlet tarafından sağlanan bir hak olan asgari geçim indirimini bile maaş içerisinde gösterip yiyiyorlar…

Hem de hiç utanmadan ve sıkılmadan bunu yapıyorlar…

   Sekiz saat olan yasal çalışma süresini 10 – 12 saate çıkaran bu patronlar genelde dernek ve cemiyet başkanları olduğu için kendileriyle çelişerek hayatlarına haram ile devam ediyor.

Bu noktada patronlar ve o gazeteciyi işten atan belediye başkanı arasında bir fark kalmıyor. Hatta belediye başkanı onlara göre çok ama çok masum kalıyor.

   İşin özü: cemiyet eşittir rant, dernek eşittir koltuk…Patronluk ile başkanlık arasındaki kalın çizgiyi bile göremeyecek kadar kör olanlar bana göre ranttan başka derdi olmayanlardır. Bu dert ile geldiler ve bu dert ile gideceklerdir. Bu gidiş ne kadar erken olursa emekçiler o kadar erken prangalarından kurtulur.

Bu adamlar o kadar koltuğa merak sarmış ki ince hastalık gibi dernek ve cemiyette seçim bile olmuyor. Kurucu başkan olarak ölene kadar devam ediyor.

    Biz emekçiler olarak bunlara eyvallah ettiğimiz sürece sömürülmeye mahkum kalırız. Daha fazla sömürülmek istemeyenler haklarını savunacaklar.

    Tabi bunu yaparken de işten atılmakla tehdit edileceklerdir. Bu tehditlere karşı duranlar yasal haklarının da neler olduğu bilmelidir. Buna göre iş mahkemeleri yanınızdadır.

Yani kendinizin dernek ve cemiyet başkanı olmanız gerekiyor. Yoksa üyesi olduğumuz dernek ve cemiyetlerden bize bundan sonra da bir fayda gelmez…

Sevgiyle kalın...

YORUM EKLE
YORUMLAR
Urfalı
Urfalı - 2 hafta Önce

Sanırım, yazdığınız gazete patronu bunu okumamış. Okuyup anlasaydı yayımlatmzadı...