banner54

Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay, barış sürecine ilişkin, "Bir şekilde bu mesele çözülmeli ve yolumuza bakmalıyız. Birilerinin zannettiği gibi bu sorun çözüldüğünde bölünmenin eşiğine gelmeyeceğiz. Aksine bu sorunu çözüp büyüyeceğiz, daha fazla ilerleyeceğiz" derken, Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Terör Uzmanı Dr. Ali Nihat Özcan da, "Siyasi iktidarın bu sorunu çözmek için fikri var ama bu süreç doğrusal bir süreç değil. Sürecin risk içeren tarafları var" dedi.


TGRT Haber Ankara Temsilcisi Batuhan Yaşar’ın hazırlayıp sunduğu Ankara’nın Gündemi programında "barış süreci" ele alındı. Programa Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay, Fatih Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Bugün Gazetesi Yazarı Prof. Dr. Doğu Ergil, Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Terör Uzmanı ve Türkiye Gazetesi Yazarı Dr. Ali Nihat Özcan katıldı.


SDE Başkanı Aktay, yaşanan süreçle ilgili olarak, "Umudumuzu koruyalım. Umudumuzu yitirirsek her şeyimizi yitirmiş oluruz. Çünkü bu süreç umutla yürür. Umut beslediğimiz zaman biraz da kendi iyi niyetimizi göstermiş oluruz. Son bir iki aydır başlayan bu süreç, çok farklı toplumsal kesimleri de sürece dahil olmasını, sürecin bir ortağı, paydaşı olmasını da beraberinde getirdi. Daha önceki süreçler devlet ve PKK arasında yaşanmaktaydı" dedi.


Türkiye’nin yeni bir sayfa açması gerektiğini ve buna hazır olduğunu dile getiren Aktay, "Türkiye’nin şu anda hızla uluslararasılaşma süreci var. Türkiye, dünya siyasetinde yeni bir aktör olma niteliğine sahip olan bir ülke. Böyle bir ülkenin böyle bir sorunla boğuşuyor olması çok ayıptır aslında. Bir şekilde bu mesele çözülmeli ve yolumuza bakmalıyız. Birilerinin zannettiği gibi bu sorun çözüldüğünde bölünmenin eşiğine gelmeyeceğiz. Aksine bu sorunu çözüp büyüyeceğiz, daha fazla ilerleyeceğiz" diye konuştu.


"PARADİGMAYI DEĞİŞTİRDİK"

Türkiye’de Kürt sorunun olmadığını anlatan Prof. Dr. Aktay, "Bu söylendiğinde birileri eski paradigmaya geri dönüldüğünü zannediyor. Hayır, bununla alakası yok. Kürt sorunu yok derken bunu özgüvenle söylüyoruz. Kürt sorununu çözdük, paradigmayı değiştirdik. Kürdü inkar eden, asimile eden anlayışı biz ayaklarımızın altına aldık. Bundan daha büyük bir paradigma değişikliği olamaz" dedi.


"BDP, BU SÜREÇTE OLUMLU BİR ROL OYNAMADI"

PKK’nın önceki süreçleri suistimal ettiğini, bundan dolayı da bu sürecin biraz daha dikkatli yönetilmesi gerektiğini vurgulayan Aktay, "Hükümetin bu işi çözmek gibi kesin bir iradesi var. Hükümet, şimdiye kadar ’çözeceğim, ben de katkıda bulunacağım’ diyenlerin katkıda bulunmak yerine aslında oyun çeviriyor olduklarının da farkında ve bir güvensizlik söz konusu. Dolayısıyla devlet, bu süreci iyi yönetme konusunda kendi muhataplarını kendisi seçme inisiyatifini elde etmiş durumda zaten. BDP, bu süreçte olumlu bir rol oynamadı. Şimdi bir şeyler talep ediyor. Hükümet, BDP’nin talep ettiği şeyin ne kadar samimi olduğunu test etme hakkına sahip. Kimse ’ben istediğim zaman görüşürüm’ deme hakkına sahip değil. ’Görüştürülmüyorsam o zaman beni devre dışı bırakıyorlar’ diye söz söylemeye hakkı yok. BDP’nin, bu sorunun çözümü için önerebildiği tek şey, yaptığı tek siyaset İmralı ile görüşebilmek olmuştur. Bu bile aslında BDP’nin yeterince siyaset üretemediğini gösteriyor" ifadelerini kullandı.

"Abdullah Öcalan’ı Meclis’te görebiliriz" şeklindeki yorumları değerlendiren Prof. Dr. Aktay, "Bunlar gerçekten fantezi şeylerdir, abestir. Şu anda Abdullah Öcalan’ın da böyle bir beklentisi yok. Ama şunu söyleyeyim eğer terör olmasaydı Öcalan’ın durumu daha iyi olabilirdi" dedi.


"BU SÜREÇ İYİ YÖNETİLMEZSE DİZGİNLER KAÇABİLİR"

TEPAV Terör Uzmanı Dr. Özcan, siyasi iktidarın bu sorunu çözmek için fikrinin olduğunu ama sürecin de doğrusal bir süreç olmadığı belirterek, "Ne kadar da bir fikir olsa planlanmamış gelişmeler yaşanılabilir. Türkiye, etkinliğini arttırdıkça birilerinin ayağına basıyor, birilerini geriye doğru itiyor. Yani her şey istenildiği gibi olmayabilir. İktidar, bir algıyı yönetmeye çalışıyor. Ama 75 milyon nüfusu olan bir ülkede bunu yönetmek o kadar da kolay değil. Sürecin risk içeren tarafları var. Bu işe girildi diye yüzde 100 olacak diye bir şey yok. Çünkü bu süreç öyle basit bir şey değil. Dünyadaki örnekleri de böyle" diye konuştu.

Paradigmanın değiştiğini ve Türkiye’nin iki uluslu devlete doğru hızla koştuğunu ifade eden Özcan, "Bu süreç iyi yönetilmezse dizginleri de kaçırabilirsiniz. Mutlaka pozitif olacağız, iyi niyetli olacağız ama kenara da bir ihtiyat payı koymakta fayda var. Dolayısıyla bu işin iyi tarafını da riskli tarafını da doğru ve gerçek bir biçimde söylemek gerekir. Bu sürecin bitimiyle ilgili süre verilemez. İnşaat projesiymiş gibi anlatılamaz" dedi.


"İLKELER BELİRLENMEDEN SÜREÇ BİR YERE GİTMEZ"

Bugün Gazetesi Yazarı Prof. Dr. Ergil de konuya ilişkin şunları kaydetti:

"Gördüğümüz kadarıyla paradigma değişikliği var. Paradigma değişikliğinin 3 ayağı var. ’Bölücülük, hainlik, emperyalizmin uşaklığından kendi vatandaşıyla didişme’ anlayışına gelişimiz çok büyük bir aşamadır. Bu, zihni bir sıçramadır. Paradigma değişikliğinin birinci ayağı budur. İkinci ayağı, Kürtleri bir engel değil, aslında Türkiye’yi arkadan itebilecek bir güç olarak görmek. Üçüncüsü de egemenliği paylaşmaktır. Eğer üzerinde yaşadığımız arsanın adı vatansa siz bütün bu arsa üzerinde yaşayanları bunun paydaşı ortağı yapmazsanız birileri bunu parsellemeye kalkar. Ya da birileri bu işin çatısı olan devletin altında yeri olmadığına inanırsa bahçesine gecekondu diker. Türkiye’de bu anlaşıldı. Egemenliği onlara karşı kullanan bir devlet yapısından, bir siyasi yapıdan egemenliği halkı ile paylaşan bir siyasi yapıya varmak çok önemli bir şey. Bizim devletimiz maalesef halkın devleti olmaktan çok bürokrasinin devleti oldu. Devlet, şimdi halkın devleti olacak. Çeşitli kesimlerden oluşan halkın dinsel, dilsel, soysal farklılıkları olan ama bu farklılıklardan siyasi ve hukuki bütün çıkarmak gerekir. İşte bu ulus demektir. Birlik teklik demek değildir. Ortaklık kurmak gerekir, ulus dediğimiz şey ortaklıktır."


Sürecin tamamlanması için önce sorunun tam olarak tanımlanması gerektiğini ifade eden Ergil, "Galiba daha o aşamayı geçemedik. Ama şükürler olsun ki çözüm iradesi oluşmaya başladı. Sadece hükümetin çözüm isteğiyle bir sonuca varılamaz. Toplumun çoğunluğunda çözüm isteği oluşmasa hükümet harekete geçmez. Demek ki bir çözüm iradesi oluşmaya başladı. Bu daha önce yoktu, yeni oluşmaya başladı. Çünkü şiddetle sonuç alınacağı zannediliyordu. Yani bir taraf yenerek, diğer taraf da yenilmediğini göstererek sonuç alacağını zannediyordu. Sürecin tarafları, müzakere şartları, yol haritası ve barışın hangi şartlarda inşa edileceği belirlenmeli. Müzakereyi gerçekleştiren taraflar eşit şartlarda olmalı. İlkeler belirlenmeden süreç, ileriye de geriye de yana da gitmez. Bununla beraber barışın kalıcılığı da sağlanmalı. Korumazsan tekrar bozulur" şeklinde konuştu. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
HABERLER