banner112
banner54

İlla Ölmek Mi Lazım

Haritanın yırtık yerlerinden biri, Van 23 Ekim 2011 ve 9 Kasım 2011 tarihlerinde meydana gelen 7.2 ve 5.6 şiddetindeki iki depremle büyük yara aldı. 23 Ekim’deki 7.2 şiddetindeki depremde resmi rakamlara göre 601 kişi hayatını kaybederken, 4 bin 152 kişi ise yaralı olarak kurtuldu. 9 Kasım’daki 5.6 şiddetindeki depremde ise yine resmi sayılara göre 40 kişi hayatını kaybederken 30 kişi de yaralandı.

 

Depremin arkada bıraktığı ise, yıkılmış binalar, sönmüş umutlar, gerçekleşmeden yok olmuş hayaller, binlerce yaralı, yüzlerce ölü.

 

Diğer yanda da sağ kurtulanlar.

 

İki yıl evvel koca bir depremden sağ kurtulan insanlar bugün hayatta kalabilmek, kafalarını sokabilecekleri bir yuvaya sahip olabilmek için açlık grevine başlamışlar. İki yıl önce bu büyük depremden sağ kurtulan insanların bugün yaşamak için bedenlerini ölüme yatırmalarından daha acı ne olabilir?

 

Tapusu olmayan ne yapacak?

 

Deprem ikinci yılına girerken yankıları halen sürüyor.

 

7.2 ve 5.6 şiddetinde yaşanan depremlerden sonra Van ve ilçesi Erçiş’te depremzedelere barınmaları için 34 geçici konteynır kent kurulmuştu. Van halkı bir yandan yaralarını sarmaya çalışırken bir yandan da onları nelerin beklediğini merak ediyordu.

 

1.20131019132328.jpgTOKİ tarafından evler inşa edildi. Ev sahipleri ve tapuları olan kişiler, yapılan 15 bin 343 konuta yerleştirildi. Ev sahibi olmayanlar, kiracı olan veya tapusu olmayanlar ise evsiz kaldı. Diğerlerine ise henüz sıra gelmedi, iki yıldır değişen bir şey de olmadı, hatta tek odada 9 kişi kalan aileler bile var. Bu insanlar kendilerine ev çıkmayınca, gidecek ve kalacak yerleri de olmadığı için konteynır kentlerde kalmaya devam ediyorlar. Tapusu olan TOKi’nin yaptığı evlere yerleşirken kiracı olan aileler ise ortada kaldı.

 

Her türlü baskıya rağmen direniyorlar

 

Kendilerine ev çıkmayan ve gidecek bir yerleri olmayan bu 110 aile Anadolu Konteynır Kent’te kalıyor. Burada yaşayan insanların çıkması için her türlü baskı yapılıyor. Konteynır kentlerde kalan 110 ailenin başka yerlere gitmesi için önce elektrikler kesildi, sonra sular. Devamında ise camileri, kütüphaneleri, çocukların oyun parkları, çamaşırhaneleri, kreşleri, kuran kursları…

 

Aileler ise gidecek bir yerleri olmadığı için valiliğin ve AFAD’ın her türlü baskısına rağmen direniyor.

 

Depremzedeler ne istiyor?

 

Aileler, durumlarının tek tek saptanmasını, devletin kendilerinin maddi olarak karşılayabileceği koşullarda ev ve istihdamdan oluşan bir çözüm istiyor. Sadece kafalarını sokabilecekleri, çocuklarını rahatça yıkayabilecekleri, elektriği olan, suyu olan bir ev istiyorlar. Bir vatandaşın sahip olmasını gereken en doğal haklarını talep ediyorlar.

 

Valilik ne diyor?

 

Valilik konteynırlarda kalan ailelerin çoğunluğunun maddi durumlarının kötü olmadığını belirtse de bu ne yazık ki gerçeği yansıtmıyor. Valilik ailelerin bu isteğine karşı yeşil kartı olan ailelere altı aylık kira yardımı, dul olup en az üç çocuklu, bu çocuklardan birisinin de engelli olmak koşuluyla maddi durumu iyileşene kadar 1+1 ev verebileceklerini söylüyor.

 

Düşünsenize devletinizin size barınma hakkını sağlaması için dul olacaksınız, en az üç çocuk sahibi olacaksınız üstüne üstelik çocuklarınızdan en az biri de engelli olacak..

 

Kadınlar çaresiz, çocuklar perişan…

 

Her zaman ki gibi bu tarz toplumsal ve sosyal olayların mağdurları genelde kadınlar ve çocuklar oluyor. Aynı durum Van’da da söz konusu. Radikal Gazetesi’nden Elif İnce Van’a gidip, olayları yerinde inceledi ve alenen herkes tarafından bilenen bu durumu bir kez daha gözler önüne serdi. Van’da kadınlar çaresiz, çocuklar perişan.

 

Van’da konteynır kentlerde kalan okul çağında 200’ün üzerinde çocuk var. Çocukların çoğu okula gidemiyor, bazıları günde 4-5 km yürümek zorunda kalıyor. Hatta bazıları da okul açıldığında “kalıcı ikametgâhları yok” bahanesiyle okula kaydedilmemiş. Bu durum ailelerin tepkisi üzerine sonradan düzeltilmiş.

 

Çoğu kadın elektrikler kesik olduğu için çamaşırlarını yıkamıyor, yemeklerini pişiremiyor. Son çare olarak çamaşırlarını on günde bir leğende yıkıyorlar , yemeklerini ise dışarıda ateşin üzerinde pişiriyorlar. Çocukların çoğu yıkanamadığı için enfeksiyon kapıp hastalanıyor. Yangın tehlikesi olduğundan sobalar yakılamıyor. Bir tek suları kesilmemiş, o da su borularını kırmak için gelen AFAD’ın kepçesine direndikleri için.

 

Yaşamak için ölenler…

 

Her zaman kendime sormuşumdur bir insanın, bir toplumun sesini duyurması için illa ölmesi mi gerekiyor? Maalesef bizde öyle oluyor. Yakın tarihte ve geçmişte yaşanlara baktığımızda görüyoruz ki insanların haksızlığa uğradıklarında ve ya taleplerini dile getirmek istediklerinde seslerini duyurabilmek için ölümü göze almaları gerekiyor.

 

Öğretmeni atanma sıkıntısı dile getirmek için ya intihar ediyor ya da bedenini ölüme yatırıyor. Öğrencisi de işçisi de vekili de tutsağı da, son olarak depremzedeler de aynı şekilde seslerinin duyulması için bedenlerini ölüme yatırmak zorunda kalıyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
HABERLER