'Lise Yıllarımda Küçük Öyküler Yazmaya Başladım'

Toplumsal sorunları ve insana dair psikolojik konuları ele alıp farklı türden romanlara imza atan Kemal Siyahhan’ın son romanı olan “SANDIKTAKİ BABAM” okuyucularıyla buluştu.

 'Lise Yıllarımda Küçük Öyküler Yazmaya Başladım'

Kemal Siyahhan başarılı iş hayatının yanı sıra yazdığı kitaplarda; öznel dil ve şimdiki zaman kipiyle toplumsal sorunları mikro yaşantılar içinde işleyip ele alarak okurlarının beğenisini kazandı. Yazarımız Kemal Siyahhan ile urfanatik.com internet sitesi ve gazetesi okurları adına keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Malumunuz Siverek doğumluyum. 1976 yılında İstanbul’a yerleşmiş Yeşilköy Ellinci Yıl Lisesi’nde eğitimimi tamamladıktan sonra uzun yıllar Deli, Atmaca, Öküz, Hayvan ve benzeri mizah, edebiyat dergilerine resimli öyküler ve karikatürler çizdim. Bunun yanı sıra paralelinde tekstil sektöründe (Mefruşat) ticari hayatım devam etti, sektöre onlarca esnaf kazandırdım.

Yazmaya başladığınızda neler hissettiniz?

Lise yıllarında küçük öyküler yazmaya başlamıştım ama asıl uğraşım yazdığım öyküleri kâğıt üzerinde çizgilerle anlatmaktı. Onu başarmıştım, anlatının yarısını çizgiler ifade ederken diğer yarısını ise konuşma balonlarıyla hallediyordum. Roman yazım işi meşakkatli ve risklidir çok yıllar önce asla cesaret edemezdim, zaman içinde yazanın birikimleriyle ve çalışmalarıyla bu gerçekleşebiliyor. Bazen bana soruyorlar ilham gelince mi yazıyorsunuz diye? Hayır, roman şiir gibi değil, çok daha derin mevzuları işler. Yer mekân ve karakterlerle oluşur, sonrasında yazar o karakterlere farklı giysiler giydirip her birinin duygudaşı olur ve meseleleri ancak kâğıda döker. Bir roman için ana tema belirlendikten sonra meseleyi kurgular yazar. Ve ben roman yazım işini bir proje gibi görürüm. Yazmaya başladığım zaman ben olmaktan çıkar her bir karakterin giysisini üzerimde bulurum, bunun coşkusu ve sorumluluğu tabi ki yazara büyük keyif verir çünkü o an yaratıcı konumdadır yazar.

Yazmaya ilk başladığınızda yakalayacağınız bu başarıyı hayal etmiş miydiniz?

Romanlarımı bir kişi için yazarım, şayet yazdığım metni okuyana hissettirebilmişsem başarı kabul ederim bunu. Yıllar yılı yazım ve çizim işinde olduğum için başarı birden bire gelmedi dolayısıyla bendeki etkisini hazmetmiş durumdayım. İki resimli romanım var yazım romanlarım onlardan sonra geldi. Her roman yazar için yeniden başlangıç gibidir ve yazar mutlaka geri dönüş bekler okuyucudan, o dönüşler başarının kıstası olabilir.

Daha önce yazdığınız romanlarınızda okuyucu dönütleri nasıldı?

Romanlarımı öznel yani romanın kahramanının diliyle ve şimdiki zaman kipiyle yazarım. Konuları çoğunlukla tek bölüm halinde okuyucuya sunarım ve sade dil olmazsa olmazımdır. Romanı eline alan okuyucu iki üç günde bitirebilmeli sinema gibi akıcı ve seri anlatımlı olmalı, yazdığım romanları alan okuyucu ikinci üçüncü gününde dönüşleri olabiliyor bana, yazar için memnuniyet vericidir tabi.

Günümüzde yaratıcı yazarlık kursları adı altında bir takım kurslar açıldı. Sizce yazmak için bu kurslara gitmek yeterli mi?

Bu kurslara davet edildim hatta oraya gittiğimde bu işi öğrenmeye gelen arkadaşlara da tavsiyelerim oldu. Evet, bu kurslar yararlı olsa da yetersizdir. Bu iş sevda ve emek ister. İyi bir okuyucu olmak da yetmez. Yıllar içinde yaza yaza ancak olgunlaşır yazar ve üretmeye başlayabilir yoksa iki ay kursa giderek yazar olunmaz. Temelinde yetenek, çaba, araştırmacı ruh, dil bilgisi, felsefeye yatkınlık, insan psikolojisi ve daha benzer yığınla meselesi vardır. Genç arkadaşlara sürekli tavsiyelerim olur, bir yerde yayınlanıp yayınlanmaması önemli değil, önemli olan sizde var olanı doğru şekilde dışa vurmanız. Örneğin yıllarca resimli roman yapıp kısa metinler yazdığım halde roman yazım işine kolay kolay cesaret edememiş ancak yıllar sonra o anlamda kalemi elime alabilmiştim. O yüzden yazmak ibadet gibidir, sabır ve çok çalışmaktan geçer yolu.

Yazmak isteyen ancak nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için tavsiyeleriniz var mı?

Küçük kısa metinler yazsınlar, örneğin evin önündeki kediyi gözlemleyip bir iki paragrafla ifade etsinler onu, yazmanın anahtarı gözlemden geçer, kalkıp hiç bilmedikleri görmedikleri meselelere girerlerse amaçlarına ulaşmazlar hatta gerçekçiliği de olmaz o metnin. O yüzden genç arkadaşlar yazmaya heveslilerse muhakkak gözlem ve kısa anlatılara önem versinler. Yazdıkları metni bir odaya girip sesli okusunlar, nerelerde tekrar ettiklerini ve anlatı bozukluğunu tedavi etmeleri daha da kolaylaşır.

Yazarlık dışında yaptığınız işlerden bize biraz bahseder misiniz?

 Tekstil, spor, karikatür,  yazarlık gibi birçok konu ile iç içe yaşıyorum. Hayat bizlere verilmiş bir ödül, bunu doğru kullanmaktan yanayım. Büyük ozan Ali Ekber Çiçek’in dediği gibi bizim için “mana önde madde peşi sıra gider”, desturunu hep önemsemişimdir. İnsanla var olmak insanla anlam bulmak benim vazgeçilmezimdir çünkü yaptığım her işte insan unsuru ön plandadır.

Romanlarınızı okuyan kitleyi analiz edebildiniz mi? En çok hangi kesime hitap ediyorsunuz?

Anlam arayan insanı bulmak isteyen her kesime hitap eden romanlar yazmaya çalışırım. Benim yazdıklarım polisiye roman değil, çevre betimlemesiyle dolu sayfalar da yoktur yazdığım metinlerde yalnızca insan vardır. Bazen yetişkinler için dense de birçok Üniversite ve Anadolu Liselerindeki öğrencilere empati yeteneğini kazandırdığımı söyleyen öğretmenlerden çokça davetler alıyorum, dolayısıyla romanlarımın okurları her kesimdendir. Sade dil okuyucunun işini kolaylaştırır, işlenen konu ağır dahi olsa anlaşılır olduğundan olumlu yanıtları sürekli alırım.

Romanlarınızı yazmaya başlarken konuyu baştan kurgular mısınız yoksa akışta kendiliğinden mi gelişir?

Ana tema sonrası kahramanlar ve olayların geçtiği yerler tek tek belirlenir, sonrasında yazım işi başlar her ne kadar önceden ne yapılacağı belirlenmiş olsa da yazım aşamasında ucunun nereye gideceği hiç belli olmaz.

Okumanın çocuk yaşta aşılanması gerektiğini biliyoruz, siz bu konuda insanları nasıl yönlendiriyorsunuz?

Bir ailede çokça sigara içiliyorsa çocuklara içme diye ceza verilmez. Ebeveynler kitapla iç içe değilse çocukların kitap okuma alışkanlıkları çok zayıf olur. Bugün birçok isim yapmış yazarın çocukluğuna baktığınızda babalarının ciddi kitaplığının olduğu ortaya çıkar. Bu yüzden ebeveynlere şu tavsiyede bulunuyorum, her yıl kitap fuarlarına çocuklarınızın elinden tutup götürün, evde okumasanız bile sürekli sehpaların üzerinde kitaplarınız olsun çocuklarınız kitaplara ilgili ve önem verdiğinizi görsün ve bilsin.

Son olarak gelmek istediğiniz noktaya ulaştığınızı düşünüyor musunuz?

Gelmek istediğim noktayı yazarlığım anlamında soruyorsanız evet, çünkü kalemi elime aldığımda bir kişi okusun diye yazarım, çokça insanın olumlu dönüşlerini alınca geldiğim noktanın doğru olduğunu biliyorum artık.

RÖPORTAJ: ARZU KILIÇ

URFANATİK

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER