Ankaralı Göbeklitepe Dostları Şanlıurfa’ya Çıkarma Yaptı

Şu an yeryüzündeki en önemli arkeolojik kazı olarak kabul edilen Göbeklitepe ile ilgili tüm gelişmeleri yakından takip edebilmek ve ortak bir platformda paylaşabilmek üzere Ankaralı bir grup arkeoloji ve tarih sever tarafından kurulan Göbeklitepe Dostları Şanlıurfa’yı ziyaret etti.

Ankaralı Göbeklitepe Dostları Şanlıurfa’ya Çıkarma Yaptı


 

Geçen sene de Şanlıurfa’ya gelen ancak çatı inşaatı sebebiyle Göbeklitepe’nin kapısından dönen grup üyeleri nihayet bu sene; Şanlıurfa Müze Müdürü Sn. Celal ULUDAG ve İl Kültür ve Turizm Müdürü Sn. Aydın ASLAN’ın ilgileri sayesinde tüm yapıları inceleme şansı bulabildi. Ekim ayında başlayan çatı örtüsü tadilatı sebebiyle bu yıl da Göbeklitepe’yi ziyaret edememe kaygısı yaşayan grubun rehberi Ertan TURGUT şu açıklamalarda bulundu:

‘’Burada Göbeklitepe sevdalısı olan çok özel ve donanımlı bir topluluktan söz ediyoruz. Grubumuzda öyle üyeler var ki; gözlerini bağlayıp D Yapısının içine bıraktığınızda el yordamıyla size P43 ve P33 gibi önemli dikilitaşların nerede olduklarını gösterebilir hatta üzerlerindeki kabartmaları tek tek anlatabilirler. Bu yılki gezimiz sırasında Göbeklitepe yapılarının üstlerinin kapatıldığını ve bu sebeple dikilitaşları sadece tellerin arkasından görebileceğimizi öğrendiğimizde büyük bir hayal kırıklığına uğradık. Ancak yılmadık ve gece yarısı Urfa’daki bir süngerciden kırk adet minder kestirip yerlerde sürünmek ve örgülü tellere yapışmak pahasına da olsa Göbeklitepe’deki tüm yapıları kazı koordinatörü Sn. Lee CLAIRE eşliğinde detaylı olarak inceleme şansı bulabildik. Ayrıca gezimizin öğleden sonraki programında Harran Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Sn. Prof. Dr. Mehmet ÖNAL eşliğinde Türkiye’nin en büyük teşhir alanına sahip olan Şanlıurfa Müzesini ve akabinde Kale Eteği bölgesindeki mozaikli nekropol alanını da ziyaret edebildik.

Aynı grup üyeleri ile son on yıldır gerçekleştirdiğimiz; gezi, seminer ve dersler sırasında çoğunlukla Roma ve Helenistik dönem kentleri üzerine odaklanmışken Göbeklitepe sayesinde artık Bereketli Hilal’de yer alan Neolitik ve Epipaleolitik yerleşkelere de yoğun bir ilgi duymaya başladık. Özellikle Göbeklitepe C Yapısındaki P27 numaralı dikilitaş grubumuzun simgesi olmuş durumda. Hatta grup üyelerimizden diş hekimi Sn. Yaşar BERBEROĞLU P27’den esinlenerek altın ve gümüşten yapılmış muhteşem bir eser ortaya çıkardı. Bu özgün tasarım grubumuzun sembolü oldu ve bu seneki Göbeklitepe ziyaretimiz anısına bu sembolü konu alan özel tişörtler yaptırdık. Ayrıca yine grup üyelerimizden Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü doktora öğrencisi Sn. Mine BİCAN, üzerine Göbeklitepe’nin yanı sıra Mısır Piramitleri ve Stonehenge’in de olduğu bir karikatür çizerek minik üyelerimiz için çok anlamlı bir çanta da tasarladı.

Özetle; bizler Ankara’da yaşayan bir avuç Göbeklitepe sevdalısıyız. Ünlü tarihçi ve arkeolog Gordon CHILDE’ın geliştirdiği ve arkeoloji dünyasının neredeyse bir asırdır kabul ettiği Neolitik dönem ile ilgili temel bilgileri kökünden sarsan bu kadim tepeye her ayak bastığımızda büyük bir heyecan yaşıyoruz. İstiyoruz ki; heyecanımız bu topraklarda yaşayan herkes tarafından aynı coşku ve bilinçle paylaşılsın ve Göbeklitepe’nin insanlık tarihindeki önemi herkes tarafından kavranabilsin. Bu sebeple bizler Göbeklitepe Dostları olarak yüzyılın bu en önemli keşfinin arkeoloji dünyasında hakettiği yere bir an önce gelebilmesi ve daha da önemlisi sonsuza kadar korunabilmesi için aşağıdaki on maddelik manifestoyu ilan ediyoruz.’’

GÖBEKLİTEPE DOSTLARI MANİFESTOSU

1- Göbeklitepe kazısı, insanlık tarihinin tartışmasız en önemli kırılma noktası olan ‘’tarım devrimi’’ başlarken, hangi sürecin izlendiğini bizlere anlatması açısından şu an itibariyle yeryüzündeki en önemli arkeolojik kazıdır.

2- Göbeklitepe’de 1995-2014 yılları arasında ortaya sekiz yapı çıkarılmıştır. Ancak yapılan jeomanyetik taramalar sonucunda bu sekiz yapıya ek olarak yer altında yaklaşık on iki adet daha yuvarlak yapının var olduğu belirtilmektedir. Göbeklitepe’de yıllardır merak edilen konuların aydınlatılmasına yardımcı olabileceği umuduyla bu on iki yapıdan özellikle iki tanesinin bir an önce gün yüzüne çıkarılması gerekmektedir. Bunlardan en önemlisi tepedeki zeytinliğin hemen yakınlarında gömülü olan ve mevcut D yapısının neredeyse iki katı büyüklüğünde olduğu tahmin edilen devasa yuvarlak yapıdır. Diğeri ise mevcut H yapısının hemen doğusunda yer alan ve olimpiyat halkaları gibi iç içe geçmiş olan üçlü yapıdır.

3- Göbeklitepe’deki tüm yapılar en kısa sürede ortaya çıkarılıp tamamen incelendikten ve elde edilen bilgiler tüm detaylarıyla kayda alındıktan sonra bir zamanlar Göbeklitepe’de yaşayanların da yaptıkları gibi bütün yapıların üstleri tekrar toprakla örtülmelidir. Ancak; gelecek nesiller için sadece D Yapısı şu an olduğu gibi toprak üstünde bırakılabilir. Diğer tüm yapılar muhakkak tekrar gömülmelidir zira, yaklaşık 11.600 senedir mükemmel bir biçimde korunmuş olan yapıların son yıllarda bölgede yaşanan ve ileride yaşanması muhtemel siyasi çalkantılar sebebiyle daha ne kadar korunabileceği bilinmemektedir.

4- Tüm yapılar toprağa tekrar gömülmeden önce girişteki ziyaretçi merkezi yakınlarında A, B, C, D yapılarının birebir mükemmel röprodüksiyonları inşa edilmeli ve bölgeye gelecek olan yerli ve yabancı ziyaretçiler önce söz konusu röprodüksiyon yapılarda bilgilendirilmeli ve daha sonra orijinal D yapısının olduğu tepeye çıkarılmalıdır. A, B, C, D yapılarının birebir kopyalarının yapılacağı röprodüksiyon çalışmaları için özel bir deneysel arkeoloji projesi hazırlanarak yerli ve yabancı heykeltıraşlar Şanlıurfa’ya davet edilmelidir. Söz konusu röprodüksiyon çalışmaları sırasında bir zamanlar Göbeklitepe’de yaşayan avcı-toplayıcıların da yaptığı gibi, sadece çakmak taşı aletler ve bölgedeki kireç taşı ocaklar kullanılmalı, hatta anıtsal boyutlardaki taşların nakliyesi sırasında avcı-toplayıcıların aynen 11.600 yıl önce uyguladıkları yöntemler denenmelidir. Böylece bugünkü insan ile aynı beyin hacmine sahip olan Göbeklitepe sakinlerinin yıllardır merak edilen teknik becerileri konusundaki belirsizlikler de aydınlığa kavuşmuş olacaktır.

5- Göbeklitepe doğal afetlerden muhakkak korunmalıdır. Şu ana kadar ortaya çıkarılan ve ileride çıkarılması muhtemel yapıların korunması en son teknoloji ile sağlanmalıdır. Özellikle dikilitaşları ayakta tutan dairesel duvarlar oldukça hassas bir yapıya sahiptir ve şiddetli rüzgarlara maruz kaldığı takdirde bu duvarların yakın bir gelecekte erozyona uğrayacağı kesindir. Bu sebeple tüm yapılar yürüyüş yolunu da içine alacak şekilde şeffaf bir malzemeyle çevrilmeli ve şiddetli rüzgarın yapıların içerisine girmesi önlenmelidir. Göbeklitepe doğal afetlerden olduğu gibi maksatlı tehlikelerden de korunmalıdır. Örneğin, 2010 Türkiye’sinde ve ülkenin bu en önemli arkeolojik kazısında yaşanan skandal hırsızlık olayının benzeri bir daha asla yaşanmamalı ve bölge halkı bu konuda bilinçlendirilmelidir.

6- Göbeklitepe’nin daha iyi anlaşılabilmesi için Şanlıurfa Bölgesinde ve özellikle Tek Tek Dağlarında yer alan Neolitik döneme ait diğer kazılara da gereken önem bir an önce verilmelidir. ‘’Göbeklitepe’nin Kardeşleri’’ olarak nitelendirebileceğimiz özellikle; Harbetsuvan, Karahan Tepe, Sefer Tepe, Hamzan Tepe ve Ayanlar Höyük gibi kutsal alanların, civarlarındaki tuzak alanlarıyla birlikte en kısa zamanda ortaya çıkarılması ve Göbeklitepe ile olan ilişkilerinin anlaşılabilmesi için; Ardahan Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Sn. Bahattin ÇELİK ve konunun diğer uzmanlarına maddi ve manevi tüm destek hem devlet hem de sivil toplum kuruluşlarınca sağlanmalıdır. Göbeklitepe 90 hektar ve Çatalhöyük 100 hektarlık bir alana sahipken Göbeklitepe’nin kardeşlerinden; 140 hektarlık alana sahip Karahan Tepe ve 160 hektarlık Ayanlar Höyük bize önemli mesajlar vermesi gereken kutsal alanlardır. Ayrıca Göbeklitepe’de henüz rastlanmayan Natufyan Döneme ait ok uçlarının Hamzan Tepe’de bulunmuş olması da Tek Tek Dağları’nda Göbeklitepe’den daha eski kutsal alanların olabileceği konusunda bize önemli ipuçları vermektedir.      

  

7- Göbeklitepe’de on dokuz senede gün yüzüne çıkarılan 69 adet T veya L şekilli dikilitaşın detaylı ve yüksek çözünürlüklü fotoğraflarına ulaşabilmek konusunda büyük bir sıkıntı yaşanmaktadır. Geride kalan yirmi üç sene boyunca detaylı bilgi ve belge edinme konusunda Göbeklitepe sevdalıları deyim yerindeyse maalesef aç bırakılmıştır. Bu tespit, sadece biz sıradan sevdalıların değil, bölgeyle yakından ilgilenen akademisyenlerin de hemfikir oldukları bir konudur. P27 numaralı efsane dikilitaşın bile internette adam akıllı sadece bir tane fotoğrafı mevcuttur. Bu sebeple en kısa zamanda oldukça detaylı bir ‘’Göbeklitepe Kataloğu’’ acilen hazırlanmalı ve söz konusu katalogda yer alacak olan bilgi ve belgelere internet ortamında da rahatlıkla ulaşılabilmesi sağlanmalıdır. Ayrıca Göbeklitepe kazı ekibinin haber ve notlarından oluşan ve Göbeklitepe ile ilgili en doğru ve güncel bilgileri ihtiva eden ‘’The Tepe Telegrams’’ web sitesi muhakkak Türkçe olarak da hizmet vermelidir.       

8- Bilindiği üzere antik şehir ve tapınaklarda yapılan gece turları ve sanatsal aktiviteler oldukça etkileyici ve ses getiren organizasyonlardır. Bu faaliyetlerin en güzel örnekleri; Ürdün’de Petra, Lübnan’da Baalbek, Mısır’da ise; Karnak, Luxor ve Abu Simbel Tapınaklarında görülmektedir. Benzer uygulama Göbeklitepe için de düşünülebilir. Zira; Göbeklitepe’de dikilitaşların üzerinde yer alan kabartma figürler gündüz vakti çok yakın mesafeden bile seçilememektedir. Oysa söz konusu kabartmalar ve semboller gece turlarında kullanılan özel aydınlatma ve gölge teknikleriyle oldukça çarpıcı bir şekilde gözler önüne serilebilir. Efes gibi önemli antik şehirlerimizde gece turlarının halen yapılamaması Türk turizminin önemli eksiklerindendir ve aynen Ayasofya Müzesinde olduğu gibi yüksek gelir getirici katkısı da dikkate alınarak bu uygulamaya Göbeklitepe’de de başlanabilir. Etrafta bir tek şehir ışığı olmadan, yıldızların altında yapılacak olan ‘’Göbeklitepe by night’’ turu sırasında ziyaretçiler, 11.600 sene önceki Göbeklitepe sakinleriyle benzer gökyüzüne bakacak ve onların bu yapıları inşa ederken neleri gözlemlemiş olabileceklerini daha iyi kavrayacaktır. Özetle; iyi organize edilmiş Göbeklitepe gece turlarının dünya çapında ölmeden yapılması gerekenler listesinde en üst sıralarda yer alacağı kesindir.          

9- Söz konusu ‘’Göbeklitepe by night’’ turlarının ilki sansasyonel bir açılışla yapılabilir. Hatırlanacağı üzere Ürdün’ün dünyaca ünlü antik kenti Petra’da İtalyan tenor Luciano Pavarotti anısına Ürdün Kralı ve Kraliçesinin himayelerinde muhteşem bir gece organizasyonu düzenlenmiş ve söz konusu geceye; Sting, Andrea Bocelli, Placido Domingo ve daha birçok ünlü konuk katılmıştır. Gerçi; Göbeklitepe kat’i surette Aspendos veya Efes gibi konser organizasyonları için kullanılmamalıdır. Zira hem gürültü yapılara zarar verebilir hem de konsept olarak Göbeklitepe bu tür faaliyetler için uygun değildir. Ancak dünyaca ünlü flüt sanatçımız Sn. Şefika KUTLUER ve altın flütü, D yapısındaki P31 ve P18 numaralı dikilitaşlarının önünde bir konser vermek üzere Göbeklitepe’ye davet edilebilir. Hatta kendisinden Göbeklitepe için bir beste yapması bile rica edilebilir. En az Göbeklitepe kadar eski olan bir müzik aletiyle 11.600 sene sonra gerçekleştirilecek bu ilk ritüele şahitlik etmeleri için Türkiye’deki tüm büyükelçilerin yanı sıra yabancı basın da davet edilmeli ve hatta bu organizasyon TV’den de canlı olarak yayınlanmalıdır.

10- Son olarak; on dokuz senesini bu kazıya adayarak Göbeklitepe’yi ortaya çıkaran ve 20 Temmuz 2014 tarihinde beklenmedik bir biçimde aramızdan ayrılan Göbeklitepe hafiri Klaus SCHMIDT için Göbeklitepe’de kalıcı bir anıt veya ziyaretçilerin uğrayıp kendisini anabilecekleri bir hatırat muhakkak hazırlanmalıdır. Klaus SCHMIDT bölgeye gelmeden önce 1963 ve 1986 senelerinde yaşanan iki gelişme Göbeklitepe’nin keşfinde büyük önem taşımaktadır. Özellikle 1963’te; Halet ÇAMBEL ve Robert BRAIDWOOD yönetiminde Siirt, Diyarbakır ve Urfa hattının kuzeyinde gerçekleştirilen ve daha da önemlisi aynı ekipte yer alan Bruce HOWE’un dört gün süren Urfa bölgesi yüzey araştırmaları olmasa ve on yedi sene sonra da bu araştırmalar ile ilgili rapor Peter BENEDICT tarafından yayınlanmazsa bugün Göbeklitepe’nin varlığından haberimiz bile olmayacağı kesindir. Ancak kazılara başlamaya karar vermeden önce 1994’te Göbeklitepe’ye yaptığı ziyaretler sırasındaki gözlemleri ve özellikle Nevali Çori kazısındaki tecrübesi sayesinde Göbeklitepe’yi ortaya çıkaran ve bu keşfi sebebiyle dünyadaki tüm arkeoloji kitaplarındaki Neolitik Dönem sayfasını yeniden yazdıran Klaus SCHMIDT’tir. Bu nedenle isminin sadece ören yerindeki yürüyüş yoluna verilmesiyle yetinilmemeli, Prof. Dr. Kenan ERİM’in Afrodisias’ta gördüğü itibarın bir benzeri Göbeklitepe’de Klaus SCHMIDT’e de verilmelidir. Ayrıca Göbeklitepe’ye ilgili duyan sivil toplum kuruluşları her sene başarılı bir arkeoloji öğrencisine Klaus SCHMIDT bursu vererek ismini yaşatmalıdır.

URFANATİK

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER