İlk ayetimizle oku emrini alan inananlar o kadar çok şey yapmalarına karşın bir türlü inanmayanlar kadar okumuyorlar.

Okumanın beyindeki uykucu pasif nöronları uyandıran yegâne etki olduğunu anlayanlar uyanık kalmış ve de uyanıklıkları ile istediklerini de uyutabilme yeteneğine erişmişlerdir…

Bugün okumanın etki ettiği yaşam alanlarını araştıranların şaşkınlıkları gittikçe artmaktadır. Gelişim düzeylerini incelediğimiz toplumların da özellikle okuma oranları ile paralel grafikler göstermesi tesadüf olmamıştır elbet. Ekonomi, bilim, sanayi, tarım, spor, sanat, kültür ve askeri alanlar dahi okumayla birebir endekslidir. Bunu istatistikler apaçık ortaya koymaktadır.

Okumayla ilgili birkaç kritere değinelim.

Kişi başına okumaya ayrılan bütçe alanında;

Norveçli:137, Alman: 122, Belçikalı: 100 dolar gibi paralar harcarken Türkiyem: 0.45 dolar civarı bir bütçe ayırmaktadır maalesef. Uçurum o biçim… Bu ilişki okumaya ayrılan zaman için de geçerlidir. Türkiye’de okumaya ayrılan zamanı bir saat olarak ele aldığımızda Norveç 300 katımız, Amerika 210 katımız, Rus 145 katımız kadar bir zamanı ayırmaktadır okumaya ve tablolar uzayıp gider...

Ağlanacak bir halimiz var gibi değil mi? Ama acı olan bu halimize biz değil hayat gülüyor, İstatistikler gülüyor. Dünya ortalamasında Türkiye, Türkiye ortalamasında Urfa hep sonları bir iki farkla kaçırmaktadır.

"Boş kafa şeytanın çalışma odasıdır."  _Samuel smiles_ Bu söze iyi temsiller veren bizler yediden yetmişe pasif zamanlarımızla üretmeyen, gergin, öfke patlamaları yaşayan, şiddete eğilimli, sabırsız... bir topluma dönüşüyoruz. Bunu anlamak için akşam haber bültenlerini izlemek yeterli olacaktır. Bir beldede kütüphane sayısı cezaevleri sayısından çok olmadığı müddetçe suç oranları azalmaz.

Okuma zekâ gelişimlerinin en temel hazinesidir. Çünkü okuyan sözcük dağarcığını artırır. Ve her yeni sözcük beyindeki örüntü kombinasyonunu direk tetikler ve aktif beyin gözlerdeki ışığa dönüşüverir. Aktif olan dilimizin kelime sayısı 400.000 iken 400 kelimelik bir hayat okyanusa bardakla dalmak gibidir.

Geçen gün araba tamiri için gittiğim tamircide el önünde gördüğüm kitap beni heyecanlandırdı bir an. Tam bu güzel duygularla genci nasıl tebrik edeceğimi planlarken genç;

- Abe istisen al seni ossın bi adam bıraktı ben okımiyam ha. İyi yürekli kardeşin okumadan aslında tam olarak iyiliğe dahi erişemeyeceğini bilmesini istediğimden oku sen oku diye tavsiyelerde bulunabildim ancak.

Hedefi olanın uykusu yerinde durmaz. Biz eğitimciler, esas uykusu kaçması gereken ilk sınıf olmalıyız toplumda. Buda şu anlama geliyor ki en çok okuması gerekenler eğitimciler olmalıdır. Ve de ürünler vermelilerdir okuyanlar...

Okumadan geçen ömre yaşanmış denemez yaşlanmış denir ancak.

Eğitim sistemimiz teoride bu konuya ehemmiyet gösterse de uygulamada 1. Sınıftan itibaren test şövalyeleri yetiştirmek en büyük yanılgılarımızdandır. Yeterince okumamış öğrenci sadece testlerle başarılı olamaz...

Düşünme, analiz ve sentezlerimizle vücut bulabilir. Hayata karşı sorunlarımızı çözümü adına, kendimizi ifade edebilme adına, özgüvenimiz adına okumalıyız. Çok okuma kafan bulanır diyenleri tuvaletlerinde dahi kitap okuyan medeniyetler yönetir. 

Dinimizi de falancadan filancadan öğrenmek yerine okuyarak tahlil ederek inanca dönüştürmek dinimizin de ana emridir.

Kullanılmayan beyni yabani ot basar!!!

Saygılarımla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.