Okuma, göz ve beyinin koordinesi ile gerçekleşen bir faaliyettir. Gözümüzle okuyor gibi görünsek de, gerçekte okuyan sembollerle ifade edilmiş olması gerekir. Bu şekilleri gören göz, optik sinirler vasıtasıyla beyne iletir. Beyin ise sembolün anlamı ile ilgili beyinde kayıtlı eski bilgiyi karşılaştırır. Tanıyorsa anlamlandırır ve böylece o harfler veya semboller topluluğunu beyin okumuş olur. Bu karşılaştırma sırasında beyin iki bilgiyi analiz eder, değerlendirir, seçer veya reddeder.
               Okumak bir ihtiyaçtır. Okumaya başlayan bir kimse tutuşmuş odun gibi sönmez artık. Okumayı alışkanlık haline getirmeyen kişinin eğitimi öğretimi yarıda kalmış sayılır. Okumasını bilen için her insan bir kitaptır. Okumak bir insanı doldurur. Ünlü düşünür  Hacı BEKTAŞ VELİ Okunacak en büyük kitap insandır” diyerek, insanın anlaşılması gereken büyük bir varlık olduğunu vurgulamıştır.
                Okumak, içimizde buz tutmuş cahillik ve bilgisizliği parçalar. Okumaktan elde edeceğimiz en küçük fayda, bilgisizliğimizi anlamaktır. En doyumsuz faaliyet okumaktır herhalde. Eğlenceden, danstan, toplantıdan, yemekten bıkılır ama okumaktan asla.
               Yazılar genellikle adına harf denen semboller vasıtasıyla yazılır ve okunur. Bazen harf olmasa da bazı şekiller bize okumamızda yardımcı olur. Bir levha, bir ok, bir resim gibi şeylerden de okuruz.
                İnsan oğlu bilgileri ve zekânın ürettiği her şeyi yazıya dökerek ölümsüzleştirir. Yazılar, zekanın fotografı gibidir. Okumayı bazen yazıdan, bazen bir fotoğraftan bazen de izlediğimiz bir filmden yaparız. Okunacak şeylerin başında kitaplar gelir.
                Bir kitapta okuduğumuz her satır yeni bir düşünce yaratır beynimizde. Eski düşüncelerimizi yeniden değerlendiririz. Bazen düşüncelerimizi zenginleştirir bazen de pekiştirir. Kitaplar en iyi dostlardır. Yiyecek, içecekten sonra aradığımız şey bir insanla konuşmaktır. Bazen yalnızlığımızı gideren iyi bir kitaptır. Hatta öyle ki, dikkatli okuduğumuzda kitaplar; masrafsız, art niyetsiz, yorulmadan bize katlanan dostlardır.                            
               Bu güne kadar yazılan kitaplara bir göz atıldığında insanın tüm yaptıkları, düşündükleri, elde ettikleri ve başından geçenlerin hepsi kitaplarda yazılıdır. Yaşamda öğrendiğimiz şeylerin yaklaşık %60 nı okuyarak öğreniriz. Okumak, insanın kişisel gelişimini sağlar. Düşünce yapımızı, hayal dünyamızı geliştirir; kelime dağarcığımızı arttırır, bize bilgi ve birikim kazandırır.
        Kitaplar bizi bazen hayal aleminde gezdirir. Bilinmeyen yerlere götürür, tanımadığımız kişilere misafir oluruz. Tarihin sayfalarında koşar adım dolaşır; destanlara, trajedilere tanıklık ederiz. Geçmişin elem verici olaylarını değiştirmeye gücümüz yetmese de geleceğimizi kitaplardan edindiğimiz tecrübelerle inşa ederiz. Tüm bunlar ise okumayla olur.     
                    Ancak millet olarak nedense az okuyoruz. Geçmiş yıllarda yapılan bir araştırma bu gerçeği çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Bir Japon yılda 25 kitap okuyor, bir İsveçli yılda 10 kitap okuyor, bir Fransız yılda 7 kitap okuyor. Türkiye’de ise 6 Türk, yılda 1 kitap okuyor. Peki, niçin az okuyoruz? Millî Eğitim Bakanlığının yine geçmiş yıllarda yaptırdığı bir ankete göre insanımızın okumama sebepleri oran olarak şöyledir:
                   Kitap okuma alışkanlığının olmaması: % 50,2, yeterince zaman bulunamaması: % 16,6,  boş zamanlarında yoğun olması: % 10,6, tv, internet, video ve sinemanın tercih edilmesi: % 10,5 ve diğer bir kaç sebep. 
                  Hâlbuki 21. yüzyıl bilgi çağında, eğer Türk toplumu dünya üzerinde iyi bir yer edinmek istiyorsa, okumak, düşünmek ve buna bağlı olarak tartışmak, sorgulamak, eleştirmek ve bilim üretmek zorundadır. Ancak bunları yaparsak gelişir, çağdaşlaşır ve dünyada yerimizi alırız.
                İyiliği, güzelliği, doğruluğu öğrenmek istiyorsak, okuyup, karanlığın ayazından ve korkularından kurtulup, aydınlığın serinleyen sahillerinde yürüyebilmeliyiz. Gelişmemiş toplumların sorunlarının temelinde eğitimsizlik yatar. Bu toplumlarda kişiler; okuyarak geçirebilecekleri zamanı çoğunlukla faydasız hatta zararlı işlere harcarlar
               Kitap okuyan çocukların iletişim kapasiteleri artmaktadır. Okuma, çocuğun kelime hazinesini de arttırmaktadır. Kitap okumanın zihni gelişmeye katkısı aslında anne karnında başlar. Anne karnındaki bebek 6. ya da 7.aydan itibaren dış dünyayı işitebilir. Öte yandan, kendisine kitap okunan çocukların dil gelişimi sağlıklı olmaktadır. 
               Aileler, çocuklarının kitap okumamasından şikayetçidir. Kitap okumayan çocuk, nedense saatlerce televizyon ya da bilgisayar karşısında kalabiliyor ve sıkılmıyor.
              Bilgisayarda oyun oynayarak, televizyon seyrederek büyüyen çocuklarımız gittikçe okuma isteklerini yitirmekte ve okumanın sağladığı imkândan mahrum kalmaktadırlar. Halbuki çocukların, kendilerini okuyarak yetiştirmeleri gerekir. Çünkü, eğitim sürecinde çocuklara her şeyin anlatılma imkânı yoktur. 
              Yanlış ile doğru bilgiyi ayırabilen kişilerin artması için, çocukluktan itibaren kitap okuma alışkanlığının kazandırılması gerekir. Kitap okuma alışkanlığı olan çocukların eğitim hayatları da çok daha başarılı olmaktadır. Bu da ailenin işini kolaylaştırır. Ne acı ki; kitap okumayan nesillerin fikir üretme kabiliyetleri körelmekte ve doğru iletişim kuramamaktadırlar.
              Peki, ne zaman okumalıyız? Öncelikle aile olarak kitap okuma alışkanlığı edinmek gerek. Genellikle TV izleme saatlerinin bir kısmını, yolculuklarda, gezilerde, sabah bir saat erken kalkarak okumak mümkün. Velhasıl fırsat bulduğumuz her an okumalıyız. Elimizde TV kumandası ile dolaşacağımız zamanlar, kitap okuyarak geçirilebileceğimiz en verimli zamanlardır. Yine bunun gibi tren, otobüs, taksi, uçak gibi ulaşım araçlarında seyahat ederken de kitap okuyabiliriz. Çünkü, bu tür zamanlar zorunlu olarak, sessizce oturmamız ve geçirmemiz gereken boş zamanlardır. Çantalarımızdan kitap eksik etmemeliyiz. Cep telefonu kadar yakınımızda ve yanımızda olmalıdır. 
                      Kitap okumak ne işe yarar dersek şunları söylemek mümkün. Kitap okumak; insanı iyiliğe, güzelliğe götüren bir yol, kıştan bahara çıkaran, rengarenk çiçeklerden bal yapan arıya dönüştüren bir güç, sanat ve bilimle buluşturan, yalan dolandan uzaklaştıran, özlem ve umutlarla güvercin uçurtan, aydınlık sabahlara çıkaran ve kötülüklerden koruyan bir dost eldir.  Okuyan insan; sevmenin, sevilmenin, insan olmanın uygar gelecek günlere varmanın kapılarını aralar.
                    Kitap okuma; ilaç gibidir. Hayatı sevdirir, düşünceleri olgunlaştırır, besler, geliştirir ve çabuklaştırır. Okuma; stresi azaltır, zihni açar, hantallıktan kurtarır,  güzel görmemizi sağlar. Bilgili yapar, çevre edindirir, kelime hazinemizi geliştirir, anlama, konuşma gücümüzü ve kültürümüzü arttırır. Okumak; insanı etkili kılar, başarı düzeyimizi ve kaliteyi arttırır, dünyaya bakışımızı değiştirerek bizi erdemli kılar. Voltaire: ‘Okuma, ruhu yüceltir.’ diyerek okumanın önemini ve ruhumuza etkisine dikkat çekmiştir.
          Gerçekten de okuma alışkanlığı edinebilmek zordur. Hele televizyonların insanı haber, dizi,film, şov bombardımanına tuttuğu günümüzde okuyabilmek, sanatların en zoru, fakat en güzelidir.  Goethe: “Okumayı öğrenme, sanatların en gücüdür.” diyerek okuma alışkanlığı kazanmanın zorluğunu belirtmiştir.
                      TV seyretmek insanı pasifleştirir. Resimler süratle gözümüzün önünden geçer ve düşünmek için vakit bulamayız. Kitap öyle değildir; istediğiniz yerde okumayı bırakıp okuduklarınız üzerine düşünebilir ve hayal edebilirsiniz.. Araştıran, inceleyen, irdeleyen ve “OKUYAN” bir toplum olmamız dileğiyle…
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.