İnsanoğlu hayat kavgası içerisinde, gelecek kaygısıyla geçmişini hep unutmuştur. Her zaman yenilik isteği ve doyumsuzluk sebebiyle “maziyi bırak geleceğe bak” demiştir. Peki, geçmişimiz olmasa şu an biz olur muyduk?

Şu an işimizi birkaç dakika bırakalım ve maziye dalalım. Eski günlerimizi hatırlayalım. Annemizin, babamızın bize nasihatlerini, tavsiyelerini hatırlayalım. Bizden önce zor geçen günlerin hatıralarını büyüklerimizin bize anlatmalarını hatırlayalım. Dostlarımızı, okul arkadaşlarımızı hatırlayalım. Hüzünlenerek, içli içli düşünerek hatırlayalım bütün bunları. Eski günler, günümüze benzemiyor değil mi? Şimdiki gençler çok şanslı her şeye sahipler ancak bizler o eski yamalı elbiseleri hatırlayalım. Çocukluğumuzdaki çelik çomak, birdirbir, gülle (misket) deleme (topaç) oyunlarımızı hatırlayalım. Bir top için kavga ettiğimiz günleri hatırlayalım. Gır gır diye ses çıkaran oyuncak bir silah için hacdan gelen akrabamızın kapısında beklediğimiz günü, bisiklete binmek için Harran Kapısı’ndaki bisikletçileri ya da bisiklet alabilmek için harçlıklarımızı biriktirdiğimiz günleri hatırlayalım. Ayakkabı boyacılığını ve  “ağabey ayna gibi olmazsa para verme” sözlerini, ya da “buz gibi sudan iç” sözlerini hatırlayalım. Eskimo sattığınız günleri, tatlı ya da kehke (simit) tepsisinin başınız üstünde dengede durduğu günleri hatırlayın. 1993 yılına kadar tek TV kanalını hatırlayın. Düşünün TV kanalı seçme hakkınız yok, Star TV, Tele On TV ve daha sonra sayısını bile bilmediğimiz kadar TV kanalı açıldı.

Yeşilçam’ın ailece izlediğimiz filmlerini hatırlayın. Kış akşamlarında komşularla bir araya gelip film izlediğiniz günleri hatırlayın. Paylaşımların olduğu o günler. Çiğköfteler, mısır patpatı vardı o günlerde. Beraber güler beraber ağlardık. İnek Şaban filmlerini, Hababam Sınıfını, Cüneyt Arkın’ı ve daha nice güzellikleri hatırlayın. Güzelim duygu yüklü filmleri ve İbrahim Tatlıses’in müziklerini hislerimize tercüman ederdik o günlerde.

Her evde TV ve telefon yoktu. Jetonlu telefonları, ankesörlü telefonları hatırlayalım. Yaygınlaşmaya başladığı günleri hatırlayalım ve şimdi TV ve telefonda geldiğimiz nokta malumunuzdur. Eskiden evlerimizin kapıları hep açıktı. Mahalleli birbirini tanır ve her an derdini anlatacağı bir dostunun kapısına gidebilirdi. Maalesef şimdi herkes kapılarını sözde rahatlık için kapattı. Herkes modern yapıya ve modern yaşama yenik düştü. Artık apartmanlarda kimse kimseyi sormaz oldu. Hastalıkta da sağlıkta da iyi günde de kötü günde de kimse kimseyi ziyaret etmez oldu. Komşusu öldüğünde haberi olmayanlar var maalesef. Eskiden taziyeye gittiğimiz günlerde elimizde taziye evine götürdüğümüz şekeri, yağı hatırlayalım. Maalesef şimdi taziyeye şeker ya da yağ götürmeyi bir kenara bırakın taziyelere bile gitmeye üşenenler var aramızda. Kardeş kardeşin evine gitmez oldu. Dost ve akrabalar birbirini sormaz oldu.

Eskiden rahatça borç para ve altın alınırdı. Sonra dolar ve mark oldu. Günümüzde ne borç para kaldı, ne de borç altın. Kimse kimseye borç vermez oldu. Çünkü niyetler bozuldu. İyilikler kötülüğe döndü. “Dostundan alış veriş etme ki dostluğun baki kalsın” diye yanlış bir anlayış yayıldı halkımızın arasında. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın”, “kafanı yorma”, “rahatına bak”, “ben siye diyem bişey çıkmaz” söylemlerimiz arttı ve bizden bir şey çıkmaz anlayışımız gerçeğe döndü. Maalesef bugün bizden bir şey çıkmıyor.

Saygımız azaldı, muhabbetimiz azaldı. Samimiyetimiz kayboldu. Menfaat ve çıkar üzerine kurulan dostluklar, arkadaşlıklar çoğaldı. Artık dostum arkadaşım için ölürüm sözleri yerine, para, mal, mülk için ölürüm anlayışı geldi. İnsanlar eşini, çoluk çocuğunu bile göz ardı etmeye başladı. Sosyal medya iyi yanlarının ötesinde kötü yanlarıyla hayatımızda etkin olmaya başladı. Aile ve akraba kavramını unutturdu bize, dostlukları ve muhabbeti öldürdü. Eskiden mektup vardı. Hal hatır sormak vardı. Şimdi ise mesajlar, mailler var. Herkesin hatta küçücük çocukların bile elinde son model telefonlar var. Teknolojinin her olanağını kullanıyoruz ancak şükretmiyoruz. Teknoloji bize güvenmeyi, ahlaki değerleri, terbiyeyi unutturdu. Bunun farkında olmadan teknolojiyi hoyratça kullanıyoruz. Dostlukları ve zamanımızı hoyratça harcıyoruz.

İnsan büyüdükçe sorunları ve sorumlulukları artıyor. Değişimi görmek istiyorsanız lütfen ya aynaya bakın ya da maziye dalın. Geçmişinizle bugününüz arasındaki farkları bulmaya çalışın. Hesabınızı kitabınızı buna göre yapın. Çünkü hesabını kitabını bilmeyen hiçbir yere varamaz. Kendinizi, geçmişinizi, bugününüzü muhasebe edin. Neleri kazandınız, neleri kaybettiniz bunları hesaplayın. Maalesef insanoğlu nankördür ve iyilikleri, iyi şeyleri çok çabuk unutur. Tavsiyem şu ki gençlerimize İslam terbiyesi, ahlak, güven ve sadakati öğretin. Tarihini ve Peygamberin hayatını, mesajlarını öğretin. Gençlere gereksiz konuşmamayı öğretin. Vatan, insan, ümmet aşkı, dost ve akraba sevgisini öğretin. Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır düsturunu öğretin.

Peygamber Efendimiz ne güzel buyurmuş: “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” Lütfen Kur’an- ı Kerim ve hadisleri okuyalım. Hayatımıza örnek olarak Kur’an ve Hadis ölçülerini alalım. Geçmişimizden kaçmayalım, geçmişimize sahip çıkalım. Tarihini ve geçmişini bilmeyen geleceğini kaybeder. Geçmişten ders çıkaramayan, kendini yenilemeyen insan batmaya mahkûm olur. Geçmişimizle bugünümüz kavgalı olmasın. Çünkü “Geçmişle bugün arasında bir kavga çıkarırsak geleceği de kaybederiz.”  Geçmiş bize geleceği kazandırsın. Geçmişimizle barışık geleceğimizle dost olabilmek dileğiyle…

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.