banner54

Ya hayır konuş veya sus

Herkes aklından razı. Herkes her konuda bilip bilmediğini sıralar durur. Demezler ki; bildiğimiz konularda sorarlarsa söyleyelim, bilmediklerimiz konuda konuşup kendimizi küçük düşürmenin ne alemi var.

Efendim..

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki;

Fitne çıkarıp Müslümanları sıkıntıya sokmak haramdır. Fitnenin, onlarca bağlı aslanı vardır. Bunlardan bir tanesinin zinciri çözülürse, diğerleri de durdurulamaz. Bu yüzden, ya hayır söylemeli yahut susmalı. Zeki insanlara, anlatarak yeni bir şey kabul ettirmek çok zordur. Bu insanlara ne kadar anlatılsa da, değer verdikleri şey, bizim yaşayışımızdır. Biz farklı bir şey yapıyorsak ve bu onların hoşuna giderse kabul ederler. Lisan-ı hâl, lisan-ı kâlden entaktır; yani insanın hâl ve hareketi, sözünden daha tesirli olur. Yaşayarak örnek olmak, sözle anlatmaktan daha etkilidir. Gerçek Müslümanlık anlatılabilse, böyle insanların olduğu yerlerde, bir tane gayrimüslim kalmazdı.

Mücahidleri donatanlar, silahlarını teçhiz edenler, onlardan daha fazla sevab alırlar; yoksa mücahid neyle mücadele edecek? Hazret-i Osman’ın büyüklüğü de buradan gelir. Hatta sorgusuz sualsiz Cennete girecektir. Malla çok destek verdi. Hele bir savaşta, nesi varsa, ne lazımsa verdi. En sonunda Resulullah’ın, “Yâ Rabbi, Osman’a hesap sorma” duasına mazhar oldu.

Efendim..

Üç tip insan vardır; Birinci kısımdakiler hayvan gibidir. Bunlar, “Benimki benim, seninki de benim” derler, tavuk gibi, kendi önündekiyle yetinmeyip, diğerinin önündekine saldırırlar. İkinci kısımdakiler, insan hükmündedir. Bunlar da, “Benimki benim, seninki senin” derler. Bir de son kısım vardır ki, bunlara hakiki Müslüman denir. Bunlar, “Benimki de senin, seninki de senin” derler. İşte, örnek alınması gerekenler bunlardır.

Salih bir Müslüman çok şefkatli, merhametli olduğu için, gelmiş geçmiş bütün haklarını herkese helal eder, yani ahirette hiç kimseden hak talep etmez. Yâ Rabbi, ben bundan davacıyım demez. Benim yüzümden azap görmek şöyle dursun, kimsenin ayağına diken bile batmasın der. Yapamaz, üç tane karınca ölmesin diye, öyle sıçrar ki, düşer, yere başını vurur, az daha kendisi ölür. Sinek yakalar, açar pencereyi dışarı atar. Benimle uğraşma, uç, işine git der. Ondan bir sıkıntı gelmez, o davacı olmaz, yük olmaz. Bir insan daha yanmaktan kurtulsun diye çırpınır. Böyle bir insanı şeytan sevmez.

İmam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerin yolunda olup Ehl-i sünnete hizmet edenler, çok bahtiyar, seçilmiş insanlardır; ancak bütün bu hizmetlerin elimizden alınmaması için şükrünü eda etmek gerekir. Aksi takdirde Allahü Teâlâ bizden alır. Şükrünü eda etmek için de, birbirimizi sevmek gerekir. Bu hizmette olanlar, her ne olursa olsun, birbirlerini sevmedikçe bu nimetin şükrünü eda edemezler.

Üç teşekkür

Kardeşlerim..

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Peygamber efendimiz, “Allah’ın sevgisini, rızasını kazanmak istiyorsanız, önce onun kullarının sevgisini, rızasını kazanın” ve “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a şükretmiş olamaz” buyuruyor. Yani, eğer biri bize bir iyilik eder, biz de teşekkür etmezsek, Rabbimize şükretmiş olamayız. Bize gelen nimete vesile olan kişiye teşekkür etmedikçe, o nimet için yapacağımız şükrü Allahü Teâlâ kabul etmez.

İlk teşekkür edeceğimiz, anne babamızdır, çünkü dünyaya gelmemize vesile olan, her türlü meşakkate katlanıp bizi büyüten, bize dinimizi ilk öğreten onlardır. Onlara teşekkür etmek demek, gönüllerini hoş tutmak, dinimize uygun emirlerine itaat etmek, onlara elimizden gelen her iyiliği yapmaktır. Ana babaya karşı gelinmez. Dinimize uygun olmayan emirleri de başka bir bahaneyle, uygun bir şekilde yapılmaz. Yani yine de onların kalbi incitilmez. Anne ve babanın duası reddedilmez. Bunların rızasını, duasını almayan, başkasının duasıyla kurtulamaz. Peygamber efendimiz, “Ana babasının duasını almayan, Allah’ın rızasına kavuşamaz” buyuruyor.

İkinci teşekkür edeceğimiz, bize işverendir, maddi rızkımıza sebep olandır. Bize işverene de karşı gelinmez. Bize ekmek parası verene karşı gelmek uygun olmaz. Rızkı asıl veren Allahü Teâlâ’dır. Günah işlemek ve rızkımıza vesile olana teşekkür etmemek, rızkımızın daralmasına sebep olur.

Üçüncü ve asıl teşekkür edeceğimiz, bize dinimizi öğreten hocanın hakkıdır. Bu cami hocası demek değildir. Bu teşekkür, Ehl-i sünnet âlimlerinin, Silsile-i Aliyye büyüklerinin hakkıdır. Her birinden Allahü Teâlâ razı olsun! Elimizden geldiği kadar dua ve tesbihat yaparak ruhlarına göndermek, onların gıyabında her hususta onlara teşekkür etmek zorundayız. Hazret-i Ali, “Bana bir kelime öğretenin kırk yıl kölesi olurum” buyuruyor. Bir harf, bir mesele öğretene 40 yıl köle olunursa, dinin tamamını öğretene ömür boyu köle olmak bile az gelir.

Bu dünyada Allahü Teâlâ’nın bir kuluna en büyük nimeti, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi mübarek bir rehberi, sevgili bir dostunu ona tanıtmasıdır. İmanımızı, ihlasımızı, her şeyi onlara borçluyuz. Her şeyin hakkı ödenebilse de, bize dinimizi öğreten hocanın hakkı ödenmez, çünkü Peygamber efendimiz, “Ümmeti arasında peygamber neyse, talebesi arasında âlim odur” buyuruyor. Bu büyük zatlara teşekkür etmek, onların söylediklerine kıymet vermekle olur. Onları sevmekle, yollarında gitmekle olur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
HABERLER