banner54

Ya Dünya, ya Ahiret
müslüm abacı Muhterem Kardeşlerim… Ahiret, dünyanın zıddıdır. Dünya sıkıntı, ahiret ferahlık yeridir. Cennette gözlerin görmediği, kulakların işitmediği akıl almaz nimetler vardır. Dünyada zevk sefa düşkünü olan ahirette bunlardan mahrum kalacaktır. Dünyada Allahü Teâlâ’dan korkmayan Ahirette çok korkacaktır. Dünya geçici, ahiret ise sonsuzdur. İnsan ya dünyayı, ya ahireti tercih eder. Dünyayı tercih eden ahireti terk edip de yalnız dünyaya bağlanmışsa, sadece dünyayı elde etmek için çalışıyorsa, yalnız dünyaya tapıyorsa onun herşeyi bitmiştir. Hâlbuki ahireti terk etmeden nefsine aldandığı için dünyaya da meyleden mü'minin kurtulma ümidi vardır.   Dünyanın kendisi değil, sevgisi kötüdür. Bir kalpte iki sevgi olmaz. Bir insan aynı anda iki yere, mesela hem Mekke'ye hem de Paris'e gidemez. İnsan ya ahiret veya dünya yolcusudur. Ahiret yolcusu olan, en büyük günahları işlese de pişman olup tevbe ederse Allahü Teâlâ affeder. Tevbe etmeden ölürse, yine affa ve şefaate kavuşabilir. Kavuşamasa da ölüm, kabir, mahşer ve nihayet Cehennem sıkıntısıyla affedilir. Çünkü imanı vardır. Dünyayı tercih edip ahireti tamamen bırakır da kafir olarak ölürse artık onun kurtuluş ümidi kalmaz.   İnsanlara Allah’ı ve Resûlünü tanıtmak, ahireti hatırlatmak, doğru kitap vererek İslâmiyet’i anlatmak gerekir. İbadet ancak imanı olanlara farz olur. İmansıza ibadet farz olmaz. Bu yüzden en fazla üzerinde durulacak husus imandır. Esas, kök odur. Dal, budak ve meyve yani ibadetler daha sonra gelir. İbadetler muhakkak lazımdır. Ama iman yani kök yoksa ağaç zaten olmaz. Bunun için Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri, "Bizim asıl derdimiz, esas maksadımız imanı muhafazadır. Küfür, Ceyhun nehri gibi akıyor. Ancak şiddetli bir selin, bir çınarın kovuğuna girmiş saman çöpünü götüremediği gibi, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi bir büyüğün böyle yüce bir çınarın kovuğuna sığınan Müslümanları götüremez. Onlar kurtulmuştur. Yoksa bu sele karşı koymak, bu selden kurtulmak mümkün olmaz" buyurmuştur.   Bu büyükleri tanıyan, seven, kitaplarına yapışan, bir kitabını ele geçiren, küfr selinin sürükleyip götürmesinden kurtulabilir.   Bu yüzden, onların kitaplarını her yere ulaştırarak, hem bizzat kendimizin, hem de birçok insanın kurtulmasına çalışmalıyız.   İmanın muhafazası çok zorlaştı. Allah korusun insan yanlış bir söz söyler, yanlış bir iş yapar veya bozuk bir şeye inanırsa, küfre düşer mürted olur. O âna kadar yaptığı bütün ibadetlerin sevabı yok olur, iman gidince nikahı da gider. İmanı kaybetmek akıl almaz bir felakettir. Kişi bu duruma düştüğünü bilmeli ki, o halden kurtulmaya çalışsın. Çoğu bunu bilmez. Farkında bile olmaz. "Şirkten sakının. Şirk, karıncanın ayak sesinden daha gizlidir" hadis-i şerifi şirke girenin, bunu kolayca anlayamayacağına işarettir. İmansız ölmek, sonsuz Cehennemlik olmak demektir.   Sonsuzun ne olduğunu düşünebiliyor muyuz. Birine bir odada 50 yıl kalma cezası verilse, orada başka hiç ceza verilmese de insan çıldırır. İşte bu yüzden küfre düşmemek için Ehl-i Sünnet alimlerinin kitaplarından imana zarar verecek sözleri, işleri ve büyük günahları, kalp hastalıklarını yani dinimizi iyi öğrenmeliyiz. Bu hususlar, İslam Ahlâkı kitabında çok güzel anlatılmaktadır.   Bütün ibadetler, sevaplar, müjdeler, imanlı olanlara mahsustur. İman giderse, herşey biter. Onun için Seyyid Abdülhakim Arvâsi hazretleri, "Allahü Teâlâ bir kuluna iman verdiyse ona ne vermedi ki, ona iman vermediyse başka ne verdi ki." buyururmuş. Bu yüzden küfre girmekten çok korkmalıyız.   Günümüzün insanına verilecek en güzel hediye, güler yüz ve tatlı dildir. Herkesin buna ihtiyacı var. Güler yüz ve tatlı dil, zamanın cihadı ve başarının sırrıdır. Öfkelenmemeli, hiç sertlik göstermemeli. Günümüzde herkes sanki öfke küpü. Geçimsizlikler, cinayetler, ailedeki bütün sıkıntılar hep bundandır. Emanetçi neyse, biz de dünyada oyuz. Mal, beden, ilim, evlat hasılı herşey birer emanettir. Bu emanetlere ihanet etmek, onları felakete atmaktır. Cenâb-ı Hakkın emanet olarak verdiği bedeni, Onun emrettiği yerlerde ve güzel kullanmalı, para emanet etmişse, kötü yerde değil hayırlı yerde harcamalı. İlim vermişse Allah yolunda kullanmalı.   İlmi, parayı hapsetmemeli. Hapsetmek, kenz olur. Kenz edeni yani hapsedeni, Cenâb-ı Hak sevmiyor. Evlat emanetine İslam terbiyesi vermeli, kendi elimizle onları ateşe atmamalıyız. Hanım da emanettir. Onu üzmemeli ve günahtan korumalı. Elden geldiği kadar ibadetleri ihlasla yapmaya ve insanları sevindirmeye çalışmalı ki, emanetleri korumuş olalım.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
HABERLER