banner54

TÜRKİYE ROJAVA’YA NASIL YAKLAŞMALI
reşat kızılateş Herkesin dilinde aynı soru! Türkiye Suriye’ye girer mi? Birkaç gündür gündemi meşgul eden konuların başında geliyor… Gelişmelere bakınca Türkiye Karkamış-Kilis sınırı boyunca Suriye’de bir ‘cep’ oluşturma niyetini açıktan açığa dillendirmeye, bunun alt yapısını oluşturmaya, toplumda bunun mecburiyetten yapıldığı algısını yerleştirmeye başladı. Böyle bir maceraya girer mi girmez mi şimdiden kestirmek biraz zor. Çünkü bu öyle bir oldu-bittiye getirilecek, ben yaptım oldu türünden bir konu değil. Uluslar arası boyutu olan, çok aktörü bulunan bir senaryo… Peki ama Türkiye niye böyle zorlu bir maceraya girişmek istiyor. Neden? Neden şimdiye kadar değil de şimdi icap etti? Neden Cerablus ve Azez çevresi? Bu soruların biri iç politika ile ilgili diğeri de dış gelişmelere bağlı bir çok cevabı var. İç politika ile ilgili nedenlerin ne olduğunu çoğu insan biliyor… Dünya kamuoyuna yansıtılan argüman IŞİD’in bölgeden uzaklaştırılmasına dayandırılıyor. Ama basında yayınlanan renkli Suriye haritalarına bakan, ortaokula giden çocuklar bile gerçek nedenin bu olmadığını hemen anlar. Sebep IŞİD olsaydı iki buçuk yıldır niye beklendi, şimdiye kadar bir şeyler yapılması gerekmiyor muydu? Türkiye’nin asıl nedeninin Afrin ile Kobani’nin birleşmesini önlemek olduğu çok açık. Asıl sebep Kürtlerin Rojava (Kuzey Suriye)’da bir statü elde etmesine engel olmaktır. Kürtlerin kendi yönetimlerini, kurumlarını oluşturmalarına fırsat vermemektir. Peki ama neden? Rojava’daki yönetim bağımsızlık peşinde olmadığını, Türkiye ile iyi ilişkiler kurmak istediklerini, Türkiye’nin kendilerine yardımcı olmasını dile getirmelerine karşı bu ön yargı nedir? Neden Demokratik bir Suriye’de Kürtlerin yerlerini almasına karşı çıkılıyor? Binlerce yıldır bu coğrafyada yaşayan Kürtler Ortadoğu’daki bir çok toplumdan önce Müslüman olmuş, İslamiyete sahip çıkmış, içinden Hz. Caban El Kürdi(İlk Kürt Sahabe) Şeyh Abdulkadir Geylani Hazretleri, Selahaddin Eyyübi, Ali Hariri, Şihabeddin Sühreverdi, El Cezeri, Cakir El Kürdi, Molla Gürani, Melaye Ciziri, Mevlana Halid, Molla Halil Siirdi, Şeyh Ubedullah Nehri, Bediüzzaman Saidi Kürdi, Şeyh Said Pirani gibi yüzlerce alim ve önder çıkarmıştır. Yüzyıllarca Kürt medreselerinde İslamiyete hizmet edilmiştir. Bu kadar dinine bağlı bir halk olmasına rağmen bu gün tekbir getirerek kendisine baskı, zulüm ve katliam dayatılması tarihe kara bir leke olarak düşecektir. Bin yıldır Türk, Arap, Acem, Süryani, Keldani ve diğer halklarla bir arada yaşayan Kürtler kimsenin toprağına, malına, namusuna göz koymamış tersine kendileri hep baskı görmüş, dışlanmış, toprakları, canları, malları hep talan edilmiştir. Gerek Selçuklu, gerek Osmanlı gerekse yeni Türk Devleti’nde Kürtler önemli görevlerde bulunmuş, o savaştan o savaşa götürülmüş, bağlı oldukları devlet adına fedakarlıkla savaşmışlardır. 93 Harbi, Kafkas, Çanakkale, Suriye-Filistin, Irak, Yemen Cephelerinde on binlerce Kürt hayatıyla bedel ödemiştir. M.Kemal Kurtuluş Savaşı ile ilgili Erzurum ve Sivas’ta kararlar alırken yine sağında ve solunda Kürt Beyleri ve Şeyhleri vardı. Emperyalist Güçlere karşı Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında Kürtlerin nasıl destek olduğu o günkü yazışmalarda açıktır. Lozan’da sınırlar tartışılırken Meclis’teki Kürt Milletvekillerinin Lozan’a gönderdikleri mektupta Türklerle et tırnak olduklarını ilan etmesi daha dün gibi ortadadır. O Lozan ki sınırları Sykes-Picot Gizli Antlaşmasına göre belirlemiş, Sykes-Picot ise Kürtleri bilerek dört parçaya ayırmıştır! Dönem dönem Kürtler isyan etmiş ama o da kimliklerinin yok sayılması, hor görülmeleri, dışlanmaları veya baskıya uğramaları sonucunda olmuştur. Yakın zamanda 91 Körfez savaşından sonra Irak’taki yeniden yapılanmada Kürtler kendi yönetimlerini kurunca Türkiye yine bugünkü gibi kıyamet koparmış savaş senaryoları havada uçuşmuştu. Sonra Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile dostane ilişkiler başlamıştır. Bugün milyar dolarlarca ticaret yapılmakta, Türkiye’den yüzlerce yatırımcı ve binlerce insan orada iş yapmaktadır… Rojava da bugün aynı durumdadır. Türkiye buradaki demokratik yönetim ile diyalog kurmalı, dostane ilişkiler içerisinde demokratik, özgür bir Suriye ve Ortadoğu için mücadele etmelidir. Geldiğimiz noktada Kürtlerden zarar geleceği yönündeki algı ortadan kaldırılmalıdır. Bin yıllık kardeşlik, komşuluk, birliktelik bunu gerektirir. Eminim bu politika çözüm sürecini de hızlandıracak, dağda olan insanlar güven içinde evlerine dönecek ve isteyen demokratik siyaset zemininde faaliyetini sürdürecektir. Hatta öyle bir politika izlenmeli ki sınırlar Avrupa’daki gibi formalite olmalı Sabah Urfa’da, Antep’te, Mardin’de kahvaltı yapanlar öğle yemeğini Kobani’de, Halep’te, Azez’de yiyebilmelidir... Böyle bir tablo belki birilerini rahatsız edecektir ama madem kardeşlik isteniyorsa kardeşliğin gereği de budur…          
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
HABERLER