banner54

NEDEN ?

 Komşumuzda, süregelen iç karışıklık; şüphesiz ülke olarak bizi de etkiliyor. Ekonomiden siyasete, ticaretten yatırıma, sosyal yaşamımızdan günlük yaşantımıza her şeyimizi etkiliyor. Çünkü, Suriye’nin komşusuyuz ve gereğinden fazla burnumuzu soktuk.
  O kadar kirli oyunlar oynanıyor ve izliyoruz ki; insanın kanını donduruyor. Diri diri kafası kesilen insanlar mı dersiniz, kalbini çıkarıp yemeye çalışanlar mı dersiniz, sıraya dizilip tek kurşunla infaz edilenler mi dersiniz, kadına kıza yapılanları mı, çoluk çocuğa yapılanı mı, hangisini ele alsanız birer vahşet. Ne acı değil mi?
  Ya yerinden yurdundan edilen milyonlara ne demeli? Malları, mülkleri, evleri, namusları, canları hepsi darmadağın oldu. Başka memleketlerde canlarını kurtarma pahasına sefil yaşamlar, acı yolculuklar, kırılanlar, dökülenler, yolda yaralanıp ölenler, mezarlarının bile yeri belli olmayanlar… Geldikleri ülke de uyum sağlayamadıkları gibi yaşamlarını sürdürmek için sigortasız ucuz işçilik arayanlar… Sahi ya  bunların hepsi neden…?  Bilen var mı?  30 yıldır Gaziantep’te yaşıyorum komşu ülkemizde kimsenin burnunun kanadığını duymamıştım.
   Tarımı ve doğal kaynakları ile kendine yeten bir Suriye ülkemizin Kilis-Hatay-Ş.Urfa, Mardin sınır illeri ile ilişki içinde sınır ticareti yapıyorlardı. Günü birlik gidip gelirdi herkes. Hatta son yıllarda, sabah atlayıp bir taksiye, Suriye ye gidip çarşı pazar gezip geliyordu hanımlarımız. Onlarda Pazar günü için Antep’e gelip,  Sanko parkı gezip gidiyorlardı. Urfa’ya, Hatay’a Mardin’e gelip gidiyorlardı.
  Daha beş yıl kadar önce Büyükşehir Belediyemiz Halep’i kardeş şehir ilan etmiş. Belediye yetkilileri gidip gelmişti. Daha 3-4 yıl önce sınırdan geçen demiryolu yenilenip Halep’e yeni seferler başlamıştı.  Hükümetimiz Bakanlar Kurulunu Suriye de toplamış, sonra da diktatör dediğimiz ESAD Türkiye’ye gelmiş Başbakanımızın İstanbul’da ve Eğe Sahillerinde misafiri olmuş, yenilmiş içilmiş ve yatlarda gezilmiş ve kanka olunmuş. Bu olaydan bir yıl geçmeden, arap baharında ortaya çıkan bazı kimseler adeta paraşütle Suriye’ye inip muhalefet yaratmaya çalıştılar… Birde oraya sınırdan geçenler 40.000 binlerle ifade ediliyor. Hükümet güçlerine birkaç saldırı ile başladı bir iç savaş.  
  Bu yabancılar gelmeye başlayınca, suçsuz günahsız insanlar, büyük şehirlerdeki esnaflar, ticaret ile uğraşanlar herkes zarar görmeye başlayınca, başlamış bir göç… Varını yokunu satıp paraya çeviren (erken fark edenler) terk etmiş Suriye’yi. Yoksulları da  Gaziantep, Hatay, Şanlıurfa ve Ürdün  başta olmak üzere; en yakın yerlere sığınmaya çalışmışlar. Kalanlar ayrı bir perişan. Kime destek olacağını da bilmiyor. Büyük bir kaos. Göçen de pişman, göçmeyen de. Buna rağmen Ortadoğu coğrafyasında göç, 1400 yıldır devam etmektedir. Sahi bu göçler neden? Bilen var mı? Bilen var da söyleyen yok.
   Bir yıl kadar önce komşumuza  Suriyeli bir aile geldi. 1-2 saat evde oturup konuştuk. Adam Esad’ın mezhebinden olmadığını, Esad’dan  memnun olduklarını, kendilerini dışardan gelenlerin karıştırdığını ve o gelenlerin yakmasından, yıkmasından kaçtıklarını ve kimsenin can güvenliğinin olmadığını, daha önce hükümetle hiçbir sorunlarının olmadığını, güzelim saray gibi evlerini bırakıp oğulları, gelinleri, torunları ile kaçıp geldiklerini belirtti. Bugün için bile bu kargaşayı kimse anlamış değil. Kim niçin? Kiminle ne uğruna savaşıyor? Savaşı kazanınca ne olacağını bile bilmeden? Adam bunlar mı demokrasi ve huzur getirecek diyor ve ekliyordu…Asla diyor…!
   Öte yandan, bir yıl kadar önce bir kimyasal silah kullanımı ve savaş çığırtkanlığı aldı yürüdü. Guta kasabasında bir bina civarında kimyasal silah kullanıldığı ve ölen insanlardan görüntüler… Arkasından Esad kimyasal silah kullandı… Bir hava operasyonu hazırlıkları ve söylemleri…  Türkiye’ de hemen operasyon yapın diyor… Rusya dan açıklama yapılıyor “elimizde görüntüler var o bölgede kullanılan kimyasallar muhaliflerce atılmıştır”. Suriye “biz kimyasal silah kullanmadık” beyanatları veriyor. Birleşmiş Milletlere kapılarını açıyorlar. Sonra birileri BM konvoyuna uzaktan silahlı saldırı yapıyor… Bir İki gün inceleme duruyor. Derken, İngiltere de, 285 oyla operasyon izni reddediliyor.. İngiltere Başbakanı operasyona katılmayacaklarını beyan ediyor. Sonra CIA dan açıklama geliyor “elimizde Esad’ın kullandığına dair kesin delil yok”.
   Bu arada BM heyeti, incelemelerini tamamlıyor… Esad’ın Kimyasal silah kullandığına dair kesin bulguya rastlayamadıkları haberi geliyor… Ardında ABD’den gelen açıklama bizim kendi istihbaratımızın bilgileri önemli, biz ona bakarız diyor… Birkaç saat sonra biz istihbarat yaptık bunu Esad yapmıştır. Operasyona herkes karşı bile olsa ben cezalandıracağım diyor...
   Kurt kuzuyu yiyecekse, mutlaka bir sebep yaratacaktır. Durum öyle… Almanya yok, İngiltere yok, Çin karşı, İran karşı, Rusya karşı… Birleşmiş Milletler onaylamıyor… İsteyen Fransa, Türkiye, ABD Sudi Arabistan ve Katar…!
  BOP pojesi… Suriye yıkılacak… Yarın Türkiye’de yıkılacak… İran da yıkılacak projeleri gelecek önümüze… Ama her şey için geç olacak…! Senaryo değil artık bunlar plan… Kendi kuyumuzu kendimiz kazıyoruz ülke olarak. Bilmem farkında mısınız?
  Adamlar önce muhaliflere silah satacaklar, sonra eskimiş silahlarını kullanıp deneyip yenileyecekler, sonra yakıp yıktıkları ülkeye imar için iğneden ipliğe her şey satacaklar. Yani yeni PAZAR açacaklar… Petrolün üzerine oturacaklar…
  Bu senaryo ve oyunları izlerken, herkesten şu ortak soruyu duydum: “Bu iç savaşlar neden hep Müslüman ülkelerinde oluyor? Niçin Almanya’da Fransa’da olmuyor?” Herkes kendilerince bir cevap veriyor. Genellikle “bu batılılar bizi sevmiyor içimize nifak sokuyorlar ondandır” yorumu geliyor. Bende onlara eğer öyle ise onlara uymayalım diyorum. Sonra hep bir ağızdan “bizde akıl yok ki” diyorlar.
  Halkımız doğru söylüyor “bizi karıştırıyorlar” ... Akıl yok ki dediklerine de katılıyorum. Şöyle ki; biz akıllı milletiz ama uysalız. Biz Müslümanlar 1400 yıldır (halifelik mücadelelerinden beri) bu coğrafyada birbirine düşmüş, savaşmış, öldürmüş, göçe zorlamış ve hükümranlık  kurmaya çalışmışız. Düşünün ki; Peygamber Efendimizin torunlarına kadar katledilmiş.
  İşte bu olaylar sonucu; İslâm dini bir yönetim aracı olmaya başlamış, sosyal hayat, medeni hayat, siyasi hayat hep din ekseninde tutulmuş. Tüm Müslüman ülkelerinde bu yüzden demokrasi, insana saygı, doğaya saygı, hayvanlara saygı ikinci plana atılmış. Hep duygularla hareket etmişiz, birbirimizden hep yara almış, birileri bunu kaşıdığında yaramız kanamış ve tekrar çatışmaya başlamışız.
  Bilimi, ilimi, fenni ihmal etmişiz.  Biz savaşırken, ortada dahi olmayan devletler, çalışmışlar, birbiriyle kavga etmemiş, bulmuş, yapmış, geliştirmiş ve insanlığın emrine vermişler… Bundan para da kazanmışlar. Kazanıyorlar da. Halbuki; bu coğrafyada ne kadar büyük bir zenginliğe sahibiz Müslüman ülkeleri olarak. İnsan gücü, kaynaklar, tabiat hep bizde. Çatışmasak hepimize yetecek toprak, su, güneş, kaynak var. Ama nafile… Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye, Mısır, Libya, Lübnan, Filistin, Türkiye hepsinde kardeş kavgası var. NEDEN? Kardeş kardeşle kavga eder mi? Birbirini öldürür mü? Neden Almanya’da olmuyor? NEDEN? NEDEN? Sadece bunu düşünüp gerçek sebebi görelim artık. Din, inanç, dil ve diğer farklılıklarımızı bir yana bırakıp, geçmişi unutarak; İNSAN olma, İNSANA Saygı gösterme ve gerçek bir DEMOKRASİ ekseninde kimseyi sorgulamadan, eleştirmeden yaşamayı öğrenelim. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
HABERLER