banner54

Modern çağda hal-i pür melalimiz ve kurtuluş yolumuz
 osman gülebakYENİ CMYK "Kendinizi ve ehlinizi (ailenizi) yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyunuz."(TAHRİM- 6)   Bismillah diyerek bir hikâye ile başlayacağız yazımıza hikâye ama her hikâyede bilen için bir nasihat ve bir de nasip vardır. Biz de bir nasihat ve bir nasip için kulak verelim hikâyemize… Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak diyarlardan birinde yedi yavrusu ile birlikte çok mutlu bir anne keçi yaşarmış. Günlerden bir gün, anne keçi evdeki erzaklar azaldığı için, alışverişe gitmeye karar vermiş. Yedi yavrusunu da etrafına toplayıp, sıkı sıkı tembihlemiş: ‘Benim canım yavrularım, ben evimize erzak almak için alışverişe gidiyorum. Ben yokken sakın ama sakın kapıyı kimselere açmayın. Kurt benim olmadığımı anlarsa, mutlaka sizi kandırmaya çalışacaktır. Döndüğümde benim olduğumu anlamanız için ayağımı kapının altından gösteririm. ‘ demiş. Anne keçi uzaklaşırken en küçük yavru sormuş: ‘Anneciğim, kurt olduğunu nasıl anlayacağız?’ Anne keçi cevap vermiş: ‘Kurdun sesi çok kalın, ayakları da kahverengidir.’ Anne keçi yavrularına sıkı sıkı tembihlediği için, içi rahat bir şekilde, kolunda alışveriş sepeti ile yola koyulmuş.   Keçi yavruları oyun oynamaya başlamışlar. İyiden iyiye oyuna daldıkları bir sırada kapı çalınmış. ‘Kim o?’ diye hep bir ağızdan sormuşlar. ‘Ben annenizim. Açın kapıyı.’ diye cevap vermiş, kalın bir ses. ‘Bizi kandırmaya çalışma, senin kurt oluğunu biliyoruz.’ demiş yavrular. Kötü kurt hırsla oradan uzaklaşmış. ‘Şu keçi yavrularını kandırmak için ne yapsam acaba?’ diye düşünmeye başlamış. Sesini inceltmek için gidip bir sürü yumurta almış ve hepsini içmiş. Tekrar keçi yavrularının evine gidip, kapıyı çalmış ve incelmiş sesiyle ‘Açın kapıp yavrularım, ben sizin annenizim’ demiş. Yavrular ince sese inanıp, tam kapıyı açacaklarmış ki, büyük keçi yavrusu annesinin öğüdünü hatırlamış ve sormuş ‘Bize ayağını da göster.’ Kurt kahverengi ayağını kapının altından uzatınca, yavrular hep bir ağızdan ‘Sen bizim annemiz değilsin, ayakların kapkara, git buradan kötü kurt’ diye bağırmışlar.   Kurt keçi yavrularının bu kadar akıllı olmalarına çok bozulmuş. Hemen gidip, ayaklarını fırıncının unlarına bulamış; ayaklarındaki tüyler unlanınca bembeyaz olmuşlar. ‘İşte şimdi sizi kandırabilirim’ diye düşünmüş kötü kurt. Keçi yavrularının evinin yolunu tutmuş ve kapıyı çalarak ince sesiyle tekrar ’Yavrularım, ben geldim, çok yoruldum, elimde alışveriş torbalarım var, açın haydi kapıyı’ diye seslenmiş. Yavrular ince sesi duyduktan sonra hemen ayaklarını görmek istemişler. Kurt da undan bembeyaz olmuş ayaklarını kapının altından uzatmış. Yavrular incecik sese ve bembeyaz ayaklara kanıp, kurdu anneleri sanarak, kapıyı hemen açmışlar. Kötü kurt içeri girer girmez tüm yavruları teker teker karnına indirmiş…   Evet, kardeşlerim, bu bir hikâye ama ne kadar da benziyor halimize değil mi? Durun bir fark arada hikâyede kurda aldanan küçük yavrular iken bizim hikâyemizde koca koca adamlar. Hâlbuki Yüce Allah hem kitabı Mübin’de hem de resulün dilinden bize her şeyi açıklamıştı. Kim dostumuz kim düşmanımız hepsi belliydi. Peki, ne olmuştu bize niye aldanmıştık ve kapılarımızı açmıştık düşmanımıza… Çünkü biz Allah’ın hayat kitabından çoktan uzaklaşmıştık, peygamberi ise sadece dil seviyorduk. İslam’ı sadece belli bazı ibadetlerden sanmıştık. Namazımızı kılıyor, orucumuzu tutuyor, haccımıza da yapıyorduk. Belki bir Cuma akşamı ya da bayram günü bir mezarın başında anlamını bilmeden Kuran bile okuyorduk ama dedim ya dini sadece birkaç ibadetten müteşekkil biliyorduk ya da birileri bize böyle öğretmişti. Dini ortadan kaldıramayan düşmanımız dini anlama şeklimize müdahale etmişti. Yani özü olmayan, sadece kabuktan ibaret, bir ibadetler manzumesi…   Dini sosyal hayatımıza karıştırmıyorduk. Kızımız veya eşimiz ince ve dar elbiseler giyip gezebilirdi. Hatta kız veya erkek arkadaşı da olabilirdi. Başını örtmek mi sadece namaz kılarken olsa yeterliydi. Başını örten olsa da o da örftendi ayıp olmasın diye. Yarı çıplak sanatçıların küfür kokan konserlerine gidile bilinirdi hem konserden sonra yatsı namazımızı da kılardık. Evet, modern bir din anlayışını! Dayatmışlardı düşmanlarımız bize, hem de öyle bir dayatma ki hiç farkımız kalmamıştı onlardan. En dindarlarımızın bile çocukları o kadar değişmişlerdi ki hiç benzemiyordu peygamberine ve ashabına. Tüm olanlar beş vakit camide namazını kılan bizleri hiç etkilemiyordu. Nasılsa iktidarda dindar insanlar vardı. O yeterliydi. ‘Zamanın gençleri işte gençliklerini yaşasın!’ diyorduk hal dilimizle… Sadece seyrediyorduk onların cehenneme doğru gidişini. Peki, nasıl oldu? Nasıl bu hale geldik? Kimler değiştirdi bizleri? Sorular, sorular, cevaplanmayan sorular…   Oysa Üstadımız 90 yıl önce hapishanenin penceresinden okul bahçesinde raks eden kızları görüp ağlamış ve feryat etmişti hak namına. ‘Bir yangın ki alevleri göğe yükselmiş evladım içinde yanıyor ayağıma bir taş takılmış ne ehemmiyeti var.’ diyordu çektiği cefaları küçük görürcesine… Evet, ne olmuştu bize yoksa birileri uyuşturucu iğne mi vurmuştu bize ki bu kadar vurdumduymaz oluverdik. Kurcalıyorum beynimi anlamaya çalışıyorum olan biteni evet yıllar önceydi kurulalı bu sinsi tuzak. Sırlar dünyasıyla açılmıştı modern dindarlığın kapıları. Orada belirmişti cennete gitmenin kolaylığı ve devam etmişti diğer İslami kanallarda! Bu ucuz dindarlık hikâyeleri…”Kalp temiz oldu mu insanlara iyilik de yaptın mı tamamdır” diyordu tüm kısa filmler bize. Başı açık namazda kılınıyordu Kuran da okunuyordu. Ve böyle değişti bu toplum... Şimdi ise bizler de ve bizden bildiğimiz idarecilerimiz de ellerimiz bağlı seyrediyoruz yavrularımızın ebedi hayatlarının elimizden gidişini…   Peki, bu konuda ne yapmalıyız? Hikâyede geçtiği gibi kuzu postuna bürünmüş kurtlardan çocuklarımızı nasıl kurtarmalıyız? Çözüm, Allah’ın bizim için bir önder olarak gönderdiği Hz. Muhammed’e (sav) hayatımızın her safhasında tabi olmaktır. O’nun getirdiği kutlu mesaja kulak verip ebedi hayatı kazanmaktır. O’nun getirdiği kutlu mesaj, 1400 yıl önce karanlıklar içinde yaşayan bedevi bir toplumu dünyanın en mükemmel insanları yapmıştı. Kızını diri diri toprağa gömen Ömerleri adalet timsali Hz. Ömerler yapmıştı. Karanlıklar içinde yaşayanları göklerdeki yıldızlar seviyesine çıkarmıştı. O mesaj bugün elimizde ama biz sırtımızı döndük o mesaja.   Bizler toplum olarak bir daha insanlığa gönderilen kutlu mesaj olan Kuran’a ve peygamberlik zincirinin son halkası olan Hz. Muhammed’in sünnetine sarılıp hayatımıza tatbik ettiğimiz zaman, hem dünyada hem de ahirette huzura erebiliriz. Yine bir Nisan ayı yine kutlu bir doğum… Cahiliye hayatını geride bırakan bu zaman diliminde O’nu ve O’nun getirdiği ilahi mesajı anlamaya ve anlatmaya çalışan tüm Peygamber Sevdalılarına selam olsun. O’nun doğumu 1400 yıl önce karanlıkları aydınlattığı gibi yaşadığımız asrı da aydınlatması temennisiyle… Vesselam        
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
HABERLER