banner54

KILIK KIYAFET SERBESLİĞİ

Temel Fransa’ya gitmiş bir süre dolaştıktan sonra kalıcı iş bulamamış, tam umudunu yitirmişken karşına Türkçe tabelalı bir lokanta çıkmış sahiplerini bulan Temel sevinerek lokantaya dalmış orada ne kadar Türk varsa hepsiyle tokalaşıp hal hatır sormuş, sıra lokanta sahibine gelince lokanta sahibi bizim Temel’i odasına davet etmiş. Hemşerim nasıl yardımcı olabilirim sana deyince Temel sevinerek ben iş arıyorum  ha burada bir iş varsa çalışmak istiyorum  demiş. Bunun üzerine patron Temel’e denemek için geçici bir iş vermeyi  düşünmüş ve Temel’e bir soruyu sormuş soru şu; babamın bir oğlu var kardeşim değil kimdir? Temel bir süre düşündükten sonra cevabı verememiş patron Temel’in vasıfsız olduğunu anlayınca acıma duygusuyla bulaşıkçı görevini vererek işe almış. Bir süre sonra Temel işten bıkmış  ve Fransa’daki tüm iş umutlarını yitirerek Türkiye’ye dönmeye karar vermiş.

Lokantacıyla vedalaşınca ’’Ha uşağım sen  geçen bana sorduğun sorunu cevabı neydi bir bileyim de bizimkilere sorayım ’’ lokantacı, tamam hemşerim sorunun cevabı benim. Temel teşekkür ederek çıkmış.

Trabzon’a dönen Temel ilk birkaç gün ziyaretleri kabul etmiş daha sonra normal hayatına başlamış, bir gün köy kahvesinde otururken aklına o meşhur soru gelmiş, hemen sormuş soruyu  ’’Ha uşaklar bir soru soracağım size bilirseniz her gün ben size çay ısmarlayacağım bilmeseniz  ben sizden çay içeceğim demiş ’’ köylüler merakla teklifi kabul etmiş Temel soruyu sormuş ’’ Babamın bir oğlu var ama kardeşim değildir kimdir? ’’  Köylüler bir sürü isim saymış ama bir türlü cevap bulamamış. İddiayı kazanan Temel her gün keyifle Fransa’daki lokantacıdan  intikam alırcasına çayını içmiş. Bir süre sonra köylülerde komşu köylüleri tuzağa düşürmek için Temel’in meşhur sorusunu sorma kararını almışlar. Temel’e demişler bize şu sorunun cevabını söyle de şu karşı köylüleri de biz  yenelim, Temel hiç tereddüt etmeden  hayhay hemşerim; sorunun cevabı Fransa’daki lokantacıdır…

Bizim de Avrupa maceramız  Temel ’in Fransa macerasına benziyor, Avrupa da veya başka Ülkeler de uygulanan sistemi olduğu gibi getirip  Türkiye ye uygulamaya çalışıyoruz. Bu sistemlerin takip ve kontrolü olmayanca sistem bir süre sonra tıkanıyor.

Bunların bir kaçını sıralayalım;Her ilde bir üniversite açma ve herkesi Üniversite mezunu yapma fikri teorik olarak çok olumlu ancak ülkenin ekonomik yapısı ve alt yapı eksikliği buna müsait olmadığını şuan net görebiliriz.Bir ülkenin olmasa olmaz dediğimiz üniversitelerdeki Fen ve Edebiyat Fakültelerin çoğu kapanmak üzere.

Akıllı tahta ve Fatih projesi bence tam oturtulması zaman alır ve ülkeye çok ağır maddi külfete sebep olur. Çünkü her yönüyle alt yapısı hazır değil bu işin. Sadece öğretmenleri eğiterek bu işin üstesinden gelinmez, en azından tahta nasıl korunur bilinci yok öğrencilerde…

Dünyanın en çok cep telefonun kullanıcısı ve İnternet kullanımına sahip bir toplum olduğumuzu bütün araştırmacılar söylüyor. Keşke bu bağımlılık bizim bilime ve teknolojiye olan merakımızdan kaynaklı olsaydı. Bugün görüyoruz ki eğitimin en büyük baş belası  cep telefonu ve internet bağımlılığıdır bu bilinçle interneti sınıflara sokmak nasıl bir sonuç doğuracağı doğrusu merak ediyorum.

Ders kitaplarının devletçe karşılanması bana göre Cumhuriyet tarihinin en güzel icraatlardan bir tanesidir. Ancak gel gelelim uygulama biçimlerine, kendi bilgim ve gözlemelerime dayanarak emini ki dağıtılan ders kitaplarının büyük çoğunluğu açılmadan çöpe atılıyor ya da  kâğıtçılara satılıyor çünkü piyasadaki tamamıyla ezbere dayalı ve bilimsel eğitici yöntemi olmayan  test kitapları öğretmenler tarafından tercih ediliyor. Yetkililer çok basit bir anketle bunu öğrenebilirler.

Kırtasiyeleri dolaşın ve bakın fotokopi makineleri Türkiye’nin en büyük en büyük matbaalarından  daha fazla çalışıyor test fotokopileri için yazık çok yazık!  Oysa ders kitapların bilimsel yöntemlerle ve son derece öğretici, formasyona uygun olarak hazırlandığını söyleyebilirim ancak kimsenin takip ve kontrol ettiğini görmüyoruz.

Sistem okul öğretmenlerini dershaneci okulu da dershane yapmaya zorluyor bırakalım okulları okul olarak kalsın. Büyükler bilirler öğrenciler bir yazarın hayatını ve eserlerini aylarca araştırıp öğreniyorlardı bu bilgileri kendileri buldukları için bilgi onlara ait ve kalıcıydı mesela ben trigonometri konusunu hayatımda hiçbir öğretmenden almadım liseyi bitirince en çok bildiğim konu trigonometri idi çünkü ben bu konuyu çok iyi araştırmalar sonucu öğrendim, pratik bilgi anlıktır ve kalıcı olmaz okulun görevi öğretimin yanında eğitimi de vermektir.

Bana göre test kitaplarının okullara sokulması yasaklanmalıdır!

SBS’nin kaldırılması dershanelerin kapatılması uygulaması da sancılı olacağı şimdiden söyleyebiliriz.

Kılık kıyafet yönetmenliği resmi gazetede yayınlandı, en liberal ve en muhafazakâr çevreler tarafından bile eleştiriliyor bana göre bu eleştiriler ciddiye alınmalı.

Ekonomik farklılıklar, özentiler, marka hastalıkları ve kişilik zafiyetleri okullarda çok ciddi sorunlar yaratır diye düşünüyorum.

Sonuç olarak kontrolsüz özgürlük, özgürlük değildir diyorum. Yukarda sıraladığım reformlar özünde olumlu ancak toplumun buna hazırlıklı olması  ve de bunu için çok ciddi ön hazırlıklar yapılması gerektiği kanaatindeyim…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
HABERLER