banner112
banner54

İnsanlar takdir ile teşvik edilmeli

Muhterem kardeşlerim…

Yeryüzündeki insanlarımızın geneli yaptıkları güzel işlerden dolayı takdir beklerler. Dilleri söylemese de gönülleri hep birilerinin kendisini takdir etmesini arzular.

Takdir ve ilgi toplamak arzusu herkeste vardır. Mesela bir kadın, kocasının ilgisini üzerine toplamak için, yalandan hastalanır. Bir çocuk parmağındaki yarayı, ona buna gösterip, ilgilenmelerini ister. Büyükler de çocuklarından farklı değildir. Yazdığımız bir şiiri bir arkadaş beğense, ona yazdığımız bütün şiirleri göstermeye çalışarak, bizimle daha fazla ilgilenmesini, bizi takdir etmesini isteriz. Bazı kimselerin önemli kişi olma arzusu, tımarhaneye düşmelerine sebep olmuştur.

Çalışanların kusurlarını, mevcut iyi hareketlerini takdir etmek suretiyle düzeltmeye çalışılmalıdır.

Şu da unutmamalı ki, riyakârca bir takdir zararlı olabilir. Bir insanı onda bulunmayan bir meziyetle övmeye kalkarsak, içinden “Haydi canım sen de”.. diyebilir.

Öyleyse, çalışanın mevcut olan iyi vasfını takdir etmek gerekir. Onun arzusunu sormalı, istekleri ile ilgilenmelidir! Ben çalışan olsaydım, âmirimden ne beklerdim diye düşünmelidir.

İnsan emir almaktan hoşlanmaz. Onun için “Şunu şöyle yap” dememeli, “Şunu şöyle yapsak olmaz mı? Ben şöyle düşündüm. Acaba siz nasıl düşünüyorsunuz?” gibi sözler çalışanı incitmez, nefsinin hoşuna gider. Böylece eleman, kendisinin önemli bir kişi olduğuna inanarak çalışma azmi artar. Kısacası, nasıl idare edilmek istiyorsak, elemanlarımızı da o şekilde idare etmemiz lazımdır.

Maiyeti altındakilere ne sert, ne de yumuşak davranmalı, her zaman orta yolu seçmelidir. Yönetici, elemanlara karşı fazla yumuşak davranırsa, laubali olurlar. İşler ciddiyetle yapılmaz. Sert davranırsa, yöneticiden nefret ederler.

Tanıdıklar ve maiyettekiler, çekinmeden âmirin yanına girebilmelidir. Yanına girmekten çekinen varsa, o âmirde hayır yoktur.

İdarecinin terbiyeye gereken değeri verip maiyetindekilere önem vermesi ve ikramlarda bulunması terbiyenin gerekleri arasındadır.

Bir idare altındaki toplulukların, ahlak ve özellikleri, birbirine zıtlık yönünden, aynı yerde yetişmiş olan bitkilere benzer. Bazısı tatlı ve faydalı, bazısı da acı ve zehirli olur. Herhangi bir bahçede yetişen karışık bitkilerden acı ve zehirli olan türleri ayıklamazsa çoğalır, kuvvetlenir, tatlı ve faydalı olan bitkilerin yaşamasına, gelişip büyümesine engel olur, telef olmasına sebep olur.

Bitkiler arasındaki acı ve zararlı otları temizlemek için bir bahçıvan gerektiği gibi, halkın da fitneci, bölücüleri doğru yola getirecek, mazlumlardan zulmü kaldıracak, cemiyete düzen verecek rahatlık ve huzur getirecek, idaresindekileri seven adil bir idareye ihtiyacı vardır.

Siyaset ve adaleti iyi olan idarecinin idaresi devamlı olur. Terbiyeye riayet olunmazsa idarede çökme arızaları görülür. Dolayısıyla topluluklarda terbiyenin de önemi çoktur.

Terbiye daima kişinin aklına, hidayet yolunda kılavuzluk eder. Terbiye elde etmeye yönelmelidir. Çünkü terbiye aklı artırır, mevki ve mertebede olgunluğa eriştirir, kişiliği kuvvetlendirir.

Terbiyeli kişi, edebi sebebiyle mal kazanır ve yüksek dereceye ulaşır. Fakat babasından edep değil de mal intikal eden evlat, malı kaybettiği gibi terbiyeden de mahrum kalır.

Mirasın hayırlısı, edep, arkadaşın hayırlısı, güzel huy, rehberin hayırlısı iyilik yollarını gösteren, kötülük yollarını kapayan yardımcıdır.

Ticaretin faydalısı çok çalışmaktır.

İstişareden daha çok güvenilecek dal, bilgisizlikten daha şiddetli fakirlik olmaz.

Edebin gerekli olduğuna inanan kişi, bu iki temeli de bilmeli ki; bu prensipleri, idaresinde uygulasın.

Çünkü sağlam idare ancak bunlara dikkat etmekle gerçekleşir; Edebin temeli ilimdir.

İlim, Dini iyi bilmek için şarttır.

İdare altındakiler üç sınıfa ayrılır:

1. Sınıf: Akıllı, dindar ve fazilet sahibidir, idarecinin başarılı olması için, karşılaştığı güçlüklerin çözümlenmesinde daima ona yardımcı olurlar. Muvaffakiyeti için Cenab-ı Hakka dua edip mutluluğunu isterler. Bunlara güler yüz göstermeli, sözlerine kulak vermeli ve iltifat etmelidir.

2. Sınıf: Bunlar, bazen hayra, bazen de kötülüğe meyleder. Yani tabiatları iyiliği de kötülüğü de yapmaya müsaittir. Böyle kimseleri, iyiliğe meylettikleri zaman teşvik, kötülüğe yönelince de azarlamak ve korkutmak lazım gelir.

3. Sınıf: Bunlar adi ve sefil kişilerdir. Her davete koşarlar. Nereden bir şey görse o tarafa meylederler, iradeleri zayıftır, herkese uyarlar.

Bunlar, ümitsizlik vermeyecek derecede korkutulmalı ve ifrata varmayacak kadar cezalandırılmalıdır.

İdarecinin; anlayış-zeka, meselelere çözüm bulma kuvveti, elemanları, sağlam bina gibi de olsa yine de bunlara güvenerek bir umursamazlığa düşmesi doğru olmaz.

İdareci, işleri bu minval üzere yürütürken henüz ortaya çıkmamış olan fakat meydana gelmesi muhtemel olan meseleler için de daima tedbirli olmalıdır. Yani olması muhtemel işler hakkında da tedbirli olmak; güç durumların çıkabileceğini de unutmamak gerekir.

İdareci, Allahü Teâlâ’dan korkarsa, elemanlar da ondan korkar. Yani onun emrini yerine getiremeyip üzülmesinden korkarak ne söylerse seve seve yerine getirirler.

Allahü Teâlâ cümlemizi adil, çalışkan ve Allah’tan korkan kullarından eylesin. (Amin)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
HABERLER