banner54

FİLLER VE KARINCALAR

Siyasete değin yazılacak çok şeyin olduğu, yazmak  adına  bereketli zamanlarda yaşıyoruz. Adeta yazılmayı bekleyen gündem tarlaları içindeyiz.

Bir kısmı var ki yazılması zül geliyor , diğer bir kısmını yazmak ise kalemimizi kahrediyor.

Paralel ve dikey yapıların toynakları çatışa dursun, seslerine değin tek bir kelime yazmak , israf edilmiş beyhude cümlelere dönüşüyor.

Soma’yı yazmak mı, sanki susmak daha  terbiyeli bir duruş.

Ne zaman 301 canın toprağa düşüşünü düşünsem, terbiyem bozuluyor.

Küfretmek kalemimin harcına yakışmıyor.

Cumhur başkanı seçimine dair  bir şeyler yazmak, havanda su dövmekten farksız.

Tekrarı vuku bulan,ülkemin dejavu hallerinden farksız bir konu.

İşte bundan dolayıdır ki ,bu yazı hiçbir gündeme değinmeden kendi gündemini oluşturmak niyetinde.

Geçmiş,geçti,gelecek meçhul.Bu günümüz,şu andan ibaret.

Şimdi sormak istiyorum;

mutlu muyuz,yaşadığımız andan memnun muyuz,mutluluk nedir çözebilmiş miyiz?

Filler kavgaya tutuştuğunda karıncalar ezilirmiş.

Biz bu kavganın neresindeyiz.

Fillerle mi kavgadayız, yoksa her kavgada toprağa gömülen karıncalarla ortak kaderimi paylaşıyoruz.

Yeryüzünde bu güne kadar milletin bekası ve saadeti için kavga veren siyasi bir güruh oldu mu?

Milletin seçtikleri,  kendi öz menfaatlerini öte kenara iterek, millet adına ne zaman kavgaya tutuştu.

Ben hiç görmedim, duymadım, bilmiyorum.

O vakit, mutlu olmak için kendi öz farkında lığımızı oluşturup, kendi yaşamımıza yön verebiliyor olmalıyız.

Kaderimizi hiçbir kulun insafına bırakmadan, yaşamayı öğrenmeliyiz.

Maharet fil olmakta değil, karınca olmamakta.

Her şeyimize ortak olan, sosyalist ya da komünist olmayan, sosyal devlet anlayışında olduğunu iddia eden, fakat hukuk devleti olmayı beceremeyen bir sistemin içindeyiz.

Hukuk devleti olmak niyetindeyken, sosyal olamayan bir sistemde, biz neredeyiz.

Sosyal olmaktan bahsetmiyorum. Zaten yeterince sosyalleştik, twitter ve facebook âlemlerinde.

Kurşun adamların oluşturulduğu geçmişimizden, özgür adamların yaratılmaya çalışıldığı iddia edilen bu günlerde,ne kadar mutluyuz.

Ünlü bir hikaye vardır;

Memleketin birinde ,hali vakti yerinde bir adam yaşarmış.

Her şeyini satıp yola revan olmuş.

Mutluluk nedir sorusunun cevabını bulma yolculuğudur bu kayboluş.

Gel zaman git zaman , çok diyar çok memleket gezmiş,lakin cevabını bulamamış.

Bir gün, cevabını alabileceği bilge adamdan haberdar olmuş.

Hayli zaman ve zor yolculuk sonrası, bilge adama ulaşıvermiş.

huzura çıkmış ve sormuş.

Ustam mutluluk nedir?

kahramanımıza tahta  kaşık uzatılmış ve içine bir miktar yağ konulmuş.

Denilmiş ki;

Bu kaşığı ağzından çıkarmadan ve yağı dökmeden sarayı gez, döndüğünde kaşıkta hala yağ varsa, sorunun cevabını alırsın.

Sarayı gezmeye başlamış.

Öyle muhteşem bir saraymış ki, hayretler içinde kalmış.

Huzura vardığında.

“Nasıl güzel miydi sarayım” diye soran bilgeye, övgülerini sıralamış.

Fakat kaşıkta yağ kalmamış.

O vakit söz dile gelmiş;

“Mutluluk bu güzelim sarayda gezerken, kaşıkta ki yağı dökmemektir.”

Gezilen saray dünyamız, ağzımızdaki kaşık ömrümüz, kaşıktaki yağ özümüz, inancımız , yaşam sevincimiz.

Kendimizin ya da başkasının dünyasında gezinirken, kaşıktaki yağı dökmeden yaşamayı öğrenmeliyiz.

Yüklerimizden, ölümü tatmış olan yakınlarımızın isim listesini oluşturarak kurtulabiliriz.

Zira ölümün mutlak soğuk yüzü, var olan her şeyi çıplaklaştırıyor ve basitleştiriyor. Hayatı çıplak ve basit,  hiçbir şeye bağlanmadan yaşamayı öğrenmeliyiz. Madem ki ölüm hak,o vakit fil olup karıncaları ezmek niye?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
HABERLER