banner112
banner54

DUYGUSAL TARİH VE ERMENİ SORUNU
reşat kızılateş     Araştırmacı tarih; olayların nedenini, sonucunu, birbirleriyle ilişkilerini sorgulayan, bilimsel veriler ve objektif kaynaklara başvurarak geleceğe ışık tutan tarih anlayışıdır. Günümüzde bilimsel araştırma yapan tarafsız tarihçiler bu tarih yöntemini kullanırlar. Bir çok ülkede resmi tarih anlayışı olaylara yaklaşırken bu tanıma uymaz. Bilimsel olmaktan ziyade duygusal bir format kullanılır genelde. Hele kendine güvenmeyen, gelecekle ilgili fazla söyleyeceği olmayan devletlerde bu duygusallık hep zirvededir. Resmi tarihinde duygusallığa yer vermeyen devlet yok gibidir. Duygusallık arttıkça bilimsellikten uzaklaşılır, tarihte yapılan hatalar, ders çıkarılması gereken olaylar duruma göre ya abartılı ya da önemsizmiş gibi aktarılır yeni kuşaklara… Peki Türkiye neresinde bu anlayışın? Türkiye’deki tarih anlayışı böyle mi? Resmi tarih duygusal bir tonda mı kaleme alınmış? Evet, oldukça… Pek yakın bir zamanda gerek Türkiye gerekse dünyanın gündemine gelecek olan 1915 olaylarının yüzüncü yılında Ermeni Sorununa resmi tarih gözlüğüyle bakış buna örnek olarak verilebilir. Ermeni sorunu Osmanlı Devleti’nden günümüz Türkiye’sine miras kalan bir sorun. O gündür bu gündür uluslar arası alanda Türkiye’nin karşısına çıkan sorunların başında geliyor. Bir dönem Türkiye sahiplenmek istememiş. Biz Osmanlının devamı değiliz demeye getirerek olayı kökten kapatmak istemiş ama zamanla bundan vazgeçerek Osmanlının üç kıtada at koşturduğu dönemlerle duygusal bağlarını güçlendirmeyi tercih etmiştir. Olay1915’te yaşananlar “katliamdır!”, “katliam değildir!” noktasında düğümlenmiştir. Düğümlenmesine yol açan öncül neden işte bu resmi tarihin duygusal boyutta ele alınmasıdır. Adına ne derseniz deyin ortada bir sorun var ve bu sorun ile ilgili kaynakların bilimsel ve objektif olarak ele alınması gerekir. Kaldı ki olay o kadar eski de değil. 1915’i yaşayanların çocukları ve torunları hala hayatta… Bir trajedinin yaşandığı gerçeği ortada duruyor… Binlerce yıl bu topraklarda yaşayan insanların bu gün yurtlarında olmaması bile yeter bu konuyu daha ciddi ele almak için. Birçok konuda olduğu gibi duygusal resmi tarihin yeni kuşaklara empoze edilmesi, ön yargılı bir yaklaşıma ve bu da nefret duygusuna dönüşür. Bu gün geldiğimiz nokta biraz da budur. “Ermeni” kelimesini kullandığınız anda insanların hemen nefret duygularının kabarıyor olması bu anlayışın bir sonucudur. Oysa bu topraklarda Müslüman komşusu Ramazanda iftar açmayana kadar sofrasına oturmayan Ermenilerin olduğunu, yine camiden çıkan Müslüman ile kiliseden çıkan gayrimüslimin birlikte aynı sofraya oturduğunu biliyoruz. Peki sonra ne oldu? 1915’e nasıl gelindi? Olayın kökeni 1789 Fransız İhtilali’ne kadar gider. Fransız İhtilali diyor ki ‘her ulus çoğunlukta olduğu bölgede kendi devletini kurma hakkına sahiptir.’(selfdeterminasyon) Bu gelişme ile dünyayı bir milliyetçilik dalgası sarar ve Osmanlı gibi çok uluslu devletlerde ayaklanmalar başlar. 1800’lü yılların başında Sırplar ve Yunanlılar isyan eder. 1829 Edirne Antlaşması ile Yunanistan Bağımsızlığını kazanır. Eflak, Boğdan ve Sırbistan Özerklik elde eder. Daha sonra Sırbistan, Bulgaristan, Romanya, Karadağ bağımsızlığını kazanarak Osmanlılardan ayrılır, Bosna-Hersek özerk olur. Böyle bir ortamda 1894-96’daki Ermenilerin bağımsızlık talepleri çok sert şekilde bastırılır. Kopmalar devam eder ve 1908’de Bulgaristan Osmanlı Devletinden tamamen ayrılır. 1913’te Arnavutluk Osmanlılardan ayrılan son Avrupa Devleti olur. Milliyetçilik düşüncesi Arap ve Kürtler arasında da başlar. Arabistan’daki Necit Emiri Abdulaziz B. Suud Osmanlıların Balkan Savaşlarından yararlanarak krallığını ilan eder ve 1921’de Hicaz hakimi olur. Aynı yıl Fransız İhtilali’nin etkisinde kalan iktidardaki İttihat ve Terakkiciler kayıpları önleyemeyince Osmanlı Devleti’nin milli bir Türk Devleti’ne dönüştürülmesi için Turancılık fikrini geliştirir. Ve 1915. Ermeniler Osmanlı Devleti’nden ayrılma taleplerini yoğunlaştırınca İttihatçılar bu talebi bastırmak için sert tedbirlere başvurur. Bununla yetinmeyip Tehcir Kanunu ile Ermeniler Suriye’ye zorunlu göçe tabi tutulur. Osmanlı Devleti’nden ayrılan bu kadar devlete ses çıkarılmazken aynı taleplerle Osmanlı Devleti’nin kapısına dayanan Ermeniler nedense günah keçisi ilan edilir… Bu yaklaşım günümüze kadar gelir. Diplomatik ilişkilerde Türkiye’nin karşısına çıkar bu sorun. ‘Kim, kimi katletti’ noktasında düğümlenir. Düğüm nasıl çözülür peki? Bunun cevabını muhatap konumunda olanlar vermeli elbette… Ama şu yaklaşım da göz ardı edilmemeli bence. En başta bilimsel tarih anlayışından yardım alınmalı. Unutmayalım ki yüzyıl kadar yakın bir olayın bu kadar farklı taraflara çekilmesi ve bu kadar tartışmalı hale getirilmesi, yeni kuşaklara farklı anlatılması tarihin tahrifatından başka bir şey değildir. Tarihi gerçekler neyse ona göre tavır alınmalı ve politikalar üretilmelidir. Tarihi gerçeklerin üstünü örtmek gelecek kuşaklara sorunu havale etmek anlamına gelir. Bugün çözülmesi daha kolay olan bir sorun yarın daha karmaşık sorunlara yol açabilir. Geçmişteki hatalar kabul edilerek gelecek kuşaklara nefret yerine barış, dostluk, iyi komşuluk duygularının bırakılması büyük devlet olmanın da bir ölçütüdür aynı zamanda…                    
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
HABERLER